“Vatan, Türk milletinin eski ve yüksek tarihi topraklarının derinliklerinde mevcudiyetlerini muhafaza eden eserleri ile yaşadığı bugünkü siyasi sınırlarımız içindeki yurttur. Millet, dil, kültür ve mefkure birliği ile birbirine bağlı vatandaşların teşkil ettiği bir siyasi ve ictimai heyettir.”
Cumhuriyet Halk Fırkası Programı, 1931
“Millî mücadeleye aleyhtar bir vaziyet almamış ve bu gibi taazzilere dahil olmamış olan ve siyasî seciyeleri itibariyle menfi bir ruh taşımamış oldukları mütebariz bulunan her Türk vatandaş, Türkçe konuşmakta bulunmuş, Türk kültürünü ve fırkanın bütün umdelerini benimsemiş ise, girebilir.”
Cumhuriyet Halk Fırkası Nizamnamesi, Fırkaya Kabul Edilme, 1931
Türkiye’de seçmenin oy verme davranışları üzerine çok sayıda çalışma mevcuttur. Ancak hem bu çalışmaları incelediğinizde hem de pratik gözlemler yaptığınızda Türk seçmenin ekseriyetinin “parti programları, tüzükleri ya da seçim beyannameleri” gibi yazılı kaynaklara bakarak değil de lider ve parti sözcülerinin söylemleri ile partilerin siyasi yelpazedeki pozisyonlarına göre oy kullandığı görülmektedir.
Akademisyenler, sivil toplum ve kanaat önderleri, siyasi elitler ve konuya ilgi duyan dar bir kesim ise parti programları gibi kaynakları takip etmektedir. Bu kaynaklar bence en temel olarak partilerin kurmay aklının, yöneticileri yönlendiren danışman kadroların anlaşılmasında fayda göstermektedir. Genel olarak bu metinler; genel başkanlar, kurmay kadrolar düzeyinde ve onları yönlendiren akademik ya da siyasi danışmanların çalışmalarıyla ortaya çıkar. Bu durum da aslında partilerin üst yönetimlerinin dünya görüşlerini, düşünce dünyalarını anlamakta kolaylık sağlar.
CHP’nin 39. Olağan Kurultayı’nda kabul edilen yeni programı da bu girizgâh çerçevesinde inceleme fırsatım oldu. İlgi ve uzmanlık alanlarım dışındaki konulara temas etmeyi etik bulmadığım için programın “kimlik” ve “dış politika”ya dair söylediklerini değerlendirerek CHP’nin günümüzdeki kurmay aklını biraz analiz edebileceğimi düşünüyorum. Okuyucuyu yormamak için de “kimlik” ve “dış politika” bahislerini iki ayrı yazı olarak kaleme alacağım.
Türkiye’nin yönetim olarak büyük bir krizle karşı karşıya olduğu, Cumhuriyet’in kurucu iradesinden uzaklaşılmaya başlandığı, ekonomik dar boğazın bir beka meselesi haline geldiği günümüzde CHP hem siyasi aktifliği hem de anket sonuçlarıyla muhalefetin amiral gemisi olduğunu gösteriyor. İşte bu sebeple bu amiral gemisinin kaptan köşkünde hangi fikirlerin süzüldüğünü anlamak, değerlendirmek ve eleştirmek 2027 sonlarında gerçekleşeceğini tahmin ettiğim Cumhurbaşkanlığı ve genel seçime giderken CHP’nin doğru “söylemler” geliştirmesine katkı sağlayacağına inanıyorum.
CHP’nin 2025 model yeni programı yayınlandığında pek çok haber mecrasında “Türk” kelimesinin ve “Türk milleti” kavramının ne kadar az kullanıldığına dair bilgiler yer almıştı. Öncelikle bunun üzerinden birkaç tespit yapmakta fayda var. Bu başlığın hemen girişine yerleştirdiğim örnekler gibi “Türk milleti”ne ve “Türk kimliği”ne güçlü atıflar yapan CHP’nin ilk kapsamlı programı ve tüzüğü sayılan 1931 Programı ve Nizamnamesi “nereden nereye” iç geçirmesini “Türk kimliğine” kıymet veren herkese yaptıracaktır. 2025 Programı’nda “Türk milleti” ifadesi tek bir yerde geçmektedir. Öğrendiğim kadarıyla bu ifade de sonradan eklenmiştir. “Türk milleti” kavramı “Altı Ok”un “Milliyetçilik” maddesinin açıklandığı kısa paragrafta yer almıştır. CHP’nin milliyetçilik anlayışının “Atatürk Milliyetçiliği”ne dayalı olduğu burada ifade edilmektedir. Ancak Atatürk’ün defalarca kez zikrettiği “Türk milliyetçiliği” kavramı bu programda yoktur. İşin en kötü tarafı Atatürk milliyetçiliği anlayışının günümüzdeki karşılığının “eşit yurttaşlık” olduğu iddiasında bulunulmuştur.
Nedir bu “eşit yurttaşlık”?
Programda bu kavramın kesin bir açıklaması yoktur. CHP bu kavrama kendine has bir anlam yüklememektedir. Bunun yerine “CHP, eşit yurttaşlık temelinde toplumsal barışın ancak tüm yurttaşların kimliği, inancı, dili ve yaşam tarzı ne olursa olsun aynı haklara sahip olduğu ve aynı şekilde saygı gördüğü̈ bir demokratik düzenle mümkün olacağına inanır.” gibi bir ifadeyle tahmin yürütebileceğimiz bir zemin oluşturulmaktadır.
Bugün bütün vatandaşlar zaten mevcut anayasa ve kanunlar karşısında eşittir. Hiçbir kanun ya da Anayasa maddesi Türk milletinin etnik, dini kökenlerine, mezheplerine, ana dillerine göre ayrılmasına dair bir hüküm içermez. Bugün bu alanda sorun varsa uygulamadan kaynaklıdır. Anayasa’nın 10. maddesi “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.” diyerek zaten bu denklemi sağlamaktadır.
Peki “daha eşit(!)” olmak isteyenler kimlerdir?
Hatırlatayım.
Halkların Demokratik Partisi (HDP)’nin Olağan Kongresinde teröristbaşı Abdullah Öcalan’ın fotoğrafının yanına “Eşit Yurttaşlık Ortak Vatan” sloganı yansıtılmıştı. Öcalan “eşit yurttaşlık” kavramını 2000’li yılların başlarından beri kullanmaktaydı. Bu dönemden sonra da “eşit yurttaşlık” kavramı sürekli “Anayasa’nın 66. maddesi” ve “Türk vatandaşlığı tanımını” hedef alan bir düzeyde dile getirildi.
Örneğin TBMM’de faaliyetlerini fiilen sürdüren ve hiçbir hukuki dayanağı olmayan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nda konuşan DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit “Biz halkların kardeşliğinden, eşit yurttaşlıktan, çok dillilikten, yerel demokrasiden yanayız.” diyerek bir referans noktası ortaya koymuştur. Türkiye İşçi Partisi’nin Kürt Sorununda Eşit Yurttaşlık ve Barış Komisyonu’na göre “Kürt halkının dil, kimlik ve kültür haklarının tanınması” eşit yurttaşlığın gereğidir. Bir dönem FETÖ’nün Abant Platformu’nun yöneticiliği de yapan Prof. Dr. Levent Köker’e göre “Türkiye Cumhuriyeti’ne mensup olan ama Türk olmayan insanlar, gruplar bu ülke üzerinde yaşıyorlar ve Türk olmadıkları için bazı haklardan mahrum bırakılıyorlar veya o hakların öznesi olmak anlamında “vatandaş/yurttaş” sayılmıyorlar.” diyerek bunun anti tezinin “eşit yurttaşlık” olduğunu ifade ediyor. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’a göre “Kürt meselesi terör sorunu hiç değildir. Eşit yurttaşlık meselesidir.” ve “Türk-Kürt ortaklığına” dayalıdır. Bu yazının son düzeltmelerini yaparken DEM Parti’nin düzenlediği Uluslararası Barış Konferansı’nın sonuç bildirgesi yayınlandı. Bildirge de aynen şu ifadeler yer aldı: “Türkiye’nin tüm halkları, inançları ve kimlikleri kapsayan, eşit yurttaşlık temelinde demokratik bir anayasaya ihtiyacı vardır.”
Murat Yetkin’e göre DEM Parti’nin siyasal hafızasında “eşit yurttaşlık”, “tekçi ve merkeziyetçi devlet anlayışına karşı çoğulculuğu, yerel demokrasiyi, anadil haklarını ve kolektif kimlik özgürlüğünü temel alan bir ortak yaşam modeli” olarak yer alıyor. DEM Parti’nin günümüzde süren “ikinci çözüm süreci”ne sunduğu “eşit yurttaşlık” kavramının içinde ise en makro düzeyde Türk vatandaşlığı tanımın değiştirilmesi, Türkçe eğitim zorunluluğunun kaldırılması, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve kayyum uygulamasının kaldırılması fikirleri yer alıyor.
Çok çok uzatılabilecek bu örneklere bakıldığında “eşit yurttaşlık” denilen şeyin ortaya çıkardığı çağrışımların Türk kimliğini, Türk vatandaşlık tanımını, Türk vatanının bütünlüğünü hedef alan bir nitelikte olduğunu söylemek gerekir. CHP böyle bir ortamda “eşit yurttaşlık” kavramından ne anladığını programına derç etmediyse, Öcalan’ın söylemlerinden bugüne zihinlerde oluşan olumsuz imajın da ağırlığını taşımak zorunda kalacaktır.
CHP gerek genel başkan gerekse de sözcüler düzeyinde “eşit yurttaşlık”tan ne anladığını anlatmalıdır. Tarihine bakmalı, sürekli kullandıkları “Atatürk’ün partisiyiz” ifadesinin de gereğini yapmalıdır.
Şunu açıkça ifade etmeliyiz: Atatürk Milliyetçiliği, Türk milliyetçiliğidir. Türk milliyetçiliği vatandaşlık tabanlı olarak yurttaşların eşitliğini kabul eder bunu savunur. Ancak “eşit yurttaşlık” denerek Türk devletinin kurucu iradesini sakatlamaya yönelik bir hiçbir girişimi kabul edemez.
CHP programında defalarca “farklı kimliklerin birlikte yaşamın” atıf yaparken “Türk kimliğinin” Anayasal kimliğimizin korunması ve güçlendirilmesine dair bir politika ortaya koymamıştır. Oysa ki CHP 1931 Programında sadece ülkemizde eğitimin temel amaçlarından birinin “Türk milletine ve Türkiye devletine hürmet etmek ve ettirmek olduğu” ve “Vatandaşların Türk’ün derin tarihini bilmesine” önem verildiğini, partinin de bu programı “Türk’ün kabiliyet ve kudretine” atıf yaparak yürüteceği açıkça ifade edilmiştir.
Bugünkü CHP’nin tarihsel akış içinde kesintiler ve dönüşümler yaşasa da Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu partinin devamı olduğuna dair toplumda genel bir kabul vardır. Ancak Atatürk bir partinin “kurucu” olarak sürekli zikredeceği bir kişi olmamalıdır. Atatürk dünyaya mal olmuş tarihsel bir kişilik, milli mücadelemizin komutanı, Cumhuriyetimizin kurucusudur. Her partiden her siyasi görüşten insanın kendisini yakın hissetmesi gereken, herkesin bir yanıyla bağlılık hissettiği bir abide şahsiyettir. Atatürk’ü sürekli gündelik siyasetin konuşulduğu toplantılarda “CHP’li bir lider”, “bir parti kurucusu” gibi anmak Atatürk’ün tarihi şahsiyetine de toplumun Atatürk sevgisine de zarar vermektedir. Bence CHP kurmayları bu tarihi sorumluluğu da düşünmeliler ve kanaatimce bu söylemlerden vazgeçmeliler.
Uluslararası İlişkiler alanında İnşacı teorinin referans isimlerinden Alexander Wendt “Çıkarlar kimlikleri gerektirir. Çünkü bir aktör kim olduğunu bilmeden ne istediğini bilemez. Kimlikler kültürel içeriğe sahip olduğu için çıkarların da bu niteliği vardır. Kimlikler çıkarlar eşliğinde çözülebilir. Ancak bu çıkarlar yine bir kimlik gerektir. Çıkarlar olmadan kimliklerin güdüleme gücü yoktur. Kimlikler olmadan da çıkarların yönü yoktur.” diye iki yönlü anlattığı kimlik konusu bir beka ve varlık meselesidir. Bugün iç politikanız da dış politikanız da kim olduğunuza göre şekillenir. Kim olduğunuzu ise tarih, kültür, coğrafya ve sosyoloji işaret eder. Biz bu topraklara binlerce yıllık Türk kimliğinin unsurlarıyla geldik. Devletimizi CHP’nin ilk programının da işaret ettiği üzere bunun üzerine kurduk. Kimliklerin son derece önemli olduğu günümüzde kimliğimizi tahrip edecek bir siyaset tarzını belirlemek, siyasetle, tarihle, sosyolojiyle ve uluslararası ilişkilerin doğasıyla kavga etmekten başka bir şey ortaya çıkarmaz.
Kanaatimce CHP kurmayları seçimlere giderken milliyetçi, muhafazakar seçmenden oy almayı planlıyorlarsa bu konulara biraz kafa yormalıdırlar.






