2:00 pm Afro Mercek, Asena Boztaş, Dış Politika, Huriye Yıldırım Çinar • Bir Yorum

Afrika’nın Güncel Siyasi ve Ticari Gelişmeleri

Afrika’nın Güncel Siyasi ve Ticari Gelişmeleri

2023 yılında Afrika, krizlerle dolu seçimler, askeri darbeler, silahlı çatışmalar ve terör saldırılarıyla anıldı. 2024 yılında ise Afrika, bir yandan önceki yılda çözülemeyen çatışma ve krizlerle mücadele devam edecek bir yandan ise kıtanın üçte birinde gerçekleştirilecek seçimler ve referandum gibi siyasi gelişmelerden doğacak gerilimlerle karşı karşıya kalacak. Keza 2024 yılında Nijer, Mali ve Burkina Faso’daki darbeci liderlerin sivil yönetime geçiş sözleri tutulursa seçimlerin gerçekleşmesi bekleniyor. Bölgesel ve küresel rekabetin oldukça yoğunlaştığı, yerel elitlerin de çıkar çatışmalarının şiddetlendiği ve demokratik kurumların kangren olduğu bu ülkelerde seçim süreçlerinin sancılı olması ihtimali yüksek.

2024’te Güney Afrika, Ruanda, Mozambik, Moritanya, Madagaskar, Somaliland, Gana, Çad, Botswana, Tunus, Namibya, Gine Bisau, Güney Sudan, Cezayir ve Mauritius’ta da başkanlık, parlamento ve yerel seçimler gerçekleştirilmesi bekleniyor. Bu ülkelerin birçoğunda var olan iç siyasi krizler, radikalizm ve terörizm tehditleri, ayrılıkçı grupların varlığı, etnik gerilimler ve sınır anlaşmazlıkları göz önüne alındığında yapılacak seçimler kıtadaki tansiyonu yükseltme potansiyeline sahip.

Afrika’da 2023’te yaşanan darbe ve iç savaşlar yarattığı bölgesel ve küresel güvenlik tehditleri nedeniyle uluslararası toplumun gündemine oturmuştu. Her ne kadar bu sorunların çözümüne yönelik ulusal, bölgesel ve uluslararası çözüm mekanizmaları oluşturulduysa da henüz başarılı olunamadı. 2024’te de bu sorunların daha da derinleşerek varlığını sürdüreceği birçok uzman tarafından öngörülüyor. Etkisini arttırarak devam ettirecek bu sorunlara ilk örnek olarak 15 Nisan’da Sudan’da patlak veren çatışmaları verebiliriz. Hatırlanacağı üzere bu tarihte Sudan’da Egemenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Abdülfettah el-Burhan liderliğindeki Sudan Ordusu ile Muhammed Hamdan Dagalo yönetimindeki “Hızlı Destek Kuvvetleri” arasındaki yoğun silahlı çatışmalar başlamıştı. 9 aydır sonlandırılamayan bu çatışmalar nedeniyle Sudan’ın fiili olarak iki kuvvet arasında bölünmüş durumda. Ayrıca BM raporlarına göre, Sudan’daki çatışmalar nedeniyle 12 binden fazla kişi yaşamını kaybederken 7,7 milyon kişi zorla yerinden edildi. Yerinden edilen bu 7,7 milyon kişinin 6 milyonu Sudan içinde göç ederken 1,7 milyon Sudanlı Orta Afrika Cumhuriyeti, Çad Etiyopya, Güney Sudan ve Libya gibi çevre ülkelere kaçtı. Hali hazırda derin güvenlik meseleleri olan bu ülkeler, Sudanlı mülteciler nedeniyle yeni tehditlerle karşı karşıya. Bu nedenle Sudan iç savaşından kaynaklanan bölgesel riskler de giderek artmakta. Diğer yandan kimi bölgesel ve uluslararası aktörler Sudan’ın jeopolitik konumu ve sahip olduğu doğal kaynakları nedeniyle ülkede etkinlik sahibi olmayı istemekte. Bu nedenle ABD, Çin ve Rusya gibi küresel aktörler ve çevredeki bölgesel güçlerin çatışmaya doğrudan ve dolaylı müdahalesi de söz konusu. Dolayısıyla farklı çıkarlar sahip bu aktörlerin müdahil olduğu Sudan meselesi yakın zamanda çözülemeyecek ve 2024’te de devam edecektir.

Afrika dinamiklerini 2024 yılında da etkilemeye devam edecek diğer bir mesele de 26 Temmuz 2023’te gerçekleşen Nijer’deki askeri darbedir. Nijer’de seçimle göreve gelen Devlet Başkanı Muhammed Bazum başkanlık muhafızları tarafından göz altına alındıktan sonra bu muhafızların komutanı Abdurrahman Ticani kendisini ülkenin yeni lideri ilan etmiştir. Bu gelişme Sahel bölgesindeki son kalesini de yitiren Fransa başta olmak üzere birçok batılı aktör ve ECOWAS ülkeleri tarafından büyük bir tepkiyle karşılanmıştır. Hatta öyle ki Fransa ve ABD’nin de desteğiyle ECOWAS Dönem Başkanı (aynı zamanda Nijerya Devlet Başkanı) Bola Ahmet Tinubu Nijer’deki darbecilere karşı askeri bir müdahalede bulunma tehdidinde bulundu. Ancak daha sonra Tinubu’nun Nijer’e askeri darbe için destek talebi Nijerya Senatosu tarafından kabul edilmedi.

Darbe sonrasında Nijer, radikalizm ve terörizm gibi kritik tehditlerle mücadelede iş birliği yaptığı Batılı aktörlerle ilişkilerini kesti. Macron yönetimi ise büyükelçisini ve yaklaşık 10 yıldır Mali sınırında terörle mücadele operasyonları düzenleyen Fransız askerlerini Nijer’den geri çekti. Oluşan bu güç boşluğu, Nijer ve etrafında etkinlik gösteren suç ve terör örgütlerine geniş bir manevra alanı sağladı ve bölgesel güvenliği büyük bir tehdit altına soktu. Öyle ki 3 Ekim’de ülkenin Mali sınırına yakın Tabatol bölgesinde Nijer ordu birliklerine karşı gerçekleştirilen terör saldırısında 29 kişi yaşamını yitirdi. Ülkede giderek karmaşık hale gelen güvenlik meselelerine çözüm bulamayan Nijerli darbeci yönetim, daha önce benzer şekilde darbeyle yönetime gelen ve Rusya ile derin iş birliği içindeki Mali ve Burkina Faso ile güvenlik alanında işbirliğine yöneldi. Tıpkı bu ülkeler gibi daha sonra Nijer de ulusal güvenliğini sağlamak için Rusya ile temasa geçti. Bu durum da son yıllarda Afrika’da hız kazanan Rusya ve Fransa başta olmak üzere Batılı aktörler arasındaki rekabette yeni bir boyutu yarattı.

Moskova ve Batılı aktörler arasındaki derinleşen rekabet Afrika’daki dengeleri sarsıp bölgenin barış ve istikrarını tehdit etmektedir. Örneğin hatırlandığı üzere Nijer darbesine karşı Fransa ve Nijerya liderliğinde gerçekleştirilecek olası bir ECOWAS müdahalesine karşı Mali ve Burkina Faso’daki cunta liderleri sert tepkiler vermişti. Liderler, böyle bir müdahalenin gerçekleşmesini kendilerine karşı bir savaş ilanı olarak değerlendireceklerini açıklamış ve Nijer’e askeri ve teknik yardımlar göndermişti. Daha sonra ise Mali, Nijer ve Burkina Faso’daki cuntacı liderler 16 Eylül 2023’te Bamako’da “Liptako-Gourma Tüzüğü” olarak anılan bir savunma anlaşması imzaladı. Bu anlaşma ile Batı Afrika’daki bu üç devlet “Sahel Devletleri İttifakını” resmen kurmuş oldu. Mali’deki darbeci lider Assimi Goita anlaşmanın ardından yaptığı açıklamada ittifakın birincil hedefini ise şu sözlerle belirtti: “Toplu savunma ve karşılıklı destek için nihai olarak ilgili halklarımıza fayda sağlayacak bir çerçeve oluşturmak”.

Sahel Devletleri İttifakı’nın kurulması sonrasında Batı Afrika için önemli bir bölgesel örgüt olan ECOWAS’ın içindeki son yıllarda yaşanan askeri darbeler nedeniyle ortaya çıkan hizipleşme bir parçalanmayla neticelenmiştir. Gerçekleşen darbeler nedeniyle üyeliği askıya alınan Mali, Burkina Faso ve sonrasında Nijer ECOWAS ile yollarını tamamen ayırıp kendi ittifaklarını kurdu. İşlevini yitiren ECOWAS ile onun karşısında kurulan ittifak bir bakıma küresel ve bölgesel aktörlerin rekabet aracı olarak Batı Afrika’daki siyasi, askeri ve ekonomik yapıların kaygan bir zeminde sarsılmasına neden olmakta. Bölgedeki bu parçalı yapının kısa vadede giderilme olasılığı ise oldukça düşük.

Afrika’nın batısından tekrar doğusuna dönecek olursak, yeni yıldan itibaren burada suların yeniden kaynamaya başladığını söyleyebiliriz Nitekim bölgede Sudan’ın Kenya ile, Burundi’nin Ruanda ile ve Somali’nin ise Etiyopya ve Somaliland ile ilişkilerinde gerilimler mevcut. Geçtiğimiz aylarda Sudan’da bir general Kenya Devlet Başkanı William Ruto’yu, orduyla savaşan Hızlı Destek Kuvvetlerini desteklemekle suçlamıştı. Daha sonra ise Hızlı Destek Kuvvetleri Komutanı Dagalo’nun 3 Ocak’ta Kenya’yı ziyaretine Sudan Ordu Komutanı Abdülfettah el-Burhan büyük tepki gösterdi. El-Burhan Kenya’nın Dagalo ile ilişkilerinden duyduğu rahatsızlığı ifade ederek Nairobi’deki büyükelçisini geri çağırdı.

Burundi ve Ruanda arasındaki mesele ise aslında yeni değil. İki ülke arasında uzun süredir gergin ilişkiler mevcut.  2015’te Burundi’de Pierre Nkurunziza şaibeli bir şekilde yeniden cumhurbaşkanı olarak seçilmesi sonrasında ülkede geniş çaplı protestolar ve şiddet olayları yaşanmıştı. O dönemde Burundi, Ruanda’yı ülkedeki protestocuları desteklemekle suçlamış ve ülke sınırını kapatmıştı. Kapanan sınır 2022’de yeniden açılınca iki ülke arasındaki ilişkilerde yumuşama olduğu düşünülüyordu. Ancak 2024’ün Ocak ayının ilk günlerinde Burundi, Ruanda’yı RED-Tabara adlı bir isyancı grubu desteklemekle suçlayarak diplomatik ilişkileri askıya aldı ve sınırı tek taraflı olarak kapattı. Bu isyancı örgüt Burundi’de saldırılar düzenleyerek çok sayıda kişinin ölümüne neden olmakta. Devam eden bu güvensizlik ortamı, hem Burundi-Ruanda ilişkilerini gerecek hem de bölgede yaşayan halkların yoğun bir şiddet sarmalında yaşamasına neden olacak.

Somali, Etiyopya ve Somaliland arasındaki gerilim yılın ilk günlerinde uluslararası gündeme oturan diğer bir meseleydi. Bilindiği gibi Somaliland, 1991 yılında Somali’den bağımsızlığını ilan eden, ancak uluslararası toplum tarafından tanınmayan bir devlettir. Bu nedenle Somaliland’ın en önemli amacı uluslararası toplum tarafından de jure olarak tanınmak. Diğer yandan Etiyopya ise 1993’te Kızıldeniz kıyısında bulunan Eritre’nin kendisinden ayrılması sonrasında “dünyanın denize kıyısı olmayan en büyük ülkesi” oldu. Bu nedenle Etiyopya küresel ticari faaliyetlerinin %95’ini Cibuti limanları üzerinden yılda yaklaşık 1,5 milyar dolar ödeyerek gerçekleştirmek zorunda kaldı. Bu nedenle denize erişim imkanlarını çeşitlendirme Etiyopya dış politikasının öncelikli konularından birisi haline geldi. Etitopya ve Somaliland bu öncelikler nedeniyle 1 Ocak’ta Somali’nin bilgisi ve rızası olmadan bir “Ortaklık ve İşbirliği Mutabakat Muhtırası” imzaladı. İmzalanan anlaşmaya göre Etiyopya, Somaliland’ı tanıma ve Etiyopya Havayollarından hisse vermesi karşılığında Somaliland’ın kıyı şeridinden 12 mil kadar bir bölgeyi 50 yıllığına kiralayacak.

Somali’nin bu mutabakat zaptına tepkisi oldukça sert oldu. Somali Başbakanı Hamza Abdi Barre bu anlaşmanın hükümsüz olduğunu ve Addis Ababa Yönetiminin Somali topraklarına müdahalesinin kabul edilemez olduğunu söyledi. Barre, açıklamasının devamında bu anlaşmanın uygulamaya geçirilmesi halinde sıcak çatışmanın yaşanacağının mesajını da verdi. Gelişmenin ardından AB, ABD, Arap Birliği, IGAD ve krizin taraflarının komşusu Cibuti, Somali ve Etiyopya’ya gerilimi düşürme çağrısında bulundu. Ancak Somali, bölgede Etiyopya karşısında kendi desteğini arttırmak için diplomatik girişimlere başladı. Etiyopya’nın Nil Nehri üzerinde inşa ettiği Büyük Rönesans (Hedasi) Barajı nedeniyle komşularıyla ilişkileri zaten sorunlu. Mısır ve Sudan, baraj yüzünden yılda 25 milyar metreküp su kaybı tehdidiyle karşı karşıya olduğu için Etiyopya’ya tepkili. Somali bu durumdan yararlanarak, mutabakat zaptı gerilimine karşı Mısır ve Sudan’dan destek arayışına önem veriyor. Ayrıca Somali Devlet Başkanı Hasan Şeyh Mahmud olay sonrasında yaptığı bir açıklamada Eritre Devlet Başkanı Isaias Afwerki’nin de Somali toprak bütünlüğü ve egemenliğini desteklediğini bildirdi.

Somali ile Somaliland ve Etiyopya arasındaki bu kriz tırmanmaya devam eder ve silahlı çatışmaya dönerse bölgesel ve uluslararası güvenliğe yönelik büyük tehditler gündeme gelebilir. Bu nedenle Etiyopya’nın Somaliland’ı tanıma ve kıyı bölgesinde liman inşası oldukça riskli bir girişim. Her şeyden önce Etiyopya kendi iç siyasetinde Tigray, Sidama ve Oromo halklarının ayrılıkçı söylemleriyle mücadele etmekte ve zaman zaman kanlı çatışmalara girmektedir. Bu halklarla aynı etnik gruptan insanların Etiyopya çevresinde özellikle de Somali’de de yaşadığı göz önüne alınırsa küçük bir kıvılcımın kolaylıkla bölgeyi cehenneme çevirebilme kapasitesi var. Somali’nin irredantist politikalar izleme endişesi yanında Addis Ababa’ya yönelen diğer bir tehdit de El-Şebap terör örgütünden gelmekte. Keza mutabakat zaptı sonrasında El-Şebap sözcüsü Ali Mohamud Rage yaptığı açıklamada bölgedeki Müslümanları Etiyopya’ya karşı savaşmaya çağırdı. El-Şebap’ın bu girişimi bölgedeki ekonomik çıkarları haricinde Somali-Etiyopya krizini fırsat bilerek kendi saflarında savaşacak yeni teröristler kazanma amacını da gütmektedir. Netice olarak Somali, Somaliland ve Etiyopya üçgeninden çıkacak bir girdap bölgeyi hızla etkisi altına alabilecek ve buradaki Afrika halkları uzun bir süre barış ve istikrara kavuşamayacaktır.

Sonuç olarak Rusya-Ukrayna savaşı, Covid-19 pandemisi ve devamındaki küresel ekonomik kriz sonrasında uluslararası pazarda enerji ve gıda fiyatlarındaki ani ve aşırı yükseliş devletleri yeni tedarik alternatifleri arayışına mecbur kıldı. Bu noktada sahip olduğu zengin doğal kaynakları, beşeri sermayesi ve jeostratejik konumu nedeniyle Afrika küresel siyasal alanda yükselişe geçti. Dolayısıyla son dönemde kıta üzerinde küresel ve bölgesel rekabetler yoğunlaşması sonrasında kıta devletleri bir yandan bazı ekonomik çıkarlar edinirken diğer yandan da askeri ve siyasi alanda yeni risklerle karşı karşıya kaldı. Afrika’daki aktörlerin ilişkilerinin karmaşık yapısı, kıta devletlerinin kolonyal dönemden miras kalan yapısal sorunları bu risklerin bölgede dalgalar halinde yayılmasına da neden olmakta. Böyle bir ortamda Afrika’da yukarıdaki bahsedilen krizler nedeniyle 2024 yılında da kıtada suların durulmayacağını söylemek mümkün.

Afrika ile Yükselen Ekonomik İttifak: Türkiye’nin Kıtadaki Ticaret Hacmindeki Artış ve Stratejik İş Birlikleri

Türkiye’nin 2000’ler sonrasındaki çok yönlü politikalarının ticaretine de yansıması uluslararası ticarette Türkiye ve Türk iş dünyasının da varlığını geliştirmiştir. Özellikle tarihsel ve kültürel bağlarının her daim var olduğu Afrika Kıtası ile ticaretinin günümüzdeki gelişiminin arka planında bu durum yatmaktadır.  Bu kapsamda Türkiye Ticaret Bakanlığı’nın 2023 Türkiye Yüzyılı ve “Ticaret Diplomasisi Yüzyılı” kapsamında Afrika ülkeleri ile ticari ve ekonomik ilişkilerini geliştirme stratejisi ve başarılarına odaklandığı görülmektedir.

Afrika ile kurulan ekonomik bağlar, Türkiye’nin uluslararası ticaret sahnesindeki etkin rolünü giderek güçlendirmektedir. Türkiye’nin Afrika ülkeleri ile artan ticaret hacmi, enerji, inşaat, gıda, sağlık ve savunma sanayi gibi çeşitli sektörlerde güçlü iş birliklerini beraberinde getirmiştir. Bu bağlamda, Türkiye’nin Afrika kıtasındaki varlığı sadece ekonomik bir artışı temsil etmekle kalmayıp aynı zamanda diplomatik ilişkilerin güçlenmesine, altyapı projelerinde iş birliklerine, enerji sektöründeki ortaklıklara, tarım ve gıda ihracatındaki büyümeye, eğitim ve sağlık alanındaki iş birliklerine kadar geniş bir yelpazede kendini göstermektedir.

Afrika ile kurulan ekonomik bağlar, Türkiye’nin uluslararası ticaret sahnesindeki etkin rolünü giderek güçlendirmektedir. Türkiye’nin Afrika ülkeleri ile artan ticaret hacmi, enerji, inşaat, gıda, sağlık ve savunma sanayi gibi çeşitli sektörlerde güçlü iş birliklerini beraberinde getirmiştir. Bu bağlamda, Türkiye’nin Afrika kıtasındaki varlığı sadece ekonomik bir artışı temsil etmekle kalmayıp aynı zamanda diplomatik ilişkilerin güçlenmesine, altyapı projelerinde iş birliklerine, enerji sektöründeki ortaklıklara, tarım ve gıda ihracatındaki büyümeye, eğitim ve sağlık alanındaki iş birliklerine kadar geniş bir yelpazede kendini göstermektedir.

Ticaret Hacmindeki Artış ve Afrika İle Güçlenen Ekonomik İlişkiler:

Afrika, hızla büyüyen ekonomileri, genç nüfusu ve doğal kaynakları ile dikkat çeken bir kıtadır. Bu bağlamda Türkiye, bu potansiyeli keşfetmiş ve çeşitli sektörlerde iş birlikleri kurarak ticaretini genişletmiştir. Son yıllarda Türkiye, Afrika ülkeleri ile ticaret hacmini de önemli ölçüde artırmıştır. Bu artış, özellikle enerji, teknoloji, inşaat, gıda, sağlık ve savunma sanayi gibi çeşitli sektörlerde gerçekleşen iş birlikleri sayesinde güçlenmiştir. Türkiye’nin, Afrika kıtasındaki ekonomik potansiyeli keşfetme ve bu ülkelerle daha sağlam bağlar kurma çabalarının bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Bu artışın temelinde, Türk şirketlerinin Afrika’daki altyapı projelerine katılımı ve enerji sektöründe gerçekleştirilen iş birlikleri bulunmaktadır. Türk inşaat şirketleri, Afrika’da büyük ölçekli altyapı projelerinde önemli roller üstlenirken, enerji alanında yapılan iş birlikleri, özellikle elektrik üretimi ve yenilenebilir enerji projeleri gibi stratejik sektörlerde gerçekleşmiştir.

Diplomatik İlişkilerin Güçlenmesi ve Ticaretin Geleceği:

Türkiye, Afrika ülkeleri ile diplomatik ilişkilerini güçlendirmeye yönelik aktif bir çaba içerisindedir. Bu çerçevede, büyükelçilikler, ticaret ofisleri ve diplomatik temsilcilikler aracılığıyla sağlanan artan iletişim, Türkiye’nin Afrika’daki varlığını ve etkileşimini artırmaktadır. Diplomatik ilişkilerin güçlenmesi, sadece ticaretin değil, aynı zamanda kültürel ve politik bağların da kuvvetlenmesini sağlamaktadır.

Türk şirketlerinin Afrika’da üstlendiği altyapı projelerinin yanı sıra enerji iş birlikleri, ticaret hacmindeki artışın somut bir göstergesidir. Türk tarım ürünleri ve gıda sektörünün Afrika pazarındaki artan talebi de dikkat çekicidir. Türkiye’nin, Afrika ülkeleriyle eğitim ve sağlık alanlarında yaptığı iş birlikleri, sadece ticaretin değil, aynı zamanda insan kaynaklarının geliştirilmesine yönelik uzun vadeli bir taahhüdü yansıtmaktadır.

Yatırım ve Finansal İş Birlikleri: Geleceğin Ekonomik Temelleri:

Türkiye, Afrika ile yatırım ve finansal iş birlikleri konusunda önemli adımlar atmıştır. Türk şirketleri, Afrika’daki potansiyel fırsatları değerlendirmek amacıyla yatırımlar yapmış ve finansal iş birlikleri geliştirmiştir. Bu durum, sadece ticaretin genişlemesine değil, aynı zamanda bölgesel ekonomik entegrasyonun güçlenmesine de katkıda bulunur.

Türkiye’nin Afrika ile ticaret ve yatırım alanındaki ilişkilerini güçlendirmeye yönelik çabaları, Ticaret Bakanlığı’nın 2022 yılında Afrika ile ticaret hacminin 41 milyar dolara ulaştığını açıklamasıyla da teyit edilmiştir. Bu başarı, Türk müteahhitlerinin üstlendiği projelerin toplam değerinin 85,5 milyar doları geçtiğini göstererek, Türkiye’nin Afrika ile köklü tarihi bağlarını ticaret ve ekonomik yönden güçlendirmeye devam ettiğini ortaya koymaktadır.

Türkiye-Afrika İş ve Ekonomi Forumu ve Gelecek Perspektifi:

Türkiye Cumhurbaşkanı, Türkiye-Afrika İş ve Ekonomi Forumu’nda yaptığı konuşmada, Türkiye’nin Afrika ile ticaret hacmini artırma ve Kıtayla daha güçlü ilişkiler kurma çabalarını vurgulamıştır. Bu forum, Türkiye’nin Afrika ülkeleri ile olan ilişkilerini daha da derinleştirmek ve gelecekteki iş birliklerini şekillendirmek adına önemli bir platform oluşturmuştur.

Ödüller ve İmzalanan Anlaşmalar, Kaliteli İş Birliklerinin Simgeleri:

Türkiye, Afrika ülkeleri ile olan ticaretini artırmak amacıyla çeşitli ticaret anlaşmaları imzalamıştır. Bu anlaşmalar, gümrük vergilerinin azaltılması, ticaretin kolaylaştırılması ve yatırım ortamının iyileştirilmesi gibi konularda iş birliği öngörmektedir. Ticaret anlaşmalarının rolü, stratejinin somut adımlarını içermektedir.

Son dönemde atılan somut bir örnek niteliğinde olan Türkiye ile Komorlar Birliği arasında imzalanan Ticaret ve Ekonomik İş birliği Anlaşması, taraflar arasındaki iş birliğinin kalitesini ve derinliğini yansıtan önemli bir adımdır. Ayrıca, Türkiye’nin Afrika’daki projelere katkı sağlayan firmaların (Miller Holding, Aksa, Albayrak, Doğanlar, Kolin, Nurol, TUSAŞ, Selpak, Tay Group, Koluman, Ford Truck) yöneticilerine verdiği ödüller, başarılı iş birliklerinin ve projelerin takdir edildiği bir gösterge olarak öne çıkmaktadır.

Bu bağlamda, Türkiye’nin Afrika ile olan ticaret ve ekonomik ilişkilerinin artan ivmesi, çeşitli sektörlerdeki iş birlikleri, diplomatik çabalar, altyapı projeleri, enerji iş birlikleri, tarım ve gıda sektöründeki başarılar, eğitim ve sağlık alanındaki iş birlikleri, yatırım ve finansal iş birlikleri gibi unsurları içeren kapsamlı bir stratejinin sonucudur. Türkiye’nin bu yönde attığı adımlar hem ekonomik büyüme hem de karşılıklı güçlü ilişkilerin temelini oluşturmaktadır.

Teknolojik Gelişmelerin Etkisi:

Teknolojik ilerlemeler, Türkiye’nin Afrika ile ticaretinde önemli bir faktördür. Özellikle lojistik süreçlerdeki iyileştirmeler, dijital ticaret platformları ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler, ticaretin daha etkili ve verimli hale gelmesine katkı sağlamıştır. Türkiye dış ticaret stratejinin bir parçası olarak, teknolojiye odaklanma, rekabet avantajı sağlamaktadır.

Yatırımın Teşviki:

Türkiye, Afrika ülkelerine yatırım yapmayı teşvik etmektedir. Bu strateji, Türk şirketlerine Afrika’da yatırım yapma konusunda destek verirken, aynı zamanda Afrika’daki yatırım ortamını iyileştirmeyi hedeflemektedir. Yatırım teşvik politikaları, stratejinin bir unsuru olarak ekonomik iş birliklerini güçlendirmeye yöneliktir. Bu bağlamda hem Türkiye Eximbankı hem de Afreximbankı Afrika’daki ticareti destekleyici kredi ve imkanlar sağlayabilmektedir.

Eğitim ve Kapasite Geliştirme:

Türkiye, sadece ekonomi ve ticaret anlamında değil akla gelebilecek her platformda Afrika ülkeleri ile eğitim ve kapasite geliştirme konusunda iş birliği yapmaktadır. Bu strateji, Afrika’daki insan kaynaklarının niteliklerini artırmayı, teknik bilgi transferini desteklemeyi ve uzmanlık alanlarında ortak projeleri teşvik etmeyi amaçlamaktadır.

Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri:

Küresel sorunların gittikçe artış gösterdiği dünyada Türkiye’nin stratejisi, ticaret ve ekonomik ilişkilerini sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle uyumlu kılmayı amaçlamaktadır. Çevresel ve sosyal faktörleri göz önünde bulunduran projeler, Afrika ülkeleri ile uzun vadeli iş birliğini desteklemeyi hedeflemektedir.

Afrika Topluluğu ile İş birliği:

Türkiye’nin Afrika Birliği ve diğer bölgesel örgütlerle iş birliği, Türkiye Kıta ile ticaret stratejinin temelini oluşturmaktadır. Bu İş birliği, bölgesel düzeyde ekonomik entegrasyonu desteklemekte ve ticaretin kolaylaştırılmasına yönelik çabaları içermektedir.

Risk Yönetimi ve Gelecek Perspektifi:

Türkiye’nin dış ticaret stratejisi, ticaret ve ekonomik ilişkilerde karşılaşılabilecek riskleri yönetmeyi amaçlamaktadır. Jeopolitik faktörler, ekonomik dalgalanmalar ve diğer risklerle başa çıkma stratejileri, Türkiye’nin uzun vadeli başarı ve direnç kazanmasına yardımcı olmaktadır. Bu bağlamda Türkiye dış ticaret stratejisi aynı zamanda Türkiye’nin Afrika ülkeleri ile ticaret ve ekonomik ilişkilerini geliştirmeye yönelik strateji ve çabalarının geniş bir perspektifini sunmaktadır.

Diğer yandan her ne kadar önemli adımlar atılıyor olsa da Türkiye’nin 54 Afrika ülkesinin her biriyle ve Afrika Birliği nezdinde iş birliklerinin artarak devam etmesi oldukça önemlidir. Bu noktada Türk diplomasisi ve bürokrasisiyle birlikte Türk iş adamlarına büyük iş düşmektedir. Sadece büyük işletmeler değil, aynı zamanda KOBİ’lere de Türk ihracatının geliştirilmesi adına büyük görevler düşmektedir. Bu minvalde Afrika ile ticaret yapmayı arzu eden firmalar için öncelikle yapılması gerekenleri kısaca şöyle ifade etmek mümkündür:

  • Türkiye’deki akademiden danışmanlık nezdinde faydalanmak (bu kapsamda Pazar araştırması, yapılacak ticaretin ayaklarının stratejik yönetim ve plan doğrultusunda doğru hesaplanması, Afrikalı öğrencilerin yönlendirilmesi vs. akademisyen eliyle sağlıklı yürütülebilecektir.)
  • Türkiye Ticaret Bakanlığı ve Türkiye Dışişleri Bakanlığı ile irtibatta olmak (Türk Eximbankla Afreximbankla irtibat vs. nin yanı sıra yapılacak ticaretin veya yatırımın riskini azaltarak doğru adım atılmasını sağlayabilecektir.)
  • Dış ticaret hususunda İlgili bakanlık ve akademiden gerekli eğitimlerin tüm personele aldırılması

Bahsi geçen 3 alanda adım atan firmaların uluslararası ticarette ve özellikle Afrika gibi istikrar sorunu yaşayan bir kıtada ticaret yapması çok daha kolay ve kazançlı olabilecektir. Zira biliyoruz ki Afrika Kıtası ticaret ve ticari yatırımlar için oldukça kazançlı bir bölgedir. Bunun temelinde Türkiye’nin sömürgeci olmayan insanı kucaklayan tarihsel ve kültürel bağları ile çok yönlü, mazlumu önceleyen ve her kesimin kazanmasına odaklanan (kazan-kazan) dış politikaları yatmaktadır.

Türkiye’nin Afrika Kıtası ile uzun soluklu bir İş birliği geliştirebilmesinin Türk iş adamlarının atacağı adımlara bağlı olduğu unutulmamalıdır. Elbette hükümetler nezdinde yapılacak anlaşmalarla iş insanlarının önü açılmalı ve teşvikler sağlanmalıdır. Lakin öncelikle hem Kıta’daki Türkiye nüfuzu ve algısının doğru gelişimi için hem de Kıta’da Türk ürünlerinin ve firmalarının sayılarının artabilmesi için Türk iş dünyasına büyük ihtiyaç duyulmaktadır.


*Yazılar, yazarlarının sorumluluğundadır, Fikirtepe‘nin kurumsal politikasını yansıtmayabilir.

Visited 137 times, 1 visit(s) today

Close