SiyasetSosyoloji

SAĞIM SİYASET SOLUM ARABESK

Memlekette gündelik yaşam son dönemde ahali için adeta yüksek gerilim hattını andırır bir ahvali çağrıştırıyor. Herkes sanki öteden beriden gizli gizli birbirininin hayatlarına bakıyor. Kim bilir belki bir umut haresi olarak bu düzenin kısır döngüsünün dışına çıkabilen bir ademoğlu arıyor ve bir süre bakınıp umutsuzca mütevazı hayatına geri dönüyor; belki de etraftakileri de aynı düzenin o kısır döngüsüne mahkum gördükçe kendi durumunu normalmiş gibi kabul etmeye meylediyor ve kısa bir süre de olsa rahatlıyor.

Tablonun bu kısmı bize özgü değil; hayatın bu dönemde mekan ve zaman değişse de insana reva gördüğü dramatik umumi ahval böyle.  Şu atmosferde bu tablo da aşağı yukarı ortalama bir insanın halet-i ruhiyesinin kısa ve kaba bir tasviri sayılabilir.

Türkiye olarak tablonun bize özgü yanları da elbette var. Her yanımız uzunca süredir siyasetle doldu. İçerde siyaset, dışarda diplomasi; içerde gerilim, dışarda savaş. İnsanlar aktüel siyasete artık eskisi kadar aktif olarak ilgi duymuyor ancak pasif olarak sürekli buna maruz kalıyor. Aktif vatandaş düzeyinde apolitik hat büyürken, umumi politik atmosfer pasif bir kuşatma gibi her yanımızı sarmaya devam ediyor.

Din yorgunu toplum kavramı on sene öncesine kadar meşum darbe teşebbüsüyle kamuoyunda oldukça fazla tartışılan bir tanımlamaydı. Şimdilerde ise yeni bir faza geçiyoruz; belli ki siyaset yorgunu bir toplum olmaya doğru gidiyoruz. İşten eve, sokaklardan sosyal medyaya kadar her yerde yoğun bir siyaset gündemi var. Vaziyet ahaliyi bir yandan aktif ilgi ve katılım düzeyinde apolitik bir pozisyona sürüklerken; diğer yandan insanları pasif biçimde yoğun maruziyetle adeta siyaset bağımlısı hale getirdi.

Kapitalizmin çeşitli dinamikleriyle günden güne sekülerleşen bir hayatın gölgesinde yaşıyoruz. Hayatın giderek sekülerleştiği bu zeminde mevzu bahis kolektif yorgunluklarımıza mukabil bireysel vatandaş düzleminde dinden ve siyasetten az ya da çok bir uzaklaşma hali de son zamanlarda önümüze geliyor. Yaşadığımız şey teolojiye ve politikaya karşı kökten bilinçli ve iradi bir karşı çıkıştan ziyade mevcut kurumsal teopolitik temsillere karşı kolektif bir bilinçdışı ve gayrı iradi dinlenme ihtiyacına işaret ediyor.

Dini ve siyasi yorgunluk toplumsal hayatta yavaş yavaş büyürken; gündelik hayattaki geçim sıkıntısı da sıradan hayat telaşı da giderek ağırlaşıyor. Tüm bunlara karşı kolektif deşarj-boşalım yollarımız da belli ki artık her taraftan kapanıyor.

Aile hayatı, akrabalık ve komşuluk ilişkileri giderek zayıfladı. Sosyal hayata dair maddi imkanlar yetmez halde; maddi hayat yetse dahi manevi iletişim, destek ve dayanışma insanlar arasında bitme noktasına geldi. Televizyonlarda nerdeyse tüm eğlence programları tükendi; internet, dijital ortamlar ve sosyal medya hepimiz için karanlık dehlizlere dönüştü. Tüm bu yaşadıklarımız yetmiyormuş gibi her yerde işportaya düşmüş dini vaazlar ve kutuplaşmadan başka bir şey üretmeyen siyasi gerilimlerle kuşatma olanca gücüyle devam ediyor, asla ama asla soluklanmamıza müsaade etmiyor.

Millet olarak bana kalırsa bütün bunları kaldıracak kapasitemiz kalmadı ancak belli ki mevzuyu birtakım savunmalarla hatta daha çok duyarsızlaşma ve kaçış yöntemleriyle idare etmeye çalışıyoruz. Önümüz editler, arkamız reelsler, sağımız kesitler, solumuz hikayeler oldu. Tüm bunları arka fonda süsleyen yegane şey ise arabesk. İnstagram, Tiktok ve Twitter bile arabesk fonlu kesitlerle, editlerle, reelslerle, hikayelerle dolu. Türkiye olarak sanırım sığınacak son kalemizi belirledik; duyarsızlaşma, telafi ya da kaçış olarak arabesk.

Arabesk kültür, hayat ve müzikler aslında bize yabancı değil. Son dönemde ansızın gördüğümüz bir şey de diyemeyiz. 1960 sonrası köyden şehre göçten, sıladan gurbete gidişten, gettolaşmış gecekondulardan bugünlere miras. Yarı göçer toplumsal kültürün, asırlardır süren yoksulluğun, ezilmişliğin ve dışlanmışlığın, periferde büyüyen isyanın da bu mirası bizde kalıcı bir kolektif davranış koduna dönüştürdüğünü söyleyebiliriz.

Millet olarak kederi acıyı çileyi tiyatral biçimde dramatize etmeyi de belli ki seviyoruz; sanırım bu bizim grandiyöz yönümüzü de tatmin ediyor. Öylece bir şeyler başarmak bir yerden bir yere gelmek yerine; acıyla çileyle kederle velhasıl-ı kelam türlü zorluklarla hayat yolunda bir şey başarmış olmaktan daha çok haz alıyoruz.

Hayatı sıradanlaştırarak küçültmeyi sevmiyoruz; hayatı dramatize edip büyüterek belki de onu sıradanlaştırıyoruz. Kolektif kültürümüz böyle şeylere yatkın olunca, hayat da yeterince zorlaşmışsa; arabesk de gelip bu dramatik tahta kuruluveriyor. Arabesk zor zamanlarda bizler için hayatın tüm zorluklarına karşı bu dramatize grandiyözitenin en görkemli duyarsızlaşma aracı oluveriyor.

Hayatın zorluklarına karşı ister toplumsal zihniyetten ister kolektif kültürden ister konjonktürel gelişmelerden neşet etsin nihayetinde bizim için ilk kaçış durağı, en kullanışlı savunma, en yaygın duyarsızlaşma yöntemi arabesk oluyor. Arabesk bizim için sadece bir müzik türü de değil; aslında hayatla başa çıkmak adına kullandığımız esaslı bir yaşam tarzı hatta belki de yazgımıza meydan okuduğumuz varoş bir grandiyöz mazoşistik yöntem.

Her savunma insanda nihayet benliği ayakta tutmaya yardımcı olur; savunmalarımız olgun ve yeterli düzeyde olmazsa benlik dağılma tehlikesi yaşayabilir. Savunmalar işlevselliğimizi artırdığı ölçüde faydalı; işlevselliği kısıtladığı ölçüde zararlı hale gelir. Toplumların da birtakım kolektif savunmalarla ayakta durduğu belirli dönemler olur ancak bunlar abartılı, zararlı ve işlevselliği kısıtlayıcı hale gelirse artık işe yaramaz.

Toplum olarak kahir ekseriyetle kurumsal din yorgunluğundan, aktüel siyasetin geriliminden ve hayatın zorluklarından kaçarak kolektif olarak arabeske sığındığımız şu günler de bana böyle kritik bir eşiği çağrıştırıyor.

Arabesk bir yandan bizler için dinlenme, kaçış ve duyarsızlaşma imkanıyla gündelik hayatı çekilir kılarken; diğer yandan dini, politik ve reel hayata dair meseleleri sümen altı ederek çözümsüzlüğü büyüttüğümüz dramatik bir sahne olarak zarar veriyor. Tıpkı abartılı benlik savunmalarımız gibi arabesk de bir yanıyla kolektif benliğimizi ayakta tutarken diğer yanıyla toplumsal gerçekliği örseliyor.

Kurumsal din yorgunu bir toplum, aktüel siyaset yorgunluğunu da üzerine almaya hazırlanırken sanki toplumsal arabesk yorgunluğu da artık bir köşede bizi bekliyor. Her kaçış nihayet bir gün yorgunluğa dönüşebilir; her duyarsızlaşma bir gün aşırı duyarlılıkla karşımıza gelebilir, her savunma bir gün savunmasızlığa çıkabilir. O sebeple doya doya yazdığımız şu günlerin de kıymetini bilmek gerekiyor zira korkarak analiz yapacağımız günler de çok uzak değil; ne de olsa her aşırı analiz bir gün analiz yorgunluğu üretebilir.

Visited 1 times, 1 visit(s) today

Close