Alevi-Bektaşi toplumunun kendi namına devletten talepleri son derece makul taleplerdir. Bu açıdan bakıldığında günümüze kadar bir “mesele” olarak gelen sürecin yönetimi ve çözümü aslında son derece kolaydır. Esasında meselenin çözümü, bundan yüzyıl önce de çok kolaydı. Önce Türkiye’deki, daha sonra Avrupa’daki Alevi örgütlenmesinin çıkış noktası; Diyanet görevlilerinin Alevi vatandaşların cenazelerini kaldırmadaki isteksizlikleriydi. O gün büyük bir mesele olarak görülen bu husus, bugünün insanına mesele gibi gelmiyor. Bugünkü Alevi taleplerine gösterilen direnç de yüzyıl sonrasının insanına anlamsız gelecek. İşte bu nedenle, Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci yüzyılına girerken tarihi bir eşikte olduğumuzu idrak etmemiz gerekiyor. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılını inşa ederken bir inanç grubu olarak Alevi-Bektaşi toplumunun, milli birliğimizi tahkim edecek şekilde devlet nezdinde karşılık bulması, herkesin ve her kesimin hayrınadır.
İyi de Alevilerin talepleri nelerdir?
Aleviler tam olarak ne istiyor?
Bugüne değin birçok Alevi kurumu, inanç ve kanaat önderi, Alevi toplumunun talepleri hakkında görüş belirtti; raporlar yayımlandı, çalıştaylar yapıldı. Elbette bunların bir kısmı siyasi bagajı olan, Alevilerin ne istediğinden ziyade Sünni topluma ne verilmemesi gerektiği üzerine kurulan taleplerdir. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın veya din derslerinin kaldırılması gibi Alevi toplumunun sosyolojik gerçekliğiyle uzaktan yakından ilgisi olmayan talepleri bunlar arasında sayabiliriz.
Cumhuriyetin ikinci yüzyılında talepler temelinde ve Alevilerin devletle bütünleşmesi bağlamında aşağıda ele alacağımız öneriler, Alevi toplumunun politik kaygılardan uzak, makul çoğunluğunun görüşlerini ifade etmektedir.
Biz bu makalemizde, on yıllardır biriken teorik ve pratik tecrübemizin yanında; Alevi-Bektaşi Güç Birliği Platformu tarafından 167 Alevi-Bektaşi kuruluşu ve inanç önderinin imzasıyla kamuoyuna duyurulan Alevi Raporu’nu[1] esas alarak geleceğe dönük bir projeksiyon sunacağız. Burada detaylara inmeden taleplerin genel çerçevesini çizecek, teknik ayrıntılara girmeyeceğiz.
Temel İlkeler
Alevi toplumunun en azından bir kesiminde, Osmanlı mirası olarak devralınan bir duygu, devlete karşı bir güvensizlik duygusu hakimdir. Canımızı yaksa da öncelikle bu tespiti yapmamız gerekir. Devletin Alevilik hakkında attığı her adıma şüphe ile bakan ve başına gelecekler konusunda derin kaygı taşıyan bu kesimin güven duygusunu tesis etmek ilk hedef olmalıdır. Bunun için atılacak her adım şeffaf bir şekilde ve Alevi toplumunun rızasıyla atılmalıdır.
Köklü bir zihniyet dönüşümüyle desteklenmeyen, toplumsal hafızadaki kırgınlıkları onarmayan ve inancın otonom (özerk) yapısına saygı duymayan hiçbir girişim, Alevi-Bektaşi toplumunda kalıcı bir karşılık bulmamıştır, bundan sonra da bulmayacaktır. Bu bağlamda; cemevlerinin statüsünden eğitim müfredatına, kurumsal yapılanmadan inanç önderlerinin yetiştirilmesine kadar uzanan geniş yelpazedeki reform ihtiyacı, demokratik bir hukuk devletinin asli görevi olarak önümüzde durmaktadır. Ancak bu adımlar; samimiyet, saygı ve güven temelinde yükselmelidir. Bu üç husus gözetilmezse, yapılan işlerin de bir değeri olmayacaktır.
Diğer taraftan Alevi-Bektaşi toplumunun önümüzdeki yüzyılda milli birlik temelinde devlete entegre edilmesi, Türkiye’nin birliğinden ve Türk milli kimliğinden taraf olan yerli ve milli tüm siyasi eğilimlerin ve toplumsal katmanların desteği ve gayretiyle mümkündür. Önümüzdeki yüzyılı, “Bir olalım, iri olalım, diri olalım” düsturuyla ve ay yıldızlı bayrağımızın altında, milli birliğimizin teminatı olan tüm kesimlerle omuz omuza inşa etmenin yolu ancak bu ortak iradeden geçer.
Alevilere Yönelik Kirli Zihniyetin Yok Edilmesi
Öncelikle zihniyet dönüşümü üzerinde durmak istiyorum.
Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumuna karşı Osmanlı döneminden itibaren sistemli bir şekilde inşa edilen ve günümüze kadar ulaşan önyargılı zihniyet, toplumsal barışımızı zedeleyen en temel sorunlardan biridir. Bir toplumu asılsız ithamlarla karalamayı hedefleyen ve ahlaki değerlerine saldıran bu anlayışın izlerine; milyonlarca basılan romanlarda, sözlüklerde ve ansiklopedilerde halen rastlanmaktadır. Söz konusu nefret söylemlerinin bir kısmının devlet eliyle yayımlanan eserlerde dahi yer bulmuş olması, durumun vahametini ve yarattığı derin kırgınlığı daha da artırmaktadır. Bu kötü zihniyetin milletimizin hafızasından tamamen silinebilmesi için kitaplardaki ayrıştırıcı ifadelerin temizlenmesi ve tarihsel gerçeklerle bağdaşmayan bu dilin ivedilikle terk edilmesi büyük bir zorunluluktur.
Bu kirli zihniyetin bir devamı olarak, özellikle dijital mecralarda ve sosyal medyada Alevi kimliğine yönelik artış gösteren nefret söylemleri kanayan bir yara halini almıştır. Bunlarla mücadele etmek, toplumsal barışın tesisi açısından bir mecburiyettir. Bu tür söylemlerin toplumsal gerilimi tırmandırma potansiyeli göz önüne alınarak, “ayrımcılık ve nefret suçları” hukuk sisteminde net bir biçimde tanımlanmalı ve yasal güvence altına alınmalıdır. Herhangi bir sosyal veya inançsal gruba yönelik ayrım gözetmeksizin, nefret suçu teşkil eden tüm söylem ve eylemlere karşı caydırıcı ve sert yaptırımlar ivedilikle hayata geçirilmelidir.
Cemevlerinin Hukuki Statüsü
Cemevleri, kentleşen Aleviliğin bir ifadesidir. Çünkü eskiden Alevi toplumu, cem erkanlarını varsa tekke ve dergahlarda, yoksa köylerdeki dedelere ait olan ya da olmayan genişçe odalarda yürütürdü. Alevi toplumunun köyden kente göçüyle ortaya çıkan cemevleri, herhangi bir hukuki zemini olmadan 2022 yılına kadar köylere varıncaya dek yayıldı.
2022 yılında çıkarılan torba yasa ile cemevleri resmi statüye kavuşturuldu. İlgili yasada cemevi kavramına dair kısıtlayıcı bir tanım veya niteleme yapılmaması, bu yapıların kendine has doğasının korunması açısından isabetli bir yaklaşım olmuştur. Cemevleri, Alevi-Bektaşi toplumunun ibadetlerini ifa etmesinin yanı sıra sosyal, kültürel ve eğitsel faaliyetlerini sürdürdüğü çok fonksiyonlu merkezlerdir. Nitekim bu çok yönlü yapı, Resmi Gazete’de yayımlanan “Cemevlerinin Aydınlatma Giderlerinin Ödenmesine Dair Yönetmelik”te de açıkça teyit edilmiştir. Yasal zemini netleşen cemevlerinin artık tüm mevzuatta hak ettiği yeri alması; tüzük ve yönetmeliklerin taranarak gerekli ekleme ve düzeltmelerin yapılması şarttır.
2026 yılının ocak ayında yayımlanan “Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik”te, aynı zamanda birer ibadethane olan cemevlerinin yalnızca kültürel tesis olarak tanımlanması, bugüne kadar atılan yapıcı adımları yok sayan hatalı bir düzenleme olmuş ve yapılan yasal düzenlemeleri de gölgelemiştir. Bu hatanın düzeltilmesi, toplumsal bir beklenti halini almıştır.
Eğitim Alanında Yapılması Gerekenler
Eğitim alanı, başından beri Alevilerin kendilerini göremediği kamu alanlarından biri olmuştur. Başından beri din derslerinde sadece Sünni inancına yer verilmiş, çocuklara İslam diye Sünnilik öğretilmiştir. Alevi toplumunun itirazı, Sünni vatandaşların çocuklarına Sünniliğin öğretilmesine değil; Alevi çocuklarına kendi inançları öğretilmeyip Sünniliğin dayatılmasına olmuştur.
AK Parti hükümetleri döneminde ileri bir adım atılarak din derslerine Alevilik konuları eklenmiştir. Bunun yanında seçmeli din dersi sayısı artırılmış fakat Alevilikle ilgili bağımsız seçmeli derslere yer verilmemiştir.
Bu bağlamda; başta din kültürü ve ahlak bilgisi dersleri olmak üzere edebiyat, tarih ve müzik gibi ilgili tüm disiplinlerde Alevi-Bektaşi öğretisine ve bu geleneğin ariflerinin görüşlerine daha geniş yer ayrılması Alevi toplumunun öncelikli talepleri arasındadır.
Eğitim sisteminin her kademesinde, ortaokul ve lise seviyelerindeki tüm sınıflarda Alevi-Bektaşi yoluyla ilgili seçmeli dersler ihdas edilmeli, yükseköğretim düzeyinde ilgili fakültelerin programlarına Alevilik-Bektaşilik dersleri eklenmeli, din öğretimi alanında uzmanlaşacak öğretmen adaylarının yetiştirildiği tüm fakültelerde bu konudaki dersler müfredata dahil edilmelidir.
Son olarak, üniversiteler bünyesindeki Alevilik-Bektaşilik araştırma merkezleri ile enstitüleri akademik açıdan güçlendirilmeli ve bu yapıların bilimsel üretim süreçlerinde daha işlevsel hale getirilmesi sağlanmalıdır.
Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na Yönelik Görüşler
Cumhuriyetin birinci yüzyılında Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde temsil edilmek için mücadele eden Alevi toplumunun en azından yüzde doksanı, bugün itibarıyla Diyanet İşleri Başkanlığı’nda temsile sıcak bakmamaktadır. Bu bakımdan ayrı bir kurum olarak Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kurulması son derece isabetli olmuştur.
Alevi-Bektaşi toplumunun büyük bir kesimi tarafından faydalı bir adım olarak değerlendirilen Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, mevcut hiyerarşik konumu olan Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinden çıkarılarak, gerekli hukuki düzenlemelerle doğrudan Cumhurbaşkanlığı makamına bağlı bir yapıya kavuşturulmalıdır. Toplumun genel talebi bu yöndedir. Bu süreçte, inanç ve ibadet esasları söz konusu olduğunda toplumun otonom yapısı ve tarihsel özerkliği titizlikle korunmalıdır.
Başkanlık kurumsal olarak tahkim edilmeli, cemevlerine yönelik personel atamaları ivedilikle yerine getirilmeli ve hizmet yürüten mevcut personelin durumu dikkate alınarak ihtiyaca binaen kadro tahsisleri yapılmalıdır.
Kurumun yetki alanı yalnızca ulusal sınırlarla sınırlı kalmamalı; Balkanlar’dan Orta Asya’ya ve Avrupa’daki diasporaya kadar uzanan geniş bir coğrafyadaki Alevi-Bektaşi topluluklarına hizmet götürebilsin diye genişletilmelidir. Özellikle yurt dışındaki ayrılıkçı eğilimlere ve dış kaynaklı “inşa edilmiş” kimlik arayışlarına karşı Türkiye’nin kültürel ve inançsal ağırlığı hissettirilmeli; bu amaçla büyükelçilik ve konsolosluklarda uzman personel görevlendirilmelidir. Yurt içinde ise hizmetlerin yerinden yönetimi adına tüm illerde temsilcilikler açılmalıdır.
Mülkiyeti Hazine’ye ait olan cemevlerinin kullanım hakları, bu mekanları halihazırda idare eden yerel dernek ve vakıflara devredilmeli; bu yapıların üst ölçekli federasyon veya konfederasyonlar şeklinde örgütlenmelerinin önü açılmalıdır.
Alevi-Bektaşi toplumuna ait tekke ve dergâh gibi tarihsel nitelik taşıyan yapıların mülkiyet hakları kamu uhdesinde kalmak kaydıyla; kullanım ve yönetim hakları ilgili ocak, dernek ve vakıflara devredilmelidir. Ancak toplumsal kapsayıcılığı ve ulusal niteliği göz önünde bulundurularak, Hacı Bektaş Veli Dergâhı bu genel uygulamadan istisna tutulmalı ve mevcut statüsü korunmalıdır.
Alevi Din Görevlilerinin Eğitimi
Alevi-Bektaşi inanç önderlerinin eğitimi süreçlerine dair yapısal öneriler, inancın tarihsel sürekliliği ve toplumsal dokusu gözetilerek şu şekilde formüle edilmelidir:
Alevi-Bektaşi din görevlilerinin, özellikle de dedelerin eğitimi sürecinde, inancın özünü oluşturan geleneksel “usta-çırak” ilişkisi ve ocak merkezli eğitim modeli temel alınmalıdır. Bu süreçte devletin rolü, doğrudan müdahil olmak yerine destekleyici bir nitelik arz etmelidir. Ocakların kendi iç eğitim mekanizmalarına dokunulmaksızın akademik bilgi gerektiren alanlarda devletin eğitim kurumlarından teknik destek alınmalı ancak inanç ve erkan gibi doğrudan Aleviliğe özgü hususlar, geleneksel ocak disiplini içerisinde sürdürülmelidir.
Eğitim kurumları bazında değerlendirildiğinde, İmam Hatip Lisesi benzeri “Alevi Lisesi” gibi projelerden kaçınılmalıdır. Aleviliğin yayılmacı bir karakter taşımaması, usta-çırak geleneğine dayanması ve kendine has erkana sahip olması nedeniyle, bu tür kurumsallaşmaların inancın özgün yapısını bozma riski bulunmaktadır. Bu alanda okullaşma oranının yapay biçimde artması, pedagojik ve doktrinel açıdan inancın kendi doğal mecrasından sapmasına yol açabileceğinden, bu tür projeler yerine mevcut inanç merkezlerinin yani ocakların desteklenmesi esas alınmalıdır.
Alevi Din Görevlilerinin İstihdamı ve Denetimi
Dedelerin mali hakları ve statüleri hususunda, klasik devlet memuru modelinin ötesinde bir sistem kurgulanmalıdır. İnanç önderlerinin özerk yapısı korunmalı, ancak yürüttükleri hizmetin yoğunluğu ve niteliği dikkate alınarak makul bir ücretlendirme politikası belirlenmelidir. Bu bağlamda; hizmet sıklığına göre kademelendirilmiş, taban ücreti belirlenmiş ve performansa dayalı bir teşvik sistemi hayata geçirilmelidir.
Denetim süreçleri ise çift yönlü bir mekanizma ile yürütülmelidir. Dedeler idari açıdan kamu disiplinine tabi tutulurken, inançsal ve ahlaki denetim noktasında bağlı bulundukları ocakların geleneksel hukukuna göre değerlendirilmelidir. Modern hukukta karşılığı olmasa dahi, Alevi-Bektaşi ahlak ve erkan sistemine aykırı düşen (örneğin yol düşkünlüğü teşkil eden eylemlerde bulunan) kişilerin dedelik yapma yetkileri kendi ocak meclisleri tarafından iptal edilmeli ve bu kararlar idari mekanizmalarca da tanınmalıdır.
Sürdürülebilir Bir Alevilik Talebi
Bütün bu taleplerin inşa edeceği nihai sonuç, sürdürülebilir bir Alevilik’tir. Alevi toplumunun asimile edilmeden, Aleviliğin geleneksel yapısı korunarak sonraki nesillere aktarılması bu taleplerin ortak paydasını teşkil etmektedir.
Alevilik açısından günümüzdeki en büyük asimilasyon tehdidi, Alevilerin Sünnileştirilmesinden ziyade “Ali’siz Alevilik” olarak bilinen ve doğrudan doğruya Aleviliğin geleneksel yapısını hedef alan sapkınlıktır. Emperyalist odaklarca üretilen, etnik teröre yedeklenen, Aleviliğin İslam ve Türklük damarını kesip onu kullanışlı bir aparata çevirmek isteyen Ali’siz Alevilik’le mücadelesinde devlet, Alevilerin yanında yer almalıdır. Çünkü Alevi toplumu geleneksel olarak kendini İslam’ın özünde konumlandırır ve Türk milli kimliği ile herhangi bir sorun yaşamaz. Bu bağlamda, devlet içinde Ali’siz Aleviliğe gerdan kıran, mevzi açan hatta doğrudan destekleyen unsurların tek tek temizlenip Alevi toplumunun desteklenmesi milli birliğimiz bakımından hayati derecede önemlidir.
Sonuç
Geçtiğimiz yüzyılda Alevi taleplerinin görmezden gelinmesi; emperyalist güçlerce kotarılan, terörizme eklemlenen ve bir operasyon aygıtına dönüşen Ali’siz Alevilik sapması ile sonuçlanmıştır. Önümüzdeki yüzyılda da Alevi taleplerine kulak tıkamak, bu tür sapkın akımları güçlendirecek ve daha yıkıcı sonuçlara neden olacaktır. Bu nedenle Alevi taleplerini güven, samimiyet ve saygı temelinde hayata geçirmek herkes için en sahih yoldur.
Alevi-Bektaşi toplumunun talepleri yalnızca mali yardımlar veya cemevlerinin fiziksel iyileştirmelerle sınırlı değildir. Bu taleplerin özünde temel hakların eksiksiz tesisi ve inançsal özgünlüğün korunması yatmaktadır. Nefret söylemleriyle mücadeleden tarihsel dergâhların iadesine, dedelik kurumunun geleneksel doku bozulmadan desteklenmesinden Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın daha özerk ve etkin bir yapıya kavuşturulmasına kadar sunulan bu öneriler, aslında Türkiye’nin hayrına olan taleplerdir.
Aleviliğin “yol bir sürek bin bir” düsturuyla uyumlu, dayatmacı olmayan ve asimilasyon endişelerini bertaraf eden bir devlet yaklaşımı, Alevilerin yanında tüm Türkiye’nin huzuruna hizmet edecektir. Cumhuriyetin yeni yüzyılında; geçmişin önyargılarını bir kenara bırakarak, akademik veriler ışığında ve inanç önderlerinin rehberliğinde inşa edilecek bir model, toplumsal birliğimizi sarsılmaz bir zemine oturtacaktır.
[1] Alevi-Bektaşi Güç Birliği Platformu (2025). Alevi Raporu. Ankara. Tam metni okumak için: https://cemevihaber.com/wp-content/uploads/2025/12/ALEVILERIN-ALEVI-RAPORU-fotosuz.pdf






