9:59 am Siyaset

Türk Siyasetine Bir Ayar Ölçüsü; Merkez Olmak

Türk siyasetinde yeniden hararetlenen merkez tartışmaları sokaktaki insanın ilgisinden uzak biçimde siyasete yön vermek isteyenler tarafından ezberci anlayışın dışına çıkmadan yürütülürken siyasetin merkezi ve merkez kavramı yine her zamanki gibi önyargılar, paradigmalar üzerinden sürdürülüyor.  

Kapsayıcı olmaktan uzak, artık bir paradigmaya dönüşmüş hayalet bir merkez tasnifine göre tanımlanmaya çalışılan merkez kavramı ile siyasal yapılara ayar verilmeye çalışılıyor. Oysa Türkiye’nin içinden geçtiği değişim ve dönüşüm dikkate alınmadan merkez-çevre dikotomisi üzerinden Türk siyasetine ayar vermeye çalışmak bir sosyal bilimler yöntemi olan bu yöntemi işlevsizleştireceği gibi hem de bu ayarın muhatapları olan siyasi yapıları yanlış yönlendirmeye yol açıyor.

Türk siyaset ve toplum yapısındaki değişimi açıklamak, siyaset yapısını analiz etmek adına sıkça başvurulan bir sosyal bilim yöntemi olan merkez-çevre yaklaşımı Türkiye’de ilk defa Şerif Mardin tarafından Osmanlı toplumsal yapısını izah için kullanılsa da kuramın gerçek sahibi Amerikalı sosyolog Edward Shils’tir.

Merkez-Çevre Kuramı

Her toplumun bir merkezi olduğunu ve bu merkezin toplumun genetik kodlarını oluşturan inanç ve değerlerin ortalaması olduğunu öne süren Edward Shils merkez-çevre kuramını oluşturarak merkezdeki bu değerlerin toplumsal yaşamın her alanını belirleyici olduğu görüşünü savunmuştur.

Shils’in kuramında merkez tek, kutsal, değiştirilmesi ve dönüştürülmesi mümkün olmayandır. Kurama göre merkezî değerlerin en büyük taşıyıcısı devlettir. Ve devlet bu değerleri seçkinler vasıtasıyla topluma yerleştirmektedir.

Merkez çevre kuramında merkezi oluşturan inanç ve değerleri benimsemeyen hatta bu değerlerle çatışan kesimler çevre olarak adlandırılmıştır. Çevrenin iktidar olması ve değerlerini merkezileştirmesi mümkün değildir.

Merkezin değerlerini toptan reddetmeyen, eleştirilerini belli bir düzeyde tutan toplumsal kesimler yakın çevreyi, merkezin değerlerini kesin, katı bir dille reddeden hatta imkan olursa merkezin değerlerini ortadan kaldırmak isteyen kesimlerse uzak çevreyi oluşturur. 

Merkez çevre kuramına göre merkez ve çevre arasında bir çatışma vardır. Değer ve kurumlar üzerinden yaşanan bu çatışma kendisini üç alanda belirgin gösterir; iktidar, siyasi toplum ve sivil toplum.

Bürokratik seçkinler iktidarı,

Merkezî değerleri savunan partiler ile çevrenin değerlerini savunan partiler siyasi toplumu,

Merkezi savunan sivil toplum örgütleri ile çevrenin inanç ve değerlerini savunan sivil toplum örgütleri sivil toplumu oluşturur.

Shils, merkez kavramı ile toplumun bütünleşmesini sağlayan değerleri işaret etmiş ve merkezin kültürel ve kavramsal iki boyutu olduğunu belirtmiştir. Shils’in merkezi, topluma yön veren değer ve inançları ve değer-inançlar üzerine kurulan toplumsal kurumları içermektedir.

Kültürel boyutu ile merkez, toplumu yöneten semboller, değerler ve inançlar düzeninin alanıdır. Değerler olarak merkez ise toplumun etrafında bütünleştiği, bireylerin kimliklerini kuran ve onları ortak bir evrene bağlayan değerleri ve inançları ifade eder.

Siyasette merkez, iki uç siyasi düşünce arasında merkezî bir siyasi düşünceyi ya da hareketi ifade eder.  Toplumsal düzenin merkezi, topluma egemen olan ve toplumu yöneten birtakım değerler, semboller ve inançlardır. Toplumsal bütünleşme de merkezî değerler ekseninde gerçekleşir.

Shils merkezi;

 “Merkezi alan, yaşayanlar üzerinde muhtelif bakımlardan tesire sahiptir. Merkez ya da merkezi alan, inançlar ve değerler sahasına ilişkin bir vakıadır. Merkezi alan kutsalın tabiatına sahiptir. Bu anlamda her toplum bir ‘resmi’ dine sahiptir. Merkez ayrıca bir eylem (davranış/faaliyet) hadisesidir. Merkez, kuramlar ağı içerisinde bir davranışlar, kişiler ve roller yapısıdır. Merkezi inanç ve değerlerin vücut ve ifade bulmaları, bu roller içinde olur” ifadeleriyle açıklamaktadır.

Shils’in yaklaşımında en önemli noktalardan biri çevrenin değerlerinin merkeze yerleşmeye başlaması durumunda merkezi oluşturan aktörlerin sisteme müdahale edeceği ve merkezin değerlerinin yeniden üretileceğidir.

**

Kısa bir özetini yapmaya çalıştığımız merkez-çevre kuramı, daha önce belirttiğim gibi Türk siyasi hayatını açıklamak için sık başvurulan, iktidar ilişkilerini analiz etmek için kullanılan bir yaklaşımdır.

Shils’in merkez-çevre yaklaşımı Türkiye’de Şerif Mardin tarafından Osmanlı-Cumhuriyet tarihindeki kurumları, kültürel farklılaşmaları ve iktidar mücadelelerini analiz için kullanılmıştır. Shils gibi Şerif Mardin de her toplumun bir merkezi olduğunu bu merkezi kontrol eden ve siyasal-yönetsel araçları elinde bulunduran bir seçkin kitlenin varlığını öne sürmektedir. Çevreyi de toplumun çoğunluğunun dışında kalan kesimler olarak belirten Şerif Mardin merkez çevre yaklaşımını Türkiye’nin siyasal ve sosyal olaylarını çözümlemek için kullanmıştır.

Siyasetin derin bir kutuplaşma ekseninde sıkıştığı günümüzde de merkez kavramı değişik isimler tarafından tartışılmaktaysa da aslında sosyal bilimlerde toplumsal alanda yaşanan dönüşüm etrafında modelin tarihsel geçerliliği sorgulanmaktadır.

Bu sorgulamaların yanı sıra bizim düşüncemiz de Türkiye’de merkezin ve merkezi temsil eden değerlerin sabit olmadığı, dolayısıyla yaşanan siyasal, sosyal, teknolojik değişim ve dönüşümler dikkate alınmadığında merkezin tanımlanamayacağı ve eski tanımlardan hareketle yanlış sonuçlara ulaşılacağı, dolayısıyla siyasette merkez olma iddiasının asla gerçekleşemeyeceğidir.

Buradan hareketle günümüzde Türk siyasetini merkez çevre ikiliğinde analiz etmek güçleşmiştir. Çünkü merkez ve merkezin sabitesi mümkün olmadığı için merkez olma iddiası havada kalacak hatta Türk siyasetinde merkez bir partiye belki merkez sağ bir partiye ihtiyaç olup olmadığı da tartışma konuları arasına girecektir.

**

Batı toplumlarının ortaya koyduğu seyrin aksine, Türk toplumsal yapısında ve siyasal hayatında merkez çevre ilişkisi sabit değil inişli çıkışlı, değişken bir görünüm arz eder.

Shils ve Şerif Mardin’in merkezin değişmezliği iddiasının aksine Türk siyasal hayatında merkez-çevre birçok kez yer değiştirmiş, çevre değişik zamanlarda merkeze oturarak değerlerini temsil etmiştir.

Bu anlamda CHP karşısında çevrenin desteğini alarak iktidar olan Demokrat Parti çevreyi temsil eden bir siyasal parti olarak merkezin değişebileceğini gösteren ilk siyasal harekettir. Pragmatist eğilimler göstermekle birlikte merkezin değişebileceği iddiasının güçlendiği bir başka dönem ANAP iktidarı dönemidir. Bu dönem de çevre olarak nitelendirebileceğimiz muhafazakar kesimler ekonomik anlamda güçlenmiş, hayata bakışlarında ciddi bir değişim yaşayarak serbest piyasa koşullarına uyum sağlayarak merkeze yönelmiştir.

Merkezin değişebileceğini gösteren en köklü sarsıntı 2002 yılında iktidara gelen AK Parti ile yaşanmıştır.  AK Partinin iktidara gelmesiyle merkezin değişmezliği görüşü bir kez daha ağır yara almış, AK Parti geleneksel merkezin değerlerini çevrenin değerleri ile harmanlayarak kendi değerlerini merkeze taşımış hatta dayatmış ve bu değerlerin toplumsallığını da yaratmıştır. Temsil ettiği değerlerin merkeze taşınması ve toplumsal bir tabana dayanması da AK Partiyi uzun yıllar sürecek bir iktidar sürecine taşımıştır.

**

Ortaya koyduğumuz örnekler dikkate alındığında gerçekten de Shils’in merkez-çevre kuramı Türkiye’de siyasal hayatı açıklamak ve çözümlemek için artık yeterli gelmemektedir, kuram aşınmıştır. Çünkü merkez-çevre kavramının yaslandığı merkezin değişmezliği düşüncesi sarsılmış, merkez ve çevre birçok defa yer değiştirmiştir.

Merkezin değişmezliği düşüncesi gibi merkezi oluşturan aktörlerin sisteme müdahale ederek merkezin değerlerinin yeniden üretilerek sistemin devam edeceği görüşü de Türkiye için artık geçerli değildir. Çünkü Türk siyasal hayatında merkezin çevreye yönelik müdahaleleri dikkatli incelendiğinde merkezin değerlerini yeniden üretemediği hatta 2002 sonrası çevreyi temsil eden AK Partinin ve temsil ettiği değerlerin merkeze oturduğu görülecek hatta bu modellerin bir başka dayanağı olan devlet-toplum karşıtlığına dayalı ikili çatışma merkezi ele geçiren çevre lehine değişecektir. Yani çevre merkeze yerleşerek değerlerini devlet katmanlarında egemen hale getirecektir. Bu da yeni merkezle kavgalı yeni bir çevrenin varlığı üzerinde düşünmemizi gerektirmektedir. Siyasetin ısrarla AK Parti karşıtlığı üzerinden tanzim edilme çabaları da yeni merkez ile yeni çevre arasındaki çatışma sebebiyledir.

2002’den bu yana bir yanda iktidarı boyunca devlet-sermaye-medya aygıtlarına mutlak hakim olan AK Parti, diğer yandan AK Parti karşıtı merkez seçmeni bünyesinde eriten CHP, karşıtlık üzerinden siyasetlerini sürdürerek merkez seçmen kimliğini buharlaştırarak yok etmiştir.

Yani merkez-çevre kuramının Türk siyasetini açıklama kapasitesinin yetersizliği bir yana, ne merkez artık eski merkezdir ne de çevreyi oluşturan toplumsal gruplar geçmişteki gibidir.

Artık merkezi dönüştüren ve kendi değerlerini inşa ederek yeni merkezi temsil eden AK Parti karşısında yakın çevreyi AK Parti karşıtları tüm kesimler oluştururken uzak çevre de teknolojiye doğan, teknolojiyle büyüyen ve duygu, düşünce ve davranışları teknolojik gelişmelerle belirlenen dijital kuşak tarafından temsil edilmektedir. Dijital kültür içinde yetişen bu nesiller her geçen gün artan sayılarıyla seslerini yükselterek gelecekte önce yakın çevreyi daha sonra da yeni merkezi oluşturacaklarının işaretlerini vermektedir.

**

Sonuç olarak bu dikotomik kavramsal modeller Türkiye’de siyasal hayatı farklı düzlemlerden değerlendirme imkanı sunmuş, belli perspektiflerden anlaşılmasına katkı sağlamış olsa da bugün güç merkezleri, sosyal, siyasal ve kültürel değerler, dengeler değişmiş, Türkiye sosyolojisi 2002’den bu yana başkalaşmıştır.

Dolayısıyla devlet-toplum, siyaset-toplum ilişkileri ve bu ilişkilerin yaşadığı değişimin yanı sıra toplumsal katmanların içinden geçtiği dönüşüm anlaşılmadan Türk siyasetini bu sorgulanmaya muhtaç dikotomilerle izaha çalışmak, siyasi yapılara ayar çekmek rasyonel ve siyasi gerçeklikle bağdaşmamaktadır. Hele de siyasi yapıların özlerinden uzaklaşarak bugün geçerliliği tartışılan kavramsal modellerle kendilerini siyaseten konumlandırmaya çalışmaları Türkiye gerçekliğinden ve aslında bir anlamda iktidar hedeflerinden ne kadar uzağa düştüklerinin göstergesi


*Yazılar, yazarlarının sorumluluğundadır, Fikirtepe‘nin kurumsal politikasını yansıtmayabilir.

Visited 71 times, 1 visit(s) today

Close