Türk siyasal hayatında modernleşme tecrübemize damga vuran Türkçülük, İslamcılık ve Batıcılık gibi üç temel mefhumdan bahsedilir. Türkçülük ve İslamcılık, Batı ile her ne kadar pragmatik ilişki kursa da sınırları teknik, işlevsel ve pragmatik olduğundan yerli ve milli ideolojiler olarak kabul edilirken; Batıcılık ideolojisi ise Batı ile ilişki kurma biçimini ahlaki ve kültürel bir mesele olarak yorumladığından hatta ahlaki ve kültürel olarak Batı üstünlüğünü kabule ve bunun doğrudan ikamesine dayandığından temelde yerli ve milli kabul edilmez.
Türk modern siyasal hayatına bakılırsa bu ideolojilerin pratik yansımaları da muhtelif şekillerde görülür. Modern siyasal hayatımızda Türkçüler, İslamcılar ve Batıcılar üçlemesinin tarihi süreçte ideolojik olarak her daim varlığından söz edebiliriz. Ancak bu ideolojiler ve onun yansıması siyasi hareketler her tarafa çeşitli saiklerle dağılmış heterojen gruplar, yapılar, koalisyonlar ve ittifaklar olarak görünüyordu. Türkçüler, İslamcılar ve Batıcılar teorik olarak ayrışmış olsalar da siyasi pratikte homojen, konsolide ve kutuplaşmış değildi ve melez-hibrit birliktelikler ortaya koyabiliyordu.
Türk siyaseti bugün ideolojik temelde, Tayyip Erdoğan’ın bizzat varlığının getirdiği zorunluluk ve ortaya koyduğu siyasi iradenin de teşvikiyle Batıcılık-Anti Batıcılık ekseninde bir yarılmaya hatta kutuplaşma ve konsolidasyona gidiyor. Tayyip Erdoğan yanlıları ve iktidar ortakları Türkçülük ile İslamcılık temelinde ve muhafazakarlık paydasında “biz” şemsiyesi altında toplanırken; Tayyip Erdoğan karşıtları ile ana muhalefet ve ortakları ise Batıcılık temelinde “ötekiler” grubuna sürükleniyor. Mesele artık sadece Tayyip Erdoğan ile sınırlı değil; siyaset rejim ve devlet üçgeni de son on yıldır bu konsolidasyonu bizzat yaratıyor ve besliyor hatta büyütüyor.
Üçüncü yolun ideolojik ihtiyacı da işte tam buradan doğuyor. Batıcı olmayanlar Erdoğan yanında ve iktidar çevresinde toplanırken; Batıcı olanlar ise Erdoğan karşısında muhalefet hattında birleşiyor. Ne var ki Batıcı olmayan ancak muhalif kalabilen bir yapı neredeyse yok. Üçüncü yol işte buraya mevzilenenlerdir.. Ahlaki ve kültürel olarak özcü ve kökten biçimde Batıcı olmayan ancak işlevsel, teknik ve pragmatik olarak Batı kurumsal tecrübesiyle formel etkileşimden gocunmayanlar. Ötekilerden olamayacak kadar yerli ve milli, bizden olamayacak kadar iktidara mesafeli olanlar. Batıcı olamayacak kadar biz olan ancak iktidara eklemlenmeyecek kadar da öteki kalanlar. İktidara karşı Batıcı olmayan bir muhalefet hattını oluşturmak ve oluşturulan bu temel konsolidasyonu yarmak isteyenler. Üçüncü yolun en büyük ideolojik zorluğu da burada baş gösteriyor. İdeolojik ablukanın kırılması için sadece Tayyip Erdoğan’ı yenmek değil siyaset rejim devlet üçgenini de aşmak gerekiyor.
Türkiye siyasetinde üçüncü yol ihtiyacına sadece ideolojik hattan bakmak yeterli değil elbette güncel pratik ve aktüel gündem olarak da meseleye bakmak gerekiyor. Son zamanlarda yaşanan siyasi pratik tecrübemizde bu anlamda üçüncü yol ihtiyacı yakın dönemde oldukça aşikar ve görünür hale geldi. İktidar ve ana muhalafet kutuplaşması memleketi uzunca süredir iki taraflı dar bir alana hapsetti hatta alternatif iktidar ve muhalif arayışları da baltaladı. Süreçte iktidarın kendisine alternatif bir iktidar adayı yapının çıkmasını pragmatik teşebbüslerle ahlaki bir pozisyondan doğrudan engelleme girişimlerinin payı olduğu kadar; ana muhalefetin kendisine alternatif bir muhalif hareketin doğmasını oportunist bir zaviyeden ahlaki bir politik üstenci pozisyonla dolaylı sönümlendirme gayretleri de etkili oldu.
Memleketin politik havzası en kaba ancak en belirleyici şekilde Erdoğanistler ve Anti Erdoğanistler olarak adeta ikiye bölündü. Erdoğanizm’in yaslandığı temel politik pozisyon devletin bekası-milletin güvenliği ve ahlaki kamuflajı kahramanlık-hainlik döngüsü olurken; Anti Erdoğanizm’in yaslandığı temel politik pozisyon özgürlük, demokrasi ve hukuk tiradında iktidarın yönetime dair yanlışları ve ahlaki kamuflajı ise bizzat iktidardan neşet ettiğine inanılan kötülükler sarmalıydı. Erdoğan tarafı güvenlik eksenli otoriter politikalarını kahramanlıkla sembolleştirirken karşı tarafı amansız bir hainlikle yaftalıyor; Erdoğan karşıtları demokratik hukuk devleti taleplerini iyilikle özdeşleştirirken karşı tarafı salt kötülükle anıyordu.
Üçüncü yolun pratik siyasette neşet ettiği yer işte tam burasıdır: Öngörülebilirlik zemininde keyfilikten olabildiğince arınmış bir demokratik hukuk devleti talebini Batı’nın dayattığı arkaik bir forma yaslamadan özgün biçimde kendi dinamiklerimizden hareketle talep edebilen ve aynı zamanda devletin bekasını ve milletin güvenliğini istikrarlı ve kararlı biçimde önceleyen bir yaklaşım.
Süreçte elbette yalnızca politik alan değil ahlaki anlayış da bölünerek radikalleşti. Siyasi kutuplaşmanın sosyal kimlikleri bölerek şekillendirdiği, sosyal kimliklenme süreçlerinin yaşam tarzı pratiklerine indirgendiği, yaşam tarzının ise doğrudan ahlaki belirteç sanıldığı bir dönemden geçiyoruz. Siyaset kimliği, kimlik yaşam tarzını, yaşam tarzının ise ahlakı doğrudan belirler hale gelmesi oldukça şaşırtıcı gelebilir zira ahlakın yaşam tarzını şekillendirdiği, yaşam tarzının kimliği belirlediği, kimliklerin ise siyaseti domine etmesi beklenir. Şimdilerde durum tersine döndü hatta bunlar arasındaki doğal makas açıklıkları da eridi gitti ve ahlak, yaşam tarzına, yaşam tarzı kimliğe, kimlik de siyasete indirgenerek birbiriyle özdeşleşti. Üstelik bloklar arası siyaset etme pratiği ucuz bir ahlaki hegemonya mücadelesine dönüştü. Erdoğan yanlıları kendi bloğunu kahraman diğer bloğu hain olarak kodlarken; Erdoğan karşıtları kendi bloğunu amansız bir iyilik timsali karşı bloğu ise kötülük yuvası olarak kodladı.
Üçüncü yolun ahlaki olarak çıkış yeri de tam buraya denk düşer. Siyasi pratiklerin ahlaki maskelerle kamufle edilmediği, romantizmden hayli uzak ve realist bir yaklaşımın hakim pratik olduğu bir yaklaşım. Hem kahraman hain dikotomisinin hem de iyilik kötülük sarmalının işler akçe olmadığı bir anlayış. Üstelik yaşam tarzı, sosyal kimlik ve siyasi pratik arasında zorunlu bir özdeşlik ve durumlar arası indirgemeciliğin reddedildiği bir ahval. İnsanların yaptıkları işe dair somut göstergelerle değerlendirildiği ve kurumların bu somut göstergeler üzerinden ölçülebilir, sınanabilir olduğu ve tüm bunların ötesinde siyasette ahlaki bir kayıtsızlığın hüküm sürdüğü bir zihniyet.
Sonuç itibariyle üçüncü yol başlı başına zor bir meseledir. Ahlaki tavırdan, ideolojik pozisyona, siyasi pratikten içinde bulunduğu ahval ve onu kuşatan zorlu şartlara kadar tüm bu ablukaları yarmakla mükelleftir. Liderimsi yanılsamaların türettiği siyasi parti enflasyonunun alternatifmişçesine davranmasıyla inşa edilemez; onun başlı başına bir ahlak önermesine, doğru ideolojik pozisyonu açabilmesine ihtiyacı vardır ve üçüncü bir yol ancak tüm bunların siyasi pratiğe hakkıyla ve gereğince uygulanmasında saklıdır.






