Muayenehanede en sık duyduğum tartışma cümlelerinden biri şudur: “Sen zaten hep böylesin.” Bir insan bana eşiyle girdiği bir kavgayı anlatır; nasıl başladığını sorduğumda çoğu zaman söyleyemez. Bir yerinden başlar, sonra durur; kimin önce ne söylediğini tam hatırlamaz. Fakat o akşam kendisine söylenen bu cümleyi hatırlar; hatta yıllar önceki başka tartışmalardan kalan cümleler bile aklında durur. Bu cümlelerin çoğu aynı üç kelimeyle açılır: “Sen zaten hep”, “sen zaten hiç”.
Bir ilişkiyi yıkan birçok şey, sıradan bir tartışmanın ortasında söylenmiş olur. Söyleyen bu cümleleri öfkenin dizginleri gevşetmesinin bir sonucu sayar; sinirlendiğini, ağzından kaçtığını, aslında öyle demek istemediğini söyler. Kendince yalnızca bir sorundan yakınmıştır.
“Sen zaten hep” diye başlayan cümle aslında bir yakınma değildir; karşımızdaki hakkında çoktan verilmiş bir hükmün okunmasıdır.
Bu tür bir cümlenin üç parçası vardır ve her biri ayrı bir iş görür. “Sen” kelimesi, cümlenin merkezine yapılan şeyi değil, yapan kişiyi koyar; artık davranış değil, insan sorundur. “Zaten” kanaatin çok önceden oluştuğunu bildirir; konuşulan olay, bu kanaatin yeni bir kanıtı sayılır. “Hep” ile “hiç” ise ilişkinin bütün zamanını tek bir cümleye sığdırır; hüküm yalnız bugün için değil, dün ve yarın için de verilmiş olur.
Bu cümlelerde ne “hep” gerçekten hep demektir ne de “hiç” gerçekten hiç.
Farkı görmek için şu iki cümleyi yan yana koymak yeter. “Bu akşam beni dinlemedin” belli bir davranışa yönelik bir eleştiridir ve bu eleştiriye cevap vermek mümkündür. Karşımızdaki o akşam dinlemediğini kabul edebilir, sebebini anlatabilir. “Sen zaten beni hiç dinlemezsin” cümlesine ise sakin ve ılımlı bir cevap vermek zordur. Bir akşam dikkatle dinlemek, onu söyleyenin gözünde “sen zaten” iddiasını çürütmez, çünkü hüküm o akşamla ilgili değildir.
“Bazen beni dinlemiyorsun” da bir sitemdir ve duyan kişiyi rahatsız eder; fakat geçmişin tamamını hükme bağlamaz. Tartışmanın konusu kaybolmaz ve karşımızdaki cevap verecek bir yer bulur.
Bir adam düşünelim. Tartışmalarda sesini yükseltmez, hakaret etmez, yalnızca her tartışmayı aynı yere getirir. Eşi bir konuda kırıldığını söylediğinde “sen zaten her şeyi büyütürsün” der. Bir plan aksadığında “sen zaten hiçbir şeyi zamanında yapmazsın” der. Eşi somut bir örnek istediğinde yıllar öncesinden bir örnek verir, o örnek konuşulurken de konuyu değiştirir. Tartışmalar hep aynı biçimde biter. Kadın kendini savunur, örnek verir, sesi yükselir; adam da bu telaşı işaret ederek “bak, işte her şeyi büyütüyorsun” der.
Kadının verdiği tepki, suçlamayı doğrulayan kanıt yerine geçer. Adam eşinin şikâyetine cevap vermez, şikâyetin sahibini kusurlu ilan eder. Böylece o akşam ne olduğu konuşulmaz, kadının nasıl biri olduğu konuşulur.
Karşısındaki insan gün boyu yüzlerce şey yapar. Suçlayan kişi bunların içinden hükmünü doğrulayan bir tanesini seçer ve o bir tane, insanın adı olur. Ben buna “bir parçayı bütünün adı yapmak” diyorum. Bunu yapan kişi çoğu zaman ne yaptığını bilmez; kendini yalnızca yıllardır aynı şeyden şikâyet eden biri sayar.
Böyle bir cümle karşısında tartışmanın konusu dağılır. Duyan kişi o akşam ne olduğunu anlatmayı bırakır, kendini savunmaya başlar; “hep” ile “hiç”i çürütmeye uğraşır.
Hakkındaki kanaatin çoktan sabitlendiğini gören kişi, yıllardır yaptığı olumlu şeylerin yok sayıldığını düşünür ve haksızlığa uğradığını hisseder. Haksızlığa uğrayan kişi genellikle öfkelenir ve evde hararet iyice yükselir.
Böyle sahnelerde öfkelenen kişi kendini savunmayı bırakır ve kendi arşivini açar. “Ben mi hep böyleyim, asıl sen hiçbir zaman” der; bu kez hükmü o okur. İki taraf da o akşamki meseleyi bırakıp birbirinin geçmişini okumaya başlar. Bir süre sonra kimse aksayan plandan veya geciken işten söz etmez; iki insan birbirinin nasıl biri olduğunu tartışır. Konuşulmadığı için de asıl mesele çözülmez; birkaç gün sonra aynı kavga yeniden çıkar.
Öfke yerine sessizlik geldiğinde ise tartışma çıkmaz, büyüyen sessizlikte ilişki küçülür.
Başka bir kadın düşünelim. Evliliğinin ilk yıllarında kocasına sık sık “sen zaten hiçbir işi doğru dürüst bitirmezsin” der. Adam buna uzun uzun cevap verir; neleri bitirdiğini anlatır, tarih verir, gerekirse faturayı çıkarıp gösterir. Kadın her defasında yarım kalmış yeni bir iş bulur, adam onu da açıkladığında “mesele o değil, sen böylesin” der. Adam bir süre sonra cevap vermeyi bırakır. Artık ortak planlara karışmaz, üstüne aldığı işlerin bir kısmını yarım bırakır, evde bir şey bozulduğunda tamir etmekle de uğraşmaz. İş bu noktaya geldikten sonra da kadın, arkadaşlarına ya da terapistine kocasının yıllar içinde iyice umursamaz biri olduğunu anlatır.
Kadın bugün haklıdır; adam gerçekten işlerin çoğunu yarım bırakıyor. Bazen insan, yaptığı iyi şeylerin sayılmadığını ve tek bir hata ile etiketlendiğini görür; ne yaparsa yapsın beğenilmeyeceğini düşündüğü için yeni bir işe girişme ve başladığı işi sürdürme isteği azalır. Yıllar önce yapılan genelleme böylece kendi kanıtını üretir. Adamın bugün geldiği yerde, yıllarca aynı hükmün içinde yaşamış olmasının da payı vardır.
Tekrardan söz açılmışken şu itiraz akla gelebilir: Bazı şikâyetler gerçekten tekrar eden bir sorunla ilgilidir; insan her seferinde bu ilk kez oluyormuş gibi mi konuşsun yani? Elbette öyle konuşması gerekmez. “Son üç tartışmamızda konuşmayı yarıda kesip gittin” cümlesi de tekrarlanan davranışı anlatır, üstelik sert bir cümledir. Aradaki fark, tekrarı söylemekle susmak arasında değil, tekrarlanan bir davranışı tarif etmekle insanı tarif etmek arasındadır. Biri sayılabilir bir şeyden söz eder ve cevap almayı bekler, diğeri bir parçayı bütünün adı yapar ve cevabı baştan gereksizleştirir.
“Sen zaten” cümlelerinin ağır yanı, söyleyenin onları tartışmada kızgınlıkla söylenen önemsiz cümleler saymasıdır. Öfke geçtiğinde o cümlelerin de önemi olmadığını düşünür. Duyan kişi ise cümleyi tartışmanın detayı olarak değil, ilişkinin özeti olarak saklar. Tartışmanın konusu unutulur, cümle kalır. “Kusura bakma, öfkeliydim” demek de çoğu zaman yetmez; kişi öfkelendiği için özür diler, verdiği hüküm için değil. Bu cümlelerin söylenmiş olması bir ilişkinin bittiğini göstermez. Fakat her tekrar barışmayı biraz daha zorlaştırır ve bir sonraki tartışmaya iki taraf da baştan yenik girer.
Sen zaten tipinde cümleleri kuran kişi belki tartışmayı kazanır. Fakat bir parçayı bütünün adı yaparak kazanılan tartışmanın bedelini ilişki öder.
İlişkiyi sürdürebilmek, şikâyetten vazgeçmek ya da her davranışı hoş görmek değildir. Karşımızdakine, yarın başka türlü davranabileceği bir yer bırakabilmektir.







Çok güzel yazı. Son cümle müthiş!