SOKRATES ‘‘BULUTLARDA’’ — Ahmet Çarpar
“Sokrates ‘‘Bulutlar’’da, toplumuna olan sevgisini her şeyden üstün tutan bir düşünce insanının, hakkında yanlış yargılar üretilmesine izin vermemek için canından nasıl vazgeçtiğini gösteren bir metindir. Oyunda, tüm varlığını –bilindiği sanılan- gerçekleri sorgulamaya adamış olan Sokrates’in yaşamının son aşaması anlatılır.’’
Kılık-Kıyafet Düzenlemeleri Üzerinden Öğretmen Kimliğinin Disiplinleştirilmesi — İkbal Vurucu
“Öğretmenlerin kılık-kıyafetine ilişkin düzenlemeler, yalnızca hangi giysilerin uygun olduğuna dair idari tercihler değildir. Bu düzenlemeler öğretmenlik mesleğinin nasıl temsil edildiğini, öğretmenin profesyonel muhakemesine ne kadar güvenildiğini ve kadınlarla erkeklerden hangi görünüşlerin beklendiğini de ortaya koyar.”
Kapital, İcazet ve Veraset — Murat Beyazyüz
“Doğu Türkistan’da Aktağlık ve Karatağlık diye anılan iki rakip kol böyle doğdu. Sonrası artık yalnız bir tarikat meselesi değildi.”
TÜRK-İSLÂM SENTEZİ: ERİME Mİ, ÖZGÜNLEŞME Mİ? — İkbal Vurucu
Türk-İslâm sentezinin tarihî ve sosyolojik imkânları ne denli zengin olursa olsun, bu tecrübenin çağdaş dünyada somut, hukukî ve rasyonel bir kurumsal kimliğe kavuşması ancak Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti ile mümkün olabilmiştir.
Gazete — İlteriş H. Kutlu
Dijital çağın kesintisiz akışı içinde bu üç boyutun; bilme, var olma ve değer verme süreçlerinin giderek parçalandığına tanıklık ediyoruz. Bilgi çoğalırken ortak akıl zayıflıyor; iletişim hızlanırken eş zamanlılık hissi gitgide yavaşlıyor; kanaat üretimi artarken değerlerin müşterek zemini şiddetle daralıyor. Gazete işte bu bilişsel parçalanmışlığın tam ortasında, dünyayı yeniden bir kompozisyona dönüştürme gayretinde olan ve nadir kalan formlardan biri olarak önemini hâlâ koruyor. Dünyayı ve hayatı insana parçalı bir akışın çok ötesinde ‘bakmaktan’ ‘görmeye’ tebdil olmuş bir bütün olarak sunmaya tüm gücüyle gayret ediyor.
Oksijen Yetersizliği Vicdanı Zayıflatır — Ahmet Çarpar
Bir insanın bozulup yozlaşma ihtimali ne kadar mümkünse, bünyesindeki insanların terkibi olan bir toplumun da bozulup yozlaşma ihtimali o kadar mümkündür. Ama genellikle otomatik bir refleksle sürekli kutsanan, icat edilmiş bir ”halk” kavramı dolayısıyla bu ihtimale düşüncede pek yer verilmez. Aramızda, kalabalıklar hiçbir zaman şaşmaz, asla yanılmaz gibi bir kabul gezer durur.
Daron Acemoğlu ve Hangi Liberal Demokrasi? — Kutlu Kağan Dalkılıç
Acemoğlu’nun öncesi de sonrası da sisteme dair krizi derinleştirmektedir. Sistemin neo liberal formu tekelci finans elitlerine; sol liberal formu bürokratik kamucu soyguna ağırlık kazandırmaktadır.
Yeryüzünde Bir Karadelik: KİTLE — Ahmet Çarpar
Fertler, kendisini aşan bir anlamla bağını kaybettikçe ilkel bir tüketene; ortak bir anlam etrafında toplanan gruplar, cemaatler, partiler aidiyetini ve müşterek mesuliyetini yitirdikçe kapalı bir zümreye; birbirinden farklı fert, grup ve cemaatlerin daha geniş bir hayat ve kader tasavvuru içinde kurduğu cemiyet ise çözülüp dağınık bir kalabalığa dönüşüyor.
700 Yıllık Bir Suçüstü: Zâkânî’nin Maske Düşüren Sözlüğü — Murat Beyazyüz
Zâkânî’yi bugün hâlâ okunur kılan şey, sövgüsünün dozajı değil, isabetidir. O, tek tek kişilerle uğraşmamış, rolün kendisine saldırmıştır. Sözlüğünde falanca satıcının, şu hâkimin, bu vaizin adı geçmez; “tüccar”, “kadı” ve “vaiz” yazar. Roller değişmediği için tanımları da bayatlamamıştır. Tüccar hâlâ var, denetçi hâlâ var, riyakâr hâlâ var. Sözlüğün maddeleri boşa düşmüyor; sadece muhatapları yenileniyor.
Dergâh ve Kapital — Murat Beyazyüz
Tarikat hikâyesini bir yozlaşma hikâyesi diye okumak mümkün. Bir dayanıklılık hikâyesi diye okumak da mümkün. Hikâye tek. İki adı var.
Hangi adı kullanacağız?





