Psikoloji

İlişki Oyunları 2: Beni Seviyorsan Yaparsın/Yapmazsın

Seven insan sevdiği için fedakârlık yapmaz mı? Yapar. Fakat “kişinin kendi isteğiyle yaptığı fedakârlık” ile “sevginin bedeli olarak tahsil edilen fedakârlık” arasında derin bir fark vardır.

Çiftlerin tartışmalarında sık kullanılan bir cümle var. Bu cümle bazen sertçe söylenir, bazen hafif nazlanarak, bazen hafif sitemle, bazen de tehditvari bir edayla. O kadar çok tartışma hikâyesi dinledim ki artık bu cümlenin hangi noktada geleceğini kestirebiliyorum. Konu ne olursa olsun, iki taraf da söyleyeceğini söyledikten ve elde sağlam bir gerekçe kalmadıktan sonra geliyor bu cümle. Tartışmayı bitirmesi de gerekmiyor, söylendikten sonra tartışma çoğu zaman sürüyor. Bir isteğin dile getirilmesi gibi değil, bir bedelin istenmesi gibi duruyor. Onu yalnız muayenehanede duymuyorum, bir akraba ziyaretinde ya da bir arkadaş sofrasında da duyuyorum. Cümle şu: “Beni seviyorsan bunu yapmazsın.” Bazen de duruma göre şu: “Beni seviyorsan şunu yaparsın.”

Bir adam düşünelim. Eşi bir arkadaşının doğum gününe davetlidir. Adam gitmesini istemez, orada olacak herkesi tanımadığını söyler. Kadın oradaki herkesi tanımasına gerek olmadığını, gidilecek yerin alt tarafı bir kafe olduğunu söyler. Adam kendi gerekçesini tekrarlar, ama eşini ikna edemez. Tartışmanın sonunda elinde tek bir cümle kalır: “Beni seviyorsan o doğum gününe gitmezsin.”

Başka bir evde kadın, eşinin sosyal medyada eski bir arkadaşını takip etmesinden rahatsızdır. Adam nedenini sorar, aldığı cevabı yeterli bulmaz. Konuşma yine aynı yere varır: “Beni seviyorsan onu takipten çıkarırsın.”

İstekler farklıdır, cümle aynıdır. Birinde bir doğum günü konuşulur, diğerinde sosyal medyada takip edilen bir hesap tartışılır. Fakat “beni seviyorsan” denildiği anda tartışmanın konusu değişir. Artık ne doğum günü ne de o hesap konuşulur; karşıdakinin sevgisi yargılanır.

“Beni seviyorsan” diye başlayan cümlede kişi, isteğinin yerine getirilmesini karşı tarafın sevgisine ölçü yapar.

Burada söylenen şey “bunu yaparsan seni severim” değildir. Cümle ters yönden işler. Kişi kendi sevgisini bir koşula bağlamaz; karşısındakinin sevgisinin varlığı ve miktarı hakkında, kendi talebine verilen cevaba bakarak hüküm verir.

“O doğum gününe gitmeni istemiyorum” cümlesi tartışılabilir. Karşı taraf nedenini sorar, gerekçeyi haklı ya da haksız bulur, isteği kabul eder ya da reddeder. “Beni seviyorsan o doğum gününe gitmezsin” denildiğinde ise talep kendi gerekçesinden kurtulur. İsteğinin neden makul olduğunu anlatması gereken kişi, bir anda karşısındakinden kendisini sevdiğini kanıtlamasını bekler.

Böylece ispat ve ikna yükü yer değiştirir.

Böyle olunca talepte bulunan kişi isteğini savunmaz; talebe maruz kalan kişi sevgisini savunur. “Bunu yapmak istemiyorum” cevabı “seni sevmiyorum” diye tercüme edilir. Karşıdaki artık bir isteğe hayır demiş sayılmaz, sevginin gereğini yerine getirmemekle suçlanır.

Cümlenin bir de reddin ardından gelen türevi vardır. “Beni seviyorsan gitmezsin” talebin önünden yürür, “demek ki beni sevmiyorsun” talebin arkasından gelir. “Demek ki yeterince sevmiyorsun” denildiğinde sevgi bütünüyle inkâr edilmez, miktarı düşürülür. Kişi seviyordur belki, isteneni yapacak kadar sevmiyordur.

Bunların sonu gelmez!

Sevginin ölçüsü bir kez taleplerin karşılanması olmaya başlarsa ilişkinin her alanı yeni bir sınava dönüşür ve bir görüşmeden vazgeçmek, bir planı değiştirmek, bir sırrı açmak, bir davranışı mazur görmek sevginin yeni kanıtları olarak istenir. Önceki kanıtlar kimseyi korumaz. Yıllarca gösterilen ilgi ve emek, o akşam söylenen tek bir “hayır” kelimesiyle hükümsüz sayılır.

İstenen şey her zaman bir davranış olmaz. Bazen doğrudan tahammül istenir. Başka bir adam düşünelim. Öfkelendiğinde sesini yükseltir, küfreder, bir süre sonra pişman olur ve özür diler. Aynı sahne yıllardır tekrarlanır. Eşi artık özrün yetmediğini ve davranışın değişmesi gerektiğini söylediğinde adam şöyle der: “Sen de beni seviyorsan bu huyumu mazur gör.”

Bu kez adam sevgiyi, karşısındakine bir davranışı yaptırmak için değil, kendi davranışının sonuçlarını üstlenmekten kurtulmak için öne sürer. Adamın değiştirmesi gereken huy, kadının taşıması gereken yüke çevrilir. Tartışmanın konusu adamın bağırması olmaktan çıkar, kadının yeterince anlayışlı olup olmadığına döner. Halbuki bağırmanın ve hakaretin sorumluluğu bunu yapana aittir; hiçbir sevgi ölçüsü o sorumluluğu devretmez.

Sevgi elbette tahammül doğurur. İnsan sevdiği kişinin hastalığında ve zor günlerinde yanında durur. Fakat sevgiden, tekrarlanan bir davranışa sınırsızca katlanma yükümlülüğü doğmaz. Aynı şeyi yeniden yapıp her defasında sevgiye sığınmak, davranışın ağırlığını azaltmadığı gibi, değişme yükünü davranışı yapandan alıp ona maruz kalana bırakır.

Romantik ilişkiler üzerine yapılan çalışmalar bu yolun bir etkisi olduğunu gösteriyor. İncinmişliği öne çıkarmak, ilişkiye karşı yükümlülüğü hatırlatmak ve suçluluk uyandırmak karşımızdakini ilgi göstermeye ve güvence vermeye yöneltiyor; bunu yapan kişi eşinin bağlılığından daha emin oluyor. Kazancın kime yazıldığı ise ayrı bir mesele. Bir taraf güven kazanırken diğer tarafın ilişkiden aldığı memnuniyet düşüyor.

Çiftlerin bir yıl boyunca izlendiği bir araştırmada şu görülmüş: İstediğini doğrudan söyleyenler konuşmanın hemen ardından konuşmayı başarısız bulmuş, buna karşın izleyen aylarda bekledikleri değişiklik gerçekten olmuş. Sevgiye ve yükümlülüğe başvuranlar ise ne konuşmanın hemen ardından bir başarı görmüş ne de izleyen yıl boyunca istedikleri somut değişikliğe ulaşmış. Sebep, “beni seviyorsan” cümlesinin kendisinde duruyor. Bu cümle istenen davranışı çoğu zaman açıkça söyler, fakat sorunun ne olduğunu ve nasıl çözüleceğini söylemez. Tartışmaya açtığı şey karşıdakinin sevgisidir.

Şu itiraz akla gelebilir: Bu cümleyle her zaman kötü bir şey istenmez. “Beni seviyorsan içki içme” denir. “Beni seviyorsan arabayı yavaş sür” denir. Bu sözlerin arkasında çoğu zaman gerçek bir korku ve sevilen insanı koruma isteği vardır. Böyle söylenenlerin çoğu zararsızdır, çünkü orada gerekçe zaten ortadadır; tehlikenin kendisi yeterli bir sebeptir ve sevgi yalnız sesin tonunu belirler.

İkinci bir itiraz daha vardır ve daha güçlüdür. İnsanlar birbirini ikna ederken ortak ilişkiye başvurabilir; bunu her durumda baskı saymak doğru olmaz. Fark şuradadır. “Bu ilişkiye zaman ayırmamız gerekiyor” dendiğinde iki kişi aralarındaki bir şeye birlikte bakar. “Beni seviyorsan bana zaman ayırırsın” dendiğinde biri diğerinin içine bakar ve orada gördüğünü sandığı şey hakkında hüküm verir.

Seven insan sevdiği için fedakârlık yapmaz mı? Yapar. Fakat “kişinin kendi isteğiyle yaptığı fedakârlık” ile “sevginin bedeli olarak tahsil edilen fedakârlık” arasında derin bir fark vardır. Çalışmalar bu ikisini ayırıyor. Eşini mutlu etmek için kendi istediği bir şeyden vazgeçen kişi, bunu yaparken kendisi gibi davrandığını hissediyor. Tartışmadan kaçınmak için aynı şeyden vazgeçen kişi ise kendine yabancılaşıyor ve hem kendi hâli hem ilişkinin niteliği kötüleşiyor.

Üstelik baskı altında verilen olumlu yanıt, bu cümlenin aradığı kanıtı da sağlamaz. Karşımızdaki isteneni yaparsa bunu sevgisinden mi, suçluluktan mı, tartışmayı bitirmek için mi yaptığı bilinmez. Yapmazsa da sevmediği sonucu çıkmaz; insan sevdiği birinin isteğini haksız bulabilir, kendi sınırını koruyabilir ve ona hayır diyebilir.

Bu cümle her zaman hesaplı bir baskı olarak kurulmaz. Bazen kaybetme korkusunun içinden çıkar; incinen kişi sevgiden emin olmak ister ve bunu doğrudan sormak yerine eşinin önüne bir sınav koyar. Bu cümleyi yalnız evde sözü geçen taraf söylemez. İsteğini açıkça savunamayan kişi de bu cümleye sığınır, çünkü cümle onu gerekçe göstermekten kurtarır. Söyleyenin güçsüz olması cümlenin ağırlığını azaltmaz. Ağırlık, karşısındakinin kendi sevgisini savunmak zorunda kalmasından gelir.

Çaresizlik içinde bir kez söylenen sözü, her anlaşmazlıkta başvurulan yerleşik bir yolla bir tutmak da doğru olmaz. Sorun, sevginin her talepte yeniden sınanmasıdır. Bu düzen tekrarlandıkça sevgi ilişkinin güven veren zemini olmaktan çıkar ve artık her tartışmada yeniden gündeme gelen, her hayır cevabında yeniden şüpheye düşülen, her defasında baştan kanıtlanması gereken bir iddiaya döner. İstenen yapıldığında sınav bitmez, bir sonraki talebe kadar ertelenir. Seven kişi, bir önceki sınavı geçmiş olmanın kendisine hiçbir güvence sağlamadığını gördükçe, her yeni talepte yeniden vazgeçmek, yeniden katlanmak ve sevgisini yeniden ispatlamak zorunda kalır.

İlişkide güven, karşımızdakinin bizi sevdiğini her talepte yeniden sınamakla sağlanmaz. Sevmek her talebin kabul edilmesini gerektirmez. Karşımızdaki bizi sevdiği hâlde bazı isteklerimize hayır diyebilir. Güven, o “hayır”ı sevgisizlik saymadan kabullenebilmektir.

Bahsedilen araştırmalar

Impett, E. A., Javam, L., Le, B. M., Asyabi-Eshghi, B. ve Kogan, A. (2013). The joys of genuine giving: Approach and avoidance sacrifice motivation and authenticity. Personal Relationships, 20(4), 740-754.

Overall, N. C., Fletcher, G. J. O., Simpson, J. A. ve Sibley, C. G. (2009). Regulating partners in intimate relationships: The costs and benefits of different communication strategies. Journal of Personality and Social Psychology, 96(3), 620-639.

Overall, N. C., Girme, Y. U., Lemay, E. P. ve Hammond, M. D. (2014). Attachment anxiety and reactions to relationship threat: The benefits and costs of inducing guilt in romantic partners. Journal of Personality and Social Psychology, 106(2), 235-256.

Visited 63 times, 11 visit(s) today

Close