Osmanlı ordusunun modernleşmesi ekseninde gelişim gösteren Türk Alman ilişkileri, kader ortaklığı, silah arkadaşlığı ifadeleriyle nitelendirilen Birinci Dünya Savaşı’ndaki müttefiklik ile zirve noktasına ulaşmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasının akabinde de yakın ilişkiler devam etmiştir. Tarihsel uzantısına baktığımızda Alman siyasi birliğini sağlayan Prusya devleti ile ilk temaslar I. Friedrich döneminde gerçekleşmiş, 1790’ta ittifak antlaşması imzalanmıştır.[1] 19’uncu yüzyıldan itibaren Almanya ve Osmanlı Devleti siyasi, askeri ve ekonomik alanda iş birliğine girmiştir. Alman subaylar Osmanlı ordusunda eğitmen olarak görev almışlardır. Helmut von Moltke 1835-1839 yılları arası Osmanlı ordusunda görev almıştır.[2] Colmar von Goltz 1883-1887 ve 1908-1916 yılları Osmanlı ordusuna hizmet vermiştir. 1913’te Alman Islahat Komisyonu Başkanı Liman von Sanders Osmanlı hizmetine girmiştir.[3] Berlin-Bağdat demiryolu projesi gibi stratejik projelerle ortak çıkarlar sonucunda Almanya, Osmanlı’da etkisini arttırmıştır. I. Dünya Savaşı’na iki ülke birlikte katılmıştır.[4] I. Dünya Savaşı’nda birçok Alman subay Osmanlı ordusunda komutanlık yapmıştır. Savaşın kaybedilmesiyle ilişkiler kopmuştur. Almanya’da savaş sonrası kurulan Weimar Cumhuriyeti ile Türkiye Cumhuriyeti ekonomik alanda yeniden faaliyetlere girişmiştir.
Türkiye cumhuriyetin ilk yıllarında itibaren Osmanlı Devleti’nden miras aldığı problemlerle ve ekonomik sorunlarla mücadele etmiştir. Bu kapsamda ülkedeki öncelikli mesele kalkınma olmuştur. I. Dünya Savaşı ve Millî Mücadele’den ağır tahribatla çıkan Türkiye Cumhuriyeti devleti son derece yıkıcı sonuçlar doğuracak yeni bir savaştan kaçınılmıştır. II. Dünya Savaşı öncesinde de Türkiye Balkan Antantı ve Sadabat Paktı gibi bölgesel ittifaklarla yayılmacı siyaset güden ülkelere karşı barışı korumak adına tedbir almıştır. Atatürk’ün 20 Nisan 1931’de Cumhuriyet Halk Fırkası’nın seçim beyannamesinde ilk kez “yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesini vurguladığını göz önüne alırsak Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikadaki temel stratejisi barıştır. Almanya’nın II. Dünya Savaşı’na giden yolda izlediği yayılmacı politikaya temkinli yaklaşmakla beraber ekonomik ilişkilerde ileriye dönük adımlar atılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında ithalat-ihracat rakamlarına bakıldığında en çok ticaret yaptığı ülkelerin başında Weimar Cumhuriyeti gelir. 3 Mart 1924’te Türk Alman dostluk antlaşması,[5] 12 Ocak 1927’de karşılıklı ikamet antlaşması, 16 Mayıs 1929’da hakem ve uzlaşma antlaşması imzalanmıştır.[6] 1928 yılında Berlin’de Türk ticaret odası açılmıştır. 27 Mayıs 1930’da Türk-Alman ticaret antlaşması imzalanmış, 3 Eylül 1930’da suçluların iadesi anlaşması imzalanmıştır.[7] Ocak 1933’te, Adolf Hitler’in Almanya’da iktidara gelmesi Türk Alman ilişkilerini etkilemiştir.
Almanya’nın Türkiye’den en önemli ithalat kalemi krom madenidir. İki ülkenin döviz sıkıntısı yaşamasından ötürü takas yöntemini ön plana çıkarmıştır.[8] Almanya Türk dış ticaretinin yarısından fazlasını karşılıyordu. İkili ticaret anlaşmalarıyla Türkiye hammadde tarım ve maden ürünleri satarken Almanya’da Türkiye’ye makine, işlenmiş ve kimyasal ürünler satıyordu.[9] 19 Mayıs 1936 tarihinde üçüncü bir ticaret anlaşması imzalandı.[10] Almanya 1 Eylül 1939’da Polonya’ya saldırarak II. Dünya Savaşı’nı başlattı.[11] İngiltere ve Fransa Polonya’nın yanında savaşa girdi.[12] Türkiye savaştan önce bazı ittifaklar kurmuştu. Romanya, Yugoslavya ve Yunanistan ile Balkan Antantını oluşturdu. Orta Doğu’da Afganistan, İran ve Irak’la Sadabat Paktını kurdu. Akdeniz’in güvenliği için İngiltere’yle iş birliğine gitti ancak iş birliği savaşın Akdeniz’de çıkması şartını içeriyordu. Savaşın Polonya’da çıkmasıyla İngiltere’ye karşı yükümlülüğünü yerine getirmedi.[13] Türkiye’nin dış politikasında bu gelişmeler yaşanırken, savaşın ilk üç senesinde Almanya’nın ezici üstünlüğü görünüyordu. Batı Avrupa’nın önemli kısmı Almanya’nın kontrolüne girerken Balkanlara inmesiyle Türkiye ile komşu oldu. Alman dış politikası Türkiye’yle tarihi dostluğu ön plana çıkardı. Almanya, 1939 yılında Türkiye’ye büyükelçi olarak I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı ordusunda görev yapmış Franz Von Papen’i atadı. Türkiye’yle yakınlaşma çalışmaları sürdürülürken Türkiye’nin toprak bütünlüğüne garanti veriliyordu. Hitler’in Meriç nehri sınırına gelen ordularının Türkiye’ye saldırmayacağına dair Türkiye Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye yazdığı mektuplar örnek verilebilir. 26 Şubat 1941 tarihli Hitler’in mektubunda Türkiye’ye saldırmazlık garantisi verilmiştir.[14]
Türkiye, Müttefiklerle Almanya arasında özellikle boğazlar meselesinde karşı karşıya gelmiştir. Almanya’nın Ege adalarını işgal etmesinden sonra Türkiye’de savaşın istikameti tartışılmıştır. Türk basınında Almanya’nın olası SSCB’ye saldırısında Türkiye’yi işgal edip etmeyeceği veya Türkiye’nin Almanya yanında savaşa katılabileceği kamuoyunda ele alınmıştır.[15] Almanya Türkiye’ye savaşa girmesi halinde Ege adalarının kontrolünü teklif etmiştir.[16] İdeolojik düşmanı Sovyetler Birliği’ne karşı gerçekleştireceği saldırıda Türkiye’nin coğrafi konumunda yararlanmak istiyordu. Böylelikle petrol açısından zengin Kafkasya’ya daha kolay ulaşma şansı doğacak, Güney Karadeniz Alman kontrolüne girecekti. Türkiye tıpkı savaşın ilerleyen yıllarında müttefiklere karşı sürdürmeyi başardığı denge politikasıyla Almanya’nın da ittifak çağrılarını geri çevirdi.
18 Haziran 1941’de Türk-Alman Dostluk paktı imzalandı.[17] 10 Ağustos 1941’de SSCB ve İngiltere bir nota vererek Türkiye’yi protesto etti.[18] Bu notayla Türkiye’nin Montrö Anlaşmasına uyması çağrısı yapıldı. 3 Ekim 1941’de Hitler, Sovyetlere saldırmadan önce Sovyetlerle görüşmelerde Türkiye’yi ilgilendiren hususları açıklamıştır. Sovyetler olası Türkiye işgalinde Almanya’dan destek isteyerek Polonya’da olduğu gibi Trakya’nın paylaşılmasını teklif etmiştir.[19] 21 Haziran 1941’de Alman orduları Sovyet topraklarına girdi. Türkiye, iki büyük devletin birbirleriyle harp etmesi üzerine kısa süreliğine işgal edilme ihtimalinden kurtuldu. Alman ordularının Kırım ve Kafkas cephelerindeki ilerleyişi Türkiye’nin tekrar savaşa girme ihtimalini canlandırdı. Alman ordusunun ilerlediği Kafkasya’da Türkiye’nin soydaşları Tatarlar, Azerbaycan Türkleri vs. yaşıyordu. Almanların Orta Asya’da ilerleme ihtimalinin bulunması, burada bağımsız bir Türk devletinin kurulmasını gündeme getiriyordu. Alman baskısının etkisiyle Kırım Tatarları bağımsız olma ümidiyle Alman ordusuna katıldılar.[20] Türkiye Almanya büyükelçisi Hüsrev Gerede ve Almanya’ya gönderdiği Türk askeri heyetinin başı Hüseyin Erkilet ile kurduğu temaslarda, savaşa girmeyi önleyip Almanya’yla ticari ilişkileri sürdürmek istiyordu. Erkilet Kırım’da Alman karargâhını Ali Fuat Erden ile ziyaret ederken Hitler tarafından karargâhta ağırlandı. Erkilet’in Nuri Killigil ve Erden’le beraber Franz Von Papen’le Türkiye’nin Almanya yanında savaşa girmesi için görüştükleri iddia edilmiştir.[21]
Almanlar doğu cephesinde hedeflerine 1942’nin yılbaşında ulaşamadı. Bazı Alman subaylara doğu cephesinde zaferi kazanmak için Türkiye’nin işgalini içeren alternatif plan hazırlatıldı. Gertrude veya Gertrud olarak kodlanan plan 1942 yazında hazırlandı. Sovyet ordularının Kafkasya’da Almanları durdurması, müttefiklerinde Sicilya’ya çıkması, Almanya’yı bu plandan vazgeçirdi.[22]
1943’ten itibaren inisiyatif müttefiklere geçti. Türkiye Almanya’nın üstünlük kurduğu dönemde müttefiklerle temaslarda bulunmayı başarmıştır. 30/31 Ocak 1943 tarihlerinde İngiltere Başbakanı Winston Churchill ile İsmet İnönü Adana’da bir araya geldiler.[23] Gizli görüşmede Almanya’ya karşı Balkanlarda ikinci cephenin açılması için Türkiye’nin müttefikler safında savaşa girmesi teklif edildi. Türkiye bu teklifi askeri eksiklikleri giderilirse kabul edeceğini açıkladı.[24]
Birinci Ordu Komutanı Cemil Cahit Toydemir, Hitler’in daveti üzerine Türk askeri heyetiyle 26 Haziran – 7 Temmuz 1943 tarihleri arasında ziyaret etti. Doğu cephesinde gözlemlerde bulunan Türk heyeti Hitler’in karargâhı “Kurt ininde” toplantıya katıldılar.[25] 1943’ten itibaren savaştaki inisiyatif üstünlüğünü kaybeden Almanya Türkiye’yi savaşa sokmak yerine savaş dışında kalmasını tercih etmiştir. 5 Kasım 1943’te Kahire Konferansında ABD Başkanı Roosevelt ve Churchill ile bir görüşme daha gerçekleştiren İnönü, tekrar müttefiklerin savaşa girme çağrılarıyla karşılaşmıştır. Türkiye askeri malzeme talebini yinelemiş, SSCB’nin yayılmacı siyaseti karşısında çekincelerini iletmiştir. Müttefikler Sovyet baskısını tehdit unsuru olarak kullanmış, Türkiye’nin Sovyet tehlikesinden korunmasının savaşa girerek çözüleceğini açıklamışlardır.[26] Türkiye prensipte savaşa girmeyi kabul etmiştir. Ancak askeri malzeme istekleri ABD tarafından reddedilmiştir.
Kahire Konferansı sonrasında Türkiye’nin müttefiklerle ilişkisi sıkıntılı bir sürece girmiştir. Müttefiklerin baskısının arttığı süreçte Türk-Alman ilişkilerinde yeni bir ticaret anlaşması imzalanmıştır. 18 Nisan 1943’te imzalanan ticaret anlaşmasıyla Türkiye Almanya’ya sattığı kromu arttırırken Almanya, anlaşma kapsamında askeri malzemeler göndermiştir.[27]
1944’te Almanya’nın savaşı kaybedeceği kesinleşmiş, Türkiye müttefiklere yaklaşmak zorunda kalmıştır. 19 Nisan 1944’te İngiltere ve Amerika Türkiye’den Almanya’yla krom ticaretine son vermesini istemiştir. Türkiye krom ticaretini sürdüremeyerek müttefiklerin isteğine uymuştur. Almanya’yla iyi ilişkilerde ve krom ticaretinde sorumlu görülen Dışişleri Bakanı Numan Menemencioğlu 15 Haziran 1944’te istifa etmiştir.[28] 6 Haziran 1944’te Normandiya çıkarmasıyla müttefik orduları Fransa’yı kurtararak Almanya içlerine ilerlemeye başlamıştır.[29] Balkanlarda Sovyet tehdidi ve İngiltere’nin Almanya ile bütün ilişkileri kesilmesi yönündeki uyarısı sonucu 1 Ağustos 1944’te TBMM toplanmış, 2 Ağustos tarihinde Almanya’yla diplomatik ilişkilerin kesildiğini ilan etmiştir.[30] Savaş sonuna doğru Türk kamuoyunda Almanya’ya sempati gösteren bazı Türk yazarları, cezalandırıldılar.[31] 1944’te Türkçü Turancı isimler bir darbe hazırlığı suçlamasıyla tutuklanıp yargılandılar. 3 Mayıs 1944 Türkçülük Turancılık davası olarak isimlendirilen yargılamanın Nazi sempatizanlarının cezalandırılması olarak lanse edilmiştir.[32]
4-11 Şubat 1945 tarihleri arası Yalta’da toplanan ABD, İngiltere ve SSCB savaştan sonra Birleşmiş Milletler adında Dünya barışını korumak üzere yeni bir uluslararası topluluğun kurulacağını ancak bu topluluğa mihver devletlere karşı savaşmış ülkelerin üye olacağını duyurdu.[33] Birleşmiş Milletlere üye olmak isteyen devletlerin 1 Mart 1945’e kadar savaşa girmesi gerektiğini şart koştu. Yalta konferansı kararlarına göre Türkiye 23 Şubat 1945 tarihinde Almanya ve Japonya’ya savaş ilan ederek harbe girmiştir.[34]
KAYNAKÇA
Armaoğlu, Fahir. Türk Dış Politikası Tarihi. İstanbul: Kronik Yayınları, 2018.
Asker, Ahmet. Kemalist Türkiye’den Nazi Almanyası’na Karşılaştırmalı Bakışlar ve Algılar 1929-1939. İstanbul: Libra Yayınları, 2014.
Beydilli, Kemal. 1790 Osmanlı-Prusya İttifakı. İstanbul: İstanbul Üniversitesi Yayınları, 1984.
Caplan, Jane. Hitler Almanyası 1933-1945. Çev. İdem Erman. İstanbul: İnkılap Kitabevi, 2012.
Deniz, Muzaffer. Hitler Dönemi Türk-Alman Antlaşmaları: Sosyal Bilimler Dergisi Yıl: 2, Sayı: 2, (2015), ss. 85-99.
Deringil, Selim. Denge Oyunu İkinci Dünya Savaşı’nda Türkiye’nin Dış Politikası. İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2007.
Gürün, Kamuran. Savaşan Dünya ve Türkiye: 3 Savaş 1939-1945. İstanbul: Tekin Yayınevi, 2000.
Karakaş, Nuri. “İkinci Dünya Savaşı Yıllarında Türkiye’nin Krom Satışı ve Müttefik Politikaları”. Tarih İncelemeleri Dergisi. XXV. 2 (2010): 447-482.
Kılıç, Sezen. Türk Basını’nda Hitler Almanya’sı (1933-1945). Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, 2010.
Kocabaş, Süleyman. Tarihte Türkler ve Almanlar. Kayseri: Vatan Yayınları, 1998.
Koçak, Cemil. Türk- Alman İlişkileri (1923-1939). Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1991.
Koloğlu, Orhan. Prusya’dan Enverland’a ve Günümüze Türk-Alman Tarihi. İstanbul: Tarihçi Kitabevi, 2018.
Motadel, David. İslam ve Naziler. İstanbul: Alfa Yayınları, 2014.
Oğuz, Burhan. Yüzyıllar Boyunca Alman Gerçeği ve Türkler. İstanbul: Can Matbaası, 1983.
Tuncer, Hüner. İsmet İnönü’nün Dış Politikası (1938-1950) İkinci Dünya Savaşı’nda Türkiye. İstanbul: Kaynak Yayınları: 2012.
Tekeli, İlhan ve Selim İlkin. Dış Siyaseti ve Askeri Stratejileriyle İkinci Dünya Savaşı Türkiye’si. İstanbul: İletişim Yayınları, 2013.
Ünalp, F. Rezan. İkinci Dünya Savaşında Türkiye’nin Savaş Dışı Kalma Çabaları ve Sonuçları: Karadeniz Uluslararası Bilimsel Dergi, Cilt: 1, Sayı 45, (2020), ss. 201-221.
[1] Beydilli, 1984, s. 61-65.
[2] Kocabaş, 1998, s. 28.
[3] Oğuz, 1983, s. 248.
[4] Koloğlu, 2018, s. 116-160.
[5] Ünalp, 2020, s. 207.
[6] Koçak, 1991, s. 37.
[7] Koçak, 1991: 38
[8] Deniz, 2015, s. 89.
[9] Asker, 2014, s. 223.
[10] Deniz, 2015, s. 93.
[11] Caplan, 2012, s. 170.
[12] Gürün, 2008, s. 26
[13] Armaoğlu, 2018, s. 109-110.
[14] Tekeli ve İlkin, 2013, s. 488.
[15] Kılıç, 2010, s.174-183.
[16] Deringil, 2007, s. 142-145
[17] Deringil, 2007, s. 141.
[18] Deringil, 2007, s. 145.
[19] Tuncer, 2012, s. 83.
[20] Motadel, 2014, s. 283.
[21] Tekeli ve İlkin, 2013: 213-214.
[22] https://fikir.news/yazarlar/ali-fuat-kalyoncu/turkiyeyi-isgal-plani-gertrude-operasyonu-ve-orientstern-harekati/ (Son erişim: 17.01.2022)
[23] Deringil, 2007: 189.
[24] Deringil, 2007: 191-192.
[25] Tekeli ve İlkin, 2013: 500.
[26] Deringil, 2007: 221.
[27] Karakaş, 2010, s. 474.
[28] Tuncer, 2012, s. 152.
[29] Gürün, 2008, s. 481.
[30] Deringil, 2007, s. 244; Tuncer, 2012, s. 152.
[31] Kılıç, 2010, s. 275-276; Tekeli ve İlhan, 2013, s. 616.
[32] Tekeli ve İlhan, 2013, s. 635.
[33] Deringil, 2007, s. 250.
[34] Tuncer, 2012, s. 159.






