• Dış Politika

Musul Sorunu Türkiye’nin Dış Politikasını ve Toplumu Ne Ölçüde Etkilemiştir?

“Türkiye, Musul’da yaşayan Türkler için azınlık hakları talep etmemiştir. Bunun en önemli nedeni, aynı hakların Kürtler açısından İngiltere tarafından talep edilebileceği ihtimalidir.”

Musul, Asur Devleti’nin başkentliğini yapmış tarihi Ninova kenti kalıntılarının batısında kurulmuştur. Tarihsel süreçte Yezidi ve Moğol istilalarına maruz kalan şehir Büyük Selçuklu Devleti döneminde İslam egemenliğine girmiştir. Musul Osmanlı-Safevi mücadelesine tanıklık etmiştir. Kenti oluşturan toplum için 19. yüzyılda Arap, Kürt ve Türk nüfusun oranı hakkında net bir bilgi yoktur.[1] 1916 tarihinde Sykes-Picot Antlaşması’yla İngiltere ve Fransa gizli bir şekilde Ortadoğu’daki Osmanlı topraklarını paylaşırken Musul, ilk paylaşıma göre Fransızların kontrolü altında olacaktır. Bugünkü Suriye toprakları İngiliz; Irak toprakları Fransız olacak şekildedir.  Ancak İngiltere petrol kaynaklarını göz önüne alarak paylaşım planında değişikliğe gitmiş, Irak cephesini kendisine Suriye cephesini Fransızlara göre şekillendirmiştir.[2]

30 Ekim 1918 tarihinde Osmanlı Devleti, Mondros Ateşkes Antlaşması’yla savaştan çekildi. Ateşkese rağmen İtilaf Kuvvetleri durmadı. Ateşkes sırasında Musul’un altmış kilometre güneyinde bulunan İngiliz ordusu, 1 Kasım 1918’de Musul’a yürüyüşe geçti.[3] İngilizler bu işgali ateşkesin 7. maddesine dayandırdılar.[4] Ateşkesi İngiltere adına imzalayan Amiral Calthorpe, Musul’un tahliye edilmesini, 6. Ordunun teslim olmasını Türk Hükümetine bildirdi. İngiltere’nin amacı ileride işgalden çekildikten sonra bile bölgedeki Türk- Kürt ayrımının temellerini atarak Musul’un yapısını bozmaktı.[5] Türk tarafında 28 Aralık 1919 tarihinde Mustafa Kemal Paşa, Musul’un Türk yurdunun ayrılmaz bir parçası olduğunu belirtti.[6] Misak-ı Milli’de anavatan sınırı içerisinde kabul edilen Musul’a askeri harekâtın hazırlığına girişildi. 10 Ağustos 1920 tarihinde imzalanan Sevr Barış Antlaşması’nda Musul’la ilgili pazarlık şöyledir: Bölgede üretim yapan petrol firmasının %75’i İngiltere’ye %25’i Fransa’ya verilecektir.[7] 29 Haziran 1920’de İngiltere, Faysal’ı Irak’a getirip 28 Ağustos 1921’de Irak kralı ilan etti. 1921 yılı sonunda İngilizler, Pişdar Navdeşt ve Balak Aşiretlerini rüşvetle yanlarına çektiler.[8]

1 Şubat 1922’de Mustafa Kemal Paşa, Yarbay Şefik Özdemir’i Musul cephesine atamıştır. Özdemir Bey 31 Ağustos 1922’de taarruza geçerek Derbent Muharebesi’nde İngilizleri mağlup etti. İngiliz kuvvetler Süleymaniye’ye çekilirken İngilizlere bağlı Kürt aşiretleri Özdemir Bey’in safına geçti. İngiltere Kürtleri bölmek için 1919’da Hindistan’a sürgüne gönderdiği Berzenci Aşireti lideri Şeyh Mahmut’u geri getirerek Süleymaniye valiliğine atadı. Bu kez Özdemir Bey’in safındaki aşiretlerin büyük bir kısmı yeniden İngiliz tarafına geçti.[9]

İngilizler 1922’nin Eylül, Ekim ve Kasım aylarında başta Revandis olmak üzere birçok yerleşim yerini bombaladı. 1923 Şubat’ında Süleymaniye’de Şeyh Mahmut’u tasfiye eden İngilizler, 11 Nisan 1923’te Özdemir Bey’in karargâhına Revandis’e saldırdılar. Revandis’in düşmesinden bir gün sonra 23 Nisan 1923’te Lozan Barış Görüşmelerinin ikinci döneminin başlaması dikkat çekicidir. İngilizler, görüşmeler başlamadan bölgedeki Türk silahlı varlığını tehlike unsuru olmaktan çıkarmıştır.

1. Lozan Barış Görüşmelerinde Musul ve Politik Stratejiler

20 Kasım 1922’de Lozan Barış Konferansı Lozan Palas’ta açıldı. 26 Kasım 1922’de Musul sorunu gündeme geldi. Türkiye bölgede Türk nüfusunun çoğunluğuna dayanarak bir halk oylaması yapılmasını talep etti.[10] Görüşmelerde Türkiye’ye ve İngiltere’ye göre komisyona sunulan Musul nüfus istatistikleri arasında büyük farklılıklar bulunmaktaydı:

 Türkiye’nin İstatistikleriİngiltere’nin İstatistikleriIrak Hükümetinin Son İstatistikleri
Kürt263.000427.720720.007
Arap43.210185.763166.941
Türk146.96065.89538.652
Hristiyan ve Yahudiler31.00062.225 + 16.86561.336 + 11.897
Yezidi18.00030.00026.257
Toplam Yerleşik Ahali503.000––
Göçebeler170.000––
TOPLAM673.000785.468801.000

(Tablo 1: Kaynak: Tekir, 2019 s. 498. )

Bu tabloya göre Türk delegasyonunun verdiği Türk nüfusuyla İngiliz delegasyonunun verdiği Türk nüfusu arasında iki katından fazla fark bulunmaktadır. Yine İngilizlere göre bölgedeki Kürt ve Arap toplam nüfusu Türk nüfusun neredeyse on katıdır. Türk delegasyonu nüfus verilerini göçebe ve yerleşik ahali olarak ayırırken İngilizlerin verdiği sayılar böyle bir ayrıma gitmeksizin toplamdır. 23 Ocak 1923 tarihli oturumda İsmet Paşa, Türk tezini savunarak Türk ve Kürt halklarının aynı kökenden geldiğini, bölgenin Anadolu’dan ayrılamayacağını ileri sürmüştür. İsmet Paşa’nın konuşmasında öne çıkan satılar şöyledir:[11]

“Musul vilayetinde yerleşik nüfus 503.000 kişiye varmaktadır. Vilayet içerisinde Kürt, Türk ve Arap göçebe aşiretler de vardır, bunlar aşağı yukarı 170.000 kişi kadardır. (…) Süleymaniye ve Kerkük sancaklarında Arap unsuru çok azdır. Musul merkez sancağında 137.000 Türk ve Kürt’e karşılık yalnız 28.000 Arap vardır. Musul Vilayeti’nde 410.790 Türk ve Kürt’e karşılık 31.000 müslüman olmayan vardır. (…) Yüzyıllardır Türk hükümeti Musul’da askere alma zorunlulukları yüzünden vilayetteki nüfus hareketini çok doğru olarak bilmek zorundadır. Oysa İngiliz hükümeti hiç bir zaman vilayetin gerçek sahibi olmamıştır.”

İngiltere temsilcisi Lord Curzon, petrol hedefini gizleyerek meseleyi sadece Irak devletinin toprak bütünlüğü açısından savunuyordu. İsmet Paşa (İnönü) Musul halkının Türklerden oluştuğunu, şehrin Misak-ı Milli sınırları içerisinde yer aldığını ve Mondros Mütarekesinden sonra İngilizlerin Musul’u haksız bir şekilde işgal ettiklerini söylemiştir.  Curzon ise Musul halkının Kürtlerden oluştuğunu, Türklerin ve Kürtlerin farklı milletler olduklarını ileri sürmüştür. İsmet Paşa ise yüzyıllardır bu iki milletin bir arada yaşadıklarını ve iki kardeş kavim olduklarını söylemiştir. Curzon, Musul’a sahip çıkma konusunda ısrarlı bir görünüm sergilemiştir. İngiltere kamuoyu Musul uğruna çıkabilecek bir savaşı desteklemezken İngiliz Hükümeti petrol çıkarları doğrultusunda Musul’dan taviz vermedi. Türkiye Misak-ı Milli’den taviz vermeyince Musul Sorunu, Lozan Görüşmelerinde çıkmaza girdi. Lozan Barış Antlaşması’nın 3. maddesinin 2. fıkrasına göre Musul Sorunu taraflar arasında dokuz ayda çözülecek eğer uzlaşılmazsa konu Milletler Cemiyetine götürülecekti.[12]

1.1. Haliç Konferansı

Milletler Cemiyeti’nde Türk İngiliz ikili görüşmeleri İstanbul Kasımpaşa’da 19 Mayıs 1924 tarihinde başlamış, üç hafta sürmüştür. İlk günkü oturumda Türk delegasyonu başkanı Fethi (Okyar) Bey, nüfusun üçte ikisini Türkler ve Kürtlerin oluşturduğu Musul’un coğrafi olarak Irak’tan ziyade Türkiye’ye benzerlik gösterdiğini, İngiltere’de yayınlanan Encyclopedia Britannica’da Irak sınırının daha güneyde gösterildiği, Sykes-Picot ve Sevr Antlaşmalarındaki Musul düzenlemelerinin Irak’tan ayrı olarak yapıldığı gerekçeleriyle Musul’un Türkiye’ye verilmesini savunmuştur.  Bu tezin Lozan’daki tezin aynı olması bakımından dikkat çekicidir. Türk tarafı ilaveten bir husus sürmemiştir. İngiliz delegasyonunun başkanı Cox meselenin Musul’un kimde olacağı değil Türk Irak sınırının tespitiyle ilgili olduğunu açıklamıştır. İngiltere, Musul’un İngiliz manda yönetiminde olduğunu savunarak mesele dışında kalması gerektiğinde ısrar etti.5 Haziran günü yapılan son oturuma kadar taraflar arasında ileri sürülen tezlerde herhangi bir taviz ya da yumuşama söz konusu olmadı.[13] Lozan’daki kararla ikili görüşme turu olan Haliç Konferansı’ndan sonuç alınamayınca konu Milletler Cemiyeti’ne[14] bırakıldı.

2. Şeyh Sait İsyanı’nın Toplumsal Etkileri ve Milletler Cemiyeti Görüşmeleri

Haliç Konferansı’nın sona ermesinden iki ay sonra 6 Ağustos 1924 tarihinde Musul Sorunu Milletler Cemiyeti’nin gündeminde kabul edildi.[15] Ancak bir gün sonra 7 Ağustos 1924’te Güneydoğu Anadolu bölgesinde Nesturi İsyanı[16] çıktı.[17] İsyan üç haftada bastırıldı. İsyan edenlerin bağımsız bir Kürt devleti kurmak isteyen Azadi Örgütü adında bir şebeke olduğu ortaya çıkarılırken; 13 Şubat 1925 tarihinde bu sefer Şeyh Sait İsyanı başladı.[18] İsyanın gerekçesini bağımsız bir Kürt devleti kurmaktan ziyade bir din temelli rejim kurma olarak ortaya çıktığı anlaşıldı. Diyarbakır Piran merkezli isyan bir hafta içerisinde Çapakçur, Muş ve Diyarbakır geneline yayıldı. 26 Şubat’ta isyancılar Elazığ’da püskürtüldü. 24 Şubat’ta TBMM Doğu Anadolu illerinde sıkıyönetim ilan etti. 3 Mart’ta İsmet Paşa hükümeti kurarken 4 Mart 1925’te Takrir-i Sükûn Kanunu kabul edildi.[19]

Görsel 1 – Bölgeyi (Palu, Çapakçur, Genc, Piran, Hani, Lice, Ergani, Eğil, Silvan) kuşatan süngülü Türk askerleri (30 Mart 1925 tarihli Cumhuriyet gazetesi)

24 Mart’ta bölgede geniş çaplı operasyona başlayan Türk ordusu 15 Nisan günü itibariyle isyanı tamamen bastırdı. 14 Mayıs 1925’te İsyan Bölgesi İstiklal Mahkemesi, Diyarbakır’da yargılamalara başladı.[20] Yargılamalar sonunda 46 kişi idam cezasına çarptırıldı. Diğer asilerden 1911 kişi çeşitli hapis cezalarına çarptırılırken 2779 kişi beraat etti. Hem Nesturi İsyanı’nda isyan eden 5 yüzbaşı ve 6 teğmenin Irak’a geçerek İngiliz yönetimine sığınması hem de Şeyh Sait İsyanı’na karışanların İstiklal Mahkemesi yargılamalarında Irak’taki İngiliz manda yönetimindeki bazı isimlerle temas kurduklarının ortaya çıkması bu isyanlardaki İngiliz rolü iddialarını ortaya getirdi.[21]

Milletler Cemiyeti’nin bu esnada isyanları gündemine alması dikkat çekicidir. 30 Eylül 1924 tarihinde tarafsız ülkelerden oluşan Milletler Cemiyeti İnceleme Komisyonu, Brüksel’de göreve başladı. Komisyon Macaristan, İsveç ve Belçikalı diplomatlardan oluşuyordu. Komisyon Musul’daki temaslarında bölge halkının Türkiye’ye bağlılığını raporuna almıştır. Kerkük Musul ve Süleymaniye’deki önde gelen 800 isimle yapılan görüşmelerde halkın çoğunluğunun Türkiye’yle birleşme istekleri olduğu halde raporun sonuç bölümünde eleştirel olarak Türk tarafının bölge halkını manipüle ettiği sonucu çıkarılmıştır. Ancak Şeyh Sait İsyanı’nı da takip eden komisyon Musul Kürtlerinin Türkiye’yle birleşmek istemedikleri yönünde rapor vererek İngiliz tezini destekledi.[22]  Komisyonun yaklaşımında Şeyh Sait İsyanı yayıldığı alan kapsamı itibariyle Musul’la ilişkilendirilmesi zor olabileceği halde çok önemli bir petrol sahası olan Musul’un İngiliz yönetiminde kalması için komisyonun raporu belirleyici oldu.

2.1. Türkiye- İngiltere 1926 Ankara Antlaşması

17 Nisan 1926’da Milletler Cemiyeti, tarafları görüşmelere çağırdı. Türkiye’ye Milletler Cemiyeti ve onun vereceği kararın tanınması ön şart olarak sunuldu. Türkiye ön şartı kabul etti. Petrol gelirleri cemiyetin görüşmelerinde ana madde oldu. Musul’dan çıkarılan petrolün Irak’a bırakılan payından %10 oranında 25 yıl süreyle Türkiye’ye ödeme yapılması kararı alındı. Bu ödemenin tek seferde 500.000 sterlin olarak gerçekleştirilmesi belirlendi.[23]

Görsel -2.  22 Ekim 1925’te Berlin’de Milletler Cemiyeti Temsilciliği Önünde Eylem

5 Haziran 1926’ta Milletler Cemiyeti’nin kararları “Türkiye – Irak Sınırı ve İyi Komşuluk İlişkileri Antlaşması” adıyla Ankara’da imzalandı. Antlaşmayı Türkiye adına Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü (Aras) Bey, İngiltere adına Türkiye Büyükelçisi Ronald Charles Lindsay, Irak Krallığı adına Savunma Bakanı Nuri Said imzaladı. Milletler Cemiyeti’nin tespit ettiği Türkiye-Irak sınırı ufak değişikliklerle geçerlilik kazanmış oldu. Genel hükümler uyarınca Irak hükümeti, Türkiye yanlısı görüş açıklayıp tutukladığı isimleri serbest bırakacak, her iki taraf sınırdan 75’er kilometrede kaçakçılıkla mücadele için karakollar kuracaktı. Meclisteki görüşmelerde İsmet Paşa söz alarak şöyle konuşmuştur:[24]

“İngilizler Musul Vilâyeti hariç olmak üzere bir hudut çizeceğiz, diyorlardı. Böyle bir tez ki, Musul Vilâyeti haricinde; Musul Vilâyetinin şimal hududu aynen konuşulacak veyahut bunun haricinde bir takım arazinin mukadderatı mevzubahis olacaktır, şeklindeki zemine girmekti. Türkiye ise İstanbul’da olduğu gibi orada da böyle bir zemine girmeyeceğini izhar etti… Bu müzakere ile bir neticeye varmayan 20 Eylül celsesinden sonra 25 Eylül’de Cemiyet-i Akvam Meclisi diğer celsesini akdetti…30 Eylül’de Cemiyet-i Akvam Meclisi bir komisyon teşkili için karar ittihaz etti. Karar-ı mezkûru İngiliz Murahhası kabul etti… Murahhasımız da kabul etti. Bu komisyon için, mevzuubahis olan aza tayin olunmak üzeredir”

Basın Takrir-i Sükûn Kanunu kapsamında denetim altında olduğu için Ankara Antlaşması’na yönelik olumsuz bir tepki göstermedi. Basındaki haberler resmi görüş ve kısa bilgilendirmeleriyle yetinildi.[25] 14 Haziran 1926’da İzmir Suikastının ortaya çıkması basının gündeminden Musul’un kalkmasına neden olan bir başka faktör olarak değerlendirilebilir.

Sonuç

Türkiye’de kamuoyunun beklentisi Musul’la Kerkük’ün Misak-ı Milli sınırları içerisinde olmasına dayanmıştır. Ancak Millî Mücadele döneminin askeri safhasının sonunda Türk ordusunun ciddi bir şekilde yıpranmış olması, Anadolu’daki demiryolu ağının zayıf kalarak bölgeye askeri sevkiyatı engellemesi, TBMM’de Musul sorununun askeri çözüme kavuşturulmasını engellemiştir. İngiliz kamuoyunda da Birinci Dünya Savaşı’ndan kaynaklanan yorgunluk olmasına rağmen bölgedeki İngiliz diplomasisinin etkinliği sürmüştür. Şeyh Sait İsyanı’nın Türk ve Kürt toplumunda asayişin sağlanması konusunda tedirginlik doğurmuş, isyan başarılı şekilde bastırılmasına karşı bu sefer Takrir-i Sükûn Kanunu ve Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kapatılması, Musul’un istenilen şekilde çözümünün gerçekleşmeyeceği beklentisini doğurmuştur. Irak’la ilişkilerin barışçıl şekilde başlaması, bölge halkının ekonomik hayatta kaçakçılıkla iştigal olmasına karşılık tedbir alınmasının gerçekliği, Musul sorununun toplumsal yönden çözümündeki önemli faktörlerdir. Türkiye, Musul’da yaşayan Türkler için azınlık hakları talep etmemiştir. Bunun en önemli nedeni aynı hakların Kürtler açısından İngiltere tarafından talep edilebileceği ihtimalidir.

Kaynakça

ERGİN, Feridun, “Musul Sorunu ve Körfez Petrolleri”, Atatürk Araştırmaları Merkezi Dergisi, 1991, C. 7, S. 20, ss. 165-173.

ERDOĞAN, Abdullah, “Lozan Barış Antlaşması Sürecinde ve Sonrasında Musul”, Sosyal Bilimler Elektronik Dergisi, 2018, C. 2, S. 3 ss. 260-275.

KAYMAZ, İhsan Ş., Musul Sorunu Emperyalizm ve Kürtler, Kaynak Yayınları, İstanbul 2014.

KILIÇ, Sezen, “Musul Sorunu ve Lozan”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, 2008, C. 24, S. 71, ss. 319-340.

MERAY, Seha L., Lozan Barış Konferansı Tutanaklar ve Belgeler I, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2001.

MUHAMMED ALİ, Sawash H., Lozan Antlaşması ve Musul Sorunu Çözümü, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, Ankara 2008.

ÖKE, Mim Kemal, Musul Meselesi Kronolojisi (1918-1926), Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, İstanbul 1991.

ÖZDEN, Hilmi, “Şeyh Sait İsyanı, Musul ve İngiltere”, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Türk Dünyası Uygulama ve Araştırma Merkezi Yakın Tarih Dergisi, 2019 C. 3 . S. 6, ss. 52-60.

SARIKOYUNCU DEĞERLİ, Esra, “Lozan Barış Konferansı’nda Musul”, Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Aralık 2007C.10 S. 18, ss. 127-140.

ŞİMŞİR, Bilal N., “Musul Sorunu ve Türkiye-İngiltere-Irak İlişkileri”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, 2005, C. 21, S. 63, ss. 859 – 916.

TEKİR, Süleyman, “Lozan Antlaşması Sonrası Musul Meselesinde Çözüm Arayışları ve Ankara Antlaşması”, Tarihi Süreçte Musul ve Musul Sorunu, ed. Tolga Akay & Süleyman Tekir, İdeal Kültür Yayıncılık, İstanbul 2019.

TÜRKMEN, Zekeriya, Musul Meselesi Askeri Yönden Çözüm Arayışları (1922-1925), Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara 2011.

YAZICI, Nevin, Petrol Çerçevesinde Musul Sorunu (1926-1955), Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, Ankara 2007.

YERLİKAYA, Çağlar, Stratejik Bir Toprak: Musul (1914-1926), Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, Kırıkkale 2019.


[1] Gündüz, 2020, s. 366.

[2] Türkmen, 2011, s. 15.

[3] Kaymaz, 2014, s. 53.

[4] Mondros Ateşkes Antlaşması’nın 7. Maddesine göre İtilaf Devletleri güvenliklerini tehdit edecek herhangi bir durumu önlemek için kendi belirledikleri bölgeleri işgal edebileceklerdir.

[5] Öke, 1991, s. 19.

[6] Yerlikaya, 2019, s. 46.

[7] Muhammed Ali, 2008, s. 159.

[8] Kaymaz, 2014, s. 189.

[9] Türkmen, 2011, s. 52.

[10] Ergin, 1991, s. 171.

[11] Meray, 2001, s. 343-346.

[12] Yazıcı, 2007, s. 333.

[13] Kaymaz, 2014, s. 345.

[14] Milletler Cemiyeti 10 Ocak 1920 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde kurulmuştur. Misyon olarak günümüzdeki Birleşmiş Milletler’in öncülüdür.

[15] Ergin, 1991, s. 172.

[16] 7 Ağustos 1924 tarihinde Hakkâri merkezli başlayan isyan, Cafer Tayyar Eğilmez komutasındaki 7. Kolordu tarafından bastırılmıştır. İngilizlerin uçaklarla destek vermeye çalıştıkları isyan sonucunda isyana karışanların Irak sınırını geçerek sığınmışlardır.

[17] Sarıkoyuncu Değerli, 2007, s. 137.

[18] Şimşir, 2005, s. 868.

[19] Kaymaz, 2014, s. 453.

[20] Tekir, 2019, s. 501

[21] Kaymaz, 2014, s. 457-459.

[22] Şimşir, 2005, s. 870; Özden, 2019, s. 59.

[23] Sarıkoyuncu Değerli, 2007, s. 139.

[24] Topçu, 2018, 108.

[25] Kaymaz, 2014, s. 554.

Visited 14 times, 14 visit(s) today

Close