Küresel ekonomi, insanlık tarihinde tekrar tekrar ticaret liberalizmi ve korumacılık döngülerinden geçti. Şimdi, dünyanın en büyük ekonomilerinden biri olan ABD, tarifelerin merkezinde bulunduğunda, tarifeler sadece kendi pazarını değil, aynı zamanda küresel ticaretin yönünü de etkiliyor. Gösterilen rakamlar “hoş” olamaz, ama Başkan Trump’a göre diğer ülkelerin ticarette Amerika Birleşik Devletleri’ne uyguladığı tarifeler de hoş değil!
Bu farklı ABD tarifeleri, kelimenin tam anlamıyla ekonomik ve jeopolitik belirleyiciler, bölgesel ittifaklar ve ulusal güvenlik ihtiyaçları ile ilişkilidir. Örneğin, Kanada’ya uygulanan %35’lik bir tarife aşırı sert gelebilir, ancak Birleşik Devletler-Meksika-Kanada Anlaşması (USMCA) kuralları çerçevesinde birçok mal vergisiz olarak akmaya devam ediyor. Dolayısıyla, yüksek nominal oranlara rağmen, gerçek ticaret akışı daha liberaldir. Bu örnek, verilerin sadece niceliksel değil, kelimenin tam anlamıyla okunması gerektiğini gösteriyor. Öte yandan, ABD’nin “gelişen güçler” olarak tanıdığı ülkelerden gelen mallara karşı oldukça güçlü bir korumacılık uygulanmaktadır. Örneğin, Hindistan ve Brezilya’ya karşı %50 ABD tarifesi ile bu ülkelerin ABD pazarına girmesi engelleyici maliyetlerle karşı karşıya kalmaktadır. Hindistan’ın yazılım ve ilaç sektörlerinde, Brezilya’nın tarımsal ürünlerde ne kadar baskın olduğunu düşündüğümüzde, yüksek oranlar sadece ekonomik değil, aynı zamanda stratejik rekabetin rolünü gösteriyor. ABD kendi pazarını bu ülkelerin baskın endüstrilerinden korumak istiyor. Aynı şekilde, Çin’e uygulanan %30’luk tarife, ABD ve Çin arasındaki ticaret savaşlarına dayanıyor. ABD’nin en büyük ticaret ortağı olan Çin’e, ABD’nin daha büyük engeller koyması, teknolojik rekabet ve ulusal güvenlik endişeleri nedeniyle makul bulunmuştur. Tarifelerin bileşimine baktığımızda, bazı ülkelerde ılımlı tarifeler (%15-25) kullanılmaktadır. Örneğin, Meksika, Kazakistan ve Bosna-Hersek gibi ülkelerde oranlar sırasıyla %25 ve %30 civarındadır. ABD için varoluşsal stratejik rakipler olmasalar da ilgi alanlarında rekabet yaratabilirler. Bu nedenle, ABD ithalat bağımlılığını tamamen önlemeye çalışmaz, sadece dengeli bir bariyer oluşturur.
Bu analizde vurgulanan ilgili bir boyut da jeopolitik yakınlıktır. Meksika gibi komşularla yüksek coğrafi entegrasyona rağmen, bazı sektörlerde tarifelerin baskısı yerel pazara koruma sağlamaktadır. Düşük oranlı vergiler (%10-15), genellikle ya ABD’nin yakın arkadaşlarına ya da nispeten küçük ticaret ilişkilerine sahip olduğu ülkelere gelmektedir. Türkiye, Güney Kore, Norveç ve Yeni Zelanda gibi ülkeler bu gruba dahil olup, yaklaşık %10 – %15 oranında bir tarife uygulanmaktadır. Bu seviyeler, ABD’nin bu ülkelerle sahip olduğu stratejik ittifakı temsil etmekle kalmaz, aynı zamanda bu ülkelerden gelen ürünlerin ABD pazarına ciddi zarar vermediğini de gösterir. Bu anlamda, ABD tarife politikaları daha çok ekonomik hesaplamadan ziyade bir dış politika stratejisinin genişlemiş bir parçası gibidir. Kanada’nın nominal tarifesi yüksek olmasına rağmen serbest ticaret yapılmakta; Hindistan ve Brezilya %50 oranında ciddi engellerle karşı karşıya kalmakta, Çin %30 oranında stratejik rakip olarak görülmekte ve Türkiye %10-15 ile dost olarak yer almaktadır. Bu çok katmanlı resmi net bir şekilde göstermektedir.
Ülkeler arasında Brezilya, %50 ile yüksek tarife ülkeleri arasında yer alır. Brezilya, en büyük gıda ve tarım ihracatçılarından biridir. Brezilya’nın pazara açık bir şekilde kabul edilmesi, tabii ki, soyayla, kahveyle, şekerle ve etle Amerikan tarımsal hakimiyetine büyük bir tehdit olacaktır. Washington rejimi, dolayısıyla, Brezilya’nın rekabet avantajını kontrol etmek için maksimum tarifeyi kullanıyor. Durum aynı şekilde Hindistan için de geçerli. Hindistan, ilaç ve bilgi teknolojisinde uluslararası olarak rekabetçidir. ABD, Hindistan’ın düşük maliyetli üretiminden, ilaç devlerini ve Silikon Vadisi ekosistemini korumak için %50 gibi yüksek bir çıta belirledi. ABD’nin en büyük ticaret ortaklarından biri olan Çin’e yönelik %30’luk tarife, çok daha geniş kapsamlı bir ekonomik mücadeleyi temsil ediyor. Bu yarış teknoloji, telekomünikasyon ve yapay zeka üzerinden bu iki ülke arasındaki tarifeleri “ticaret savaşı” silahına dönüştürdü. ABD’nin Çin’den ithalat hacmi nedeniyle, Çin’e olan bağımlılığı bu yüksek tarifelerle kaybolmadı. Örneğin, ABD hala tüketici elektroniği, tekstil ve makine parçalarında Çin’e büyük ölçüde bağımlıdır. %30’luk tarife, Çin’in rekabet avantajını bir ölçüde erozyona uğratarak maliyetleri artırsa da, ticarete karşı tamamen bir blok değildir.
Gelişmekte olan ülkelerde tarifeler Myanmar’da (%40), Laos’ta (%40) ve Suriye’de (%41) yüksektir. Bunlar dünya ticaretinde oyuncu değiller, ABD’nin politik stratejisinin hedefi oldukları için bu yüksek oranlarla karşılaşmaktadırlar. Örneğin, Suriye’ye uygulanan %41’lik tarife sadece ticari değil, aynı zamanda politik bir yaptırımdır. Myanmar’daki politik faktörler ve Çin ile yakın ilişkiler, ABD’nin tarifeye dayalı politika uygulamasını sertleştiriyor.
Avrupa’da, daha az siyah-beyaz bir resim ortaya çıkıyor. Avrupa Birliği’ne uygulanan baştan sona tarifeler %15’tir. Ekonomik işbirliği ve stratejik ortaklar açısından oldukça normal bir büyüklük mertebesindedir. Elbette dikkat çeken nokta, İsviçre’nin %39 oranında bir tarifeye maruz kalmasıdır. İsviçre saat yapımı, ilaç endüstrisi ve bankacılık gibi sektörlerde bir dünya otoritesidir. ABD’nin İsviçre ürünlerine uyguladığı yüksek tarife, özellikle ilaç endüstrisindeki rekabeti zayıflatmak için tasarlanmıştır.
Afrika haritasına bakıldığında, Libya (%30), Güney Afrika (%30) ve Cezayir (%30) gibi ülkelere ılımlı tarifeler uygulanmaktadır. Bu ülkeler özellikle enerji ve minerallerden zengin. ABD, bu ülkelerden ithalatı yasaklamasa da, enerji bağımlılığını sınırlamak için rekabeti artıran ılımlı düzeyde tarifeler uygular. Diğer yandan, birçok Afrika ülkesi için ortalama tarifeler %15 civarındadır.
Amerikan tarife politikasının tüm bu süreçte üç ana şey tarafından belirlendiğini görüyoruz: Yüksek ekonomik rekabetin olduğu yerde pazar, yüksek tarifelerle korunur. Jeopolitik rakipler veya politik açıdan zorlu ülkeler, yüksek oranlarla cezalandırılır. Yakın müttefikler ve ortaklar, düşük oranlarla desteklenir.
Bu üç yönlü ayrım, görselleştirmenin tüm istatistiklerinde açıkça ortaya çıkmaktadır.






