9:57 am Psikoloji, Yonca Gökalp

Simgeselleştirmeye Direnen Çekirdek

Simgeselleştirmeye direnen şey, farklı stratejiler yoluyla nötralize etmeye ya da simgesel düzenle bütünleştirmeye çalışmamıza rağmen (her zaman) geri dönen travmatik nokta, Gerçek’tir. Yanlışın doğruya içsel olmasını, yanlış tanımanın pozitif bir ontolojik boyuta sahip olmasını sağlayan, gelecekten dönen (geçmişi değiştiren) diyalektiğin tek sınırı gerçektir.

Lacancı öğretinin son zamanlarında semptom, keyfin (jouissance) gerçek çekirdeği olarak kavranan, anlamını açıklama ve sözcüklere dökme yoluyla ehlileştirmeye, ortadan kaldırmaya yönelik bütün girişimlere rağmen geri dönen şeydir. Zizek, Titanik’in batışını bu bağlamda okur:

“Batmaz denen geminin batışının travmatik etkisi adeta tam da ‘zaman onu beklediği anda’ batmış olmasındandır. Eylem fiilî olarak gerçekleşmeden önce toplumsal fantazi mekânında çoktan ona bir yer açılmıştır. Beklendiği için toplumsal imge üzerinde bu denli korkunç bir etki yaratmıştı. Henüz 1898 de M. Robertson adlı genç bir yazar, bütün gemilerden büyük devasa bir Atlantik gemisi hakkında roman yazdı. Gemisi zengin insanlarla doluydu ve soğuk bir Nisan gecesi bir aysberge çarparak batıyordu. Kitap, her şeyin boşunalığını gösteren bir simge olarak Boşunalık adıyla yayımlanmıştı. On dört yıl sonra bir İngiliz denizcilik şirketi romandakine çok benzer bir gemi inşa etti, her ikisinde de batmaz yaftasına uygun olarak tüm lüks detayların aksine yeteri kadar cankurtaran botu bulunmuyordu.  Robertson gemisine Titan adı vermişti, White Star Line şirketi ise Titanik. Titanik soğuk bir Nisan gecesi bir aysberge çarparak battı. Birinci dünya savaşına giden dönemde, ilgili çağın ruhu, Batı uygarlığının barbarca potansiyelini açığa çıkaracak yeni tehditler (işçi hareketleri, antisemitizm, aşırı milliyetçilik…) doğurmak üzereydi. Yüzyılın dönümünde toplumsal yapının (yeri belli sınıflar) bir tür mikrokosmosu olarak çağın sonunu cisimleştiren bir yapı varsa o da transatlantiklerdi. İstikrarlı sınıf ayrımlarıyla işleyen mükemmel bütünlük olarak toplumun imgesi yani ego-ideali. Bu anlamda Titanik’in batışı, felaketin maddi boyutları yüzünden değil, simgesel aşırı belirlenim ve ona yatırılan ideolojik anlam yüzünden bu denli muazzam bir etki yaratmıştır. Bu batış, Avrupa uygarlığının kendisinin yaklaşan felaketin metaforik bir imgesi olarak okunmuştu. Titanik’in batışı, toplumun kendi ölümünü yaşadığı bir formdu. Ona simgeselde ağırlığını veren de bizzat bu metaforik aşırı belirlenimdi.”[1]

Titanik Lacancı anlamda bir Şey, korkutucu, imkânsız jouissance‘ın maddi kalıntısı, maddileşmesidir. Titanik’in enkazı bu yüzden yüce nesne olarak işlev görür, imkânsız şey statüsüne çıkarılmış, pozitif maddi bir nesnedir.

Bu tutum Lacan’ın son çalışmalarında semptom kavramını fazla genişletir. Neredeyse var olan her şey semptomdur, kadın bile erkeğin semptomu haline gelir. Genel felsefi öğretide, öznenin nesneler dünyasıyla ilişkisi dil yoluyla dolayımlanırken Lacan göstereni mutlaklaştırmakla suçlanmıştır. O, nesnel dünyayı hesaba katmamakta, dünya gösterenin hayalî etkisinden ibaretmiş gibi teorisini özne-dilin etkileşimiyle sınırlamaktadır. Oysa Lacan, nesneler bütünü olarak dünyanın var olmadığını söylemekle kalmaz, ona göre “Büyük Öteki” (kapalı, tutarlı bir bütünlük olarak simgesel düzen) de namevcuttur. Özne, dil ve simgesel düzen hatta dünya yoksa varolanlara tutarlık veren nedir sorusuna Lacan’ın cevabı “semptom” olacaktır.

Zizek, semptomun evrenselleştirilmesini kavrayabilmek için onunla başka bir evrenselleştirme, menetmenin –Verwerfung– evrenselleşmesi arasında bağlantı kurar.[2] Lacan 1950’li yıllarda gündeme getirdiğinde kavram, belli bir kilit gösterenin (point de capiton) simgesel düzenden dışlanmasıyla, psikotik süreci tetiklemesi şeklindeki spesifik bir olguya karşılık gelir. Freud’u yeniden okuma tarzında da simgeselden menedilen şey, Gerçek‘te -mesela sanrılar biçiminde- geri dönmektedir. İleriki yıllarda Lacan menetmenin işlevine evrensel bir kapsam ayırmıştır. Ne zaman bir simgesel yapıyla karşılaşırsak, bu onun çok temel bir boşluk etrafında yapılandığını, belli bir kilit gösterenin menedildiğini işaretler.

Semptom, Lacan’ın teorik gelişiminin izini sürebildiğimiz önemli bir dönüm noktasıdır. 1950’lerin başlarında, anlamlandırıcı bir oluşum olarak bir tür şifre, gerçek anlamını kazandırdığı varsayılan Büyük Öteki‘ye yöneltilmiş kodlanmış bir mesaj olarak kavranmaktadır. Simgesel iletişim devresinin koptuğu, dünyanın başarısız olduğu anda ve yerde ortaya çıkan, iletişimin başka araçlarla sürdürülmesi edimidir. Bir anlamda başarısız, bastırılmış ve kendisini şifrelemiş mesajdır. Muhatabı olmayan semptom yoktur, yorumlanacağı göz önüne alınarak oluşmuştur. Psikanalitik tedavi sürecinde semptom, analisti muhatap alır, ona yöneliktir, gizli anlamın açığa çıkartılması için analiste yapılan müracaattır. Tam bir bulmaca olarak yorumlanma sonucu feshini ilan eder. Psikanalizin amacı, hastanın semptomun anlamını sözlere dökmesini sağlayarak iletişim devresinin devamını temindir. Bu işlem sayesinde semptom çoğunlukla ortadan kalkar. Yorumlanmasına rağmen kendini feshetmeyen semptom Lacan’a göre jouissance nedeniyledir. Semptom yalnızca bir tür şifreli mesaj değil, eş anlı öznenin keyfini de organize etmesinin yoludur. Lacancı analizde semptomları yorumlamak ve fantaziden geçmek üzere iki aşamalı psikanalitik süreç tespit edilir. Hastanın semptomu ile karşılaştığımızda öncelikle yorumlamamız ve içine nüfuz ederek ilerlememizi engelleyen (keyfin çekirdeği olan) temel fantaziye ulaşmamız gerekir. Sonraki adım, fantaziyi katetmek, fantazi oluşumunun Öteki‘deki boşluğu ve eksiği nasıl maskelemiş olduğunu görmektir. Fantazi, yoruma direnen, analiz edilemeyen âtıl bir inşadır. Semptom ona geri dönüşlü bir anlam yükleyerek engellenmemiş, tutarlı bir Büyük Öteki‘yi içerir.

Gerçek’in Semptomu, Sinthome

Fantazi ise engellenmiş, bütünleşmemiş ve tutarsız olan Büyük Öteki‘deki boşluğu doldurur.* Bu noktada istisnai bir güçlük daha saklıdır. Lacan, fantazi katedildikten sonra bile devam eden semptoma, Sinthome[3] adını vermiştir. Sinthome olarak semptom, keyfin nüfuz etmiş olduğu bir tür anlamlandırıcı oluşum, jouissance‘in (anlamlı keyfin) taşıyıcısı olan bir göstergedir. Sinthome olarak kavranan semptom, varlığımızın tek pozitif dayanağı, tek tözüdür. Zizek’in ifadesiyle Sinthome, dünyada oluşumuza asgari bir tutarlılık kazandıran, belli bir anlamlandırıcı, simgesel oluşuma bağlama yoluyla bizi delirmekten kurtaran, hiçbir şey (psikotik otizm, simgesel evrenin yıkılması) yerine bir şeyi (semptom oluşumunu) seçme biçimimizdir.[4] Lacan’da psikanaliz sürecinin bitimine dair nihai vurgunun semptomla özdeşleşme olması bu yüzdendir. Hasta semptomun Gerçek‘inde varlığının tek dayanağını fark ettiği an, analiz başarıya ulaşmış demektir.[5]

Özetleyecek olursak semptom, tikel bir patolojik anlamlandırıcı oluşum, keyfin bir biçime eklemlenmesi, yoruma ve iletişime atıl bir nokta, söylemin-toplumsal bağ ağının dolaşımına dahil edilemeyen ama onun pozitif bir koşulu olan lekedir. Sinthome da bir ağa, şebekeye bağlanmış olmayan fakat hemen keyif tarafından doldurulan, nüfuz edilen bir gösterge olduğundan doğası gereği statüsü “psikosomatik”tir.* Düşünür örneklendirmek için Kafka’nın Köy Hekimi hikâyesine ve Wagner’in Parsifial’deki Amfortas[6] karakterine başvurur. Her ikisinde de yara semptomdur, keyfin-yaşam tözünün cisimleşmiş halidir. Zizek yara Sinthome’unu iki şekilde okur: İlki, dışsal yarayı simgesel bir yara olarak okumaktır. Yara bedenin kendisini değil, bedenin içine yakalandığı simgesel ağı ilgilendiren bir şey olduğu için dışsallaştırılmıştır.[7] Diğer bir radikal okuma ise yara bedenin gerçekliğinden çıktığı sürece, küçük bir gerçek parçasıdır, bedenin bütünlüğüne dâhil edilemeyen nahoş bir ek, bende benden fazla olanın maddileşmesidir.[8] Psikanalizde semptomun paradoksu; insana parazit gibi yapışan, onu bozan fakat aynı zamanda onun tutarlılığını sağlayan bir unsur oluşudur.


[1]Bkz.,Slavoj Zizek, İdeolojinin Yüce Nesnesi, çev. Tuncay Birkan, 4. Basım, Metis Yayınları, Ağustos 2011, İstanbul, s.85-86.

[2] Bkz.,Slavoj Zizek, İdeolojinin Yüce Nesnesi, çev. Tuncay Birkan, 4. Basım, Metis Yayınları, Ağustos 2011, İstanbul, s.87.

* Bir semptom olarak dil sürçmesi ortaya çıktığında rahatsızlık ve hoşnutsuzluğa neden olsa bile yorum hazla kucaklanır, anlamı başkalarına memnuniyetle açıklanır. Semptomların öznelerarası tanınması adeta entelektüel bir tatmin kaynağıdır. Lakin fantazinin kendisi haz verirken bunu başkalarına itiraf etmek büyük bir rahatsızlık ve utanç vesilesidir.

[3] Bkz.,Slavoj Zizek, İdeolojinin Yüce Nesnesi, çev. Tuncay Birkan, 4. Basım, Metis Yayınları, Ağustos 2011, İstanbul, s.90-91 ve Lacan 1988’a.

[4] Bkz., A.g.e., s. 90.

[5] Freud’un “wo es war, soll ich werden“, idin olduğu yerde ego (ben) da olacaktır sözünü bu bakış açısıyla okumak gerekir. Özne, semptomunun çoktandır bulunduğu yer ile kendini özdeşleştirmelidir ki semptomunun patolojik tikelliğinde varlığına tutarlılık veren unsuru görebilsin. Bkz.,Slavoj Zizek, İdeolojinin Yüce Nesnesi, çev. Tuncay Birkan, 4. Basım, Metis Yayınları, Ağustos 2011, İstanbul, s.90.

* Psikosomatik; psikolojik kökenli olan fiziksel hastalıklara verilen genel addır. Yunancada ruh anlamına gelen “psyche” ile beden anlamına gelen “soma” kelimelerinin birleşmesinden oluşmuştur.

[6] Bkz., Kafka 1978: 122. Wagner ve Kafka arasında ilk bakışta ciddi farklar vardır. Birinde bir Orta Çağ efsanesinin geç romantik ekolde canlandırılışıyla, öbüründe totaliter bürokrasi de bireyin yazgısının betimlenişiyle karşılaşırız. Yakından bakıldığında da Parsifial’in temel sorununun öncelikle bürokratik bir sorun olduğu görülür. Amfortas törensel sorumluluğunu yerine getirmekten âcizdir. Parsifial, klasik efendinin (Amfortas) totaliter bürokrasi koşullarında artık hükmetmekten âciz olduğunu ve yerini yeni bir önder figürüne bırakması gerektiği yönündeki tarihsel olguyu sahnelediğini söyleyebiliriz. Bkz., Slavoj Zizek, İdeolojinin Yüce Nesnesi, çev. Tuncay Birkan, 4. Basım, Metis Yayınları, Ağustos 2011, İstanbul, s. 91-93.

[7] Amfortas’ın iktidarsızlığının ve dolayısıyla krallığın çöküşünün gerçek nedeni simgesel ilişkiler ağında belli bir tıkanma, belli bir pürüz ortaya çıkmasıdır. Yönetici temel yasaklardan birini çiğnemiştir (Kundry’nin onu baştan çıkarmasına izin vermiştir), ülkede bir şeyler çürümüştür dolayısıyla yara, ahlaki-simgesel bozulmanın maddileşmesinden ibarettir.

[8] Amfortas’ta Amfortas’tan fazla olan şey, o iğrenç yumru, onu hem mahvetmektedir hem de ona tutarlılığını veren tek şeydir. Lacancı formül, bkz., Lacan 1979: XX. Bölüm.


*Yazılar, yazarlarının sorumluluğundadır, Fikirtepe‘nin kurumsal politikasını yansıtmayabilir.

** Bu yazıya şu şekilde atıf verebilirsiniz:

Yonca Gökalp, “Simgeselleşmeye Direnen Çekirdek” https://www.fikirtepemedya.com/psikoloji/simgesellestirmeye-direnen-cekirdek/ (Yayın Tarihi: 7 Mayıs 2024).

***Bu yazıyı PDF olarak indirebilirsiniz:

Visited 15 times, 1 visit(s) today

Close