• Eğitim

Okul Güvenliği: Özel Güvenlik Görevlisi mi, Bahçe Görevlisi mi?

“Güvenlikte belirsizlik risk üretir. Açık görev tanımı, doğru eğitim, uygun yetki, etkili denetim ve düzenli risk analizi ise güvenlik kapasitesi üretir. Bu nedenle ben okul güvenliği tartışmasının unvan üzerinden değil, risk, yetki, yeterlilik, sorumluluk ve kamu yararı üzerinden yürütülmesi gerektiğini düşünüyorum.”

Özel güvenlik eğitimi alanında çalışan biri olarak okul güvenliği konusundaki son tartışmaları izlediğimde, meselenin ilk bakışta göründüğünden daha karmaşık olduğunu düşünüyorum. Tartışma “özel güvenlik görevlisi mi, bahçe görevlisi mi?” sorusu etrafında dönüyor. Oysa bu soru, asıl meselenin ancak görünen yüzü. Çünkü burada yalnızca bir personel unvanı tartışılmıyor. Güvenliğin nasıl tanımlandığı, hangi işin güvenlik hizmeti sayıldığı, bu hizmeti kimin vereceği, hangi yetkilere sahip olacağı, hangi eğitimden geçeceği ve ortaya çıkabilecek bir olayda sorumluluğun kime ait olacağı da tartışılıyor. Dolayısıyla bu tartışma, pratikteki bir kadro tercihinin ötesinde; okullardaki güvenlik mimarisinin, risk yönetimi politikalarının ve kamu hizmeti kalitesinin hangi ilkeler üzerine kurulması gerektiğine dair temel bir kamu politikası krizine işaret etmektedir. Bu çalışmanın temel amacını da unvan tartışmalarının ötesine geçerek, okul güvenliğini risk, yetki, yeterlilik ve sürdürülebilirlik ekseninde yeniden ele almak oluşturmaktadır.

Üstelik resmî uygulama metinleri, “bahçe görevlisi” olarak tanımlanan personelin tamamen güvenlikten bağımsız bir iş yapmasının düşünülmediğini göstermektedir. İncelenen TYP ilanlarında[1] bu personelin öğrencilerin huzurlu ve düzenli bir eğitim ortamında bulunmasına katkı sağlamak; okul bahçeleri ile giriş-çıkış alanlarında gözetim, yönlendirme ve düzeni desteklemek; öğretmenlerin bahçe nöbetlerine yardımcı olmak üzere çalıştırılacağı açıkça belirtilmektedir. Aynı belgelerde adayların güvenilir, dikkatli, sorumluluk bilinci yüksek ve görev disiplinine sahip kişiler arasından seçileceği, özel güvenlik sertifikası bulunanların ise öncelikli değerlendirileceği ifade edilmektedir. Çalışma süresinin 172 gün olarak belirlenmiş olması da bunun sürekli bir özel güvenlik istihdamından farklı bir çalışma rejimi olduğunu göstermektedir. Hatta bazı örneklerde pozisyon için doğrudan geçerli güvenlik sertifikası şartı aranmıştır.

Bu nedenle ilk itirazım unvanın kendisine değil, unvan ile icra edilen iş arasındaki ilişkinin nasıl kurulacağına yönelmektedir. Dolayısıyla “özel güvenlik yerine bahçe görevlisi” tartışması, sembolik düzeyde bir mesleki statü mücadelesi haline gelmektedir. Üstelik resmî duyurulardaki terminolojik çeşitlilik bu sorunu daha da belirginleştirmektedir. Bir yerde “bahçe görevlisi”, başka bir yerde “güvenlik/bahçe görevlisi” veya “bahçe görevlisi (güvenlik personeli)” ifadelerinin kullanılması, görev kategorisinin henüz standart ve bütüncül biçimde tanımlanmadığını göstermektedir. Bu durum, çalışma sosyolojisinin klasik bir problemini, yani işin fiilî niteliği ile çalışanın resmi statüsü arasındaki uyumsuzluğu yeniden gündeme getirmektedir.

Bir personel gerçekten bahçe düzenini, öğrenci hareketlerini ve giriş-çıkış alanlarını gözetlemek, yönlendirme yapmak ve okul yönetimine yardımcı olmak üzere görevlendiriliyorsa “bahçe görevlisi” unvanı kendi mantığı içinde anlaşılabilir. Fakat aynı personelden fiilen güvenlik görevlisinin görevini yapması bekleniyorsa mesele değişiyor. Çünkü güvenlik hizmeti, yalnızca okul kapısında görünür olmak değildir.

Özel güvenlik mesleğinin temel özelliği zaten burada ortaya çıkıyor. 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun, özel güvenlik görevlisine belirli şartlar altında belirli yetkiler tanımlıyor ve bu yetkilerin kullanılması belirli bir eğitim, güvenlik soruşturması ve geçerli kimlik kartı gibi koşullarla ilişkilendiriliyor. Emniyet Genel Müdürlüğünün güncel açıklamalarında da 5188 kapsamında özel güvenlik görevlilerinde aranan şartlar ile temel ve yenileme eğitimlerinin niteliği açık biçimde düzenlenmiş durumda.[2] Bu hukukî çerçevenin anlamı bence çoğu zaman gözden kaçırılıyor. Kanun, özel güvenliği “kapıda duran kişi” olarak değil, sınırları belirlenmiş bir güvenlik hizmeti olarak düzenliyor. Dolayısıyla özel güvenlik görevlisinin sahip olduğu mesleki kimlik, yalnızca üniformadan veya kimlik kartından ibaret değil. O kimliğin arkasında eğitim, yetki, sorumluluk ve denetim mekanizması bulunuyor. Tam da bu nedenle “bahçe görevlisi” ile “özel güvenlik görevlisi” arasındaki farkı yalnızca bir kadro adı farkı olarak görmüyorum.

İşin hukukî tarafı kadar güvenlik açısından da önemli bir fark var. Bir okulun kapısında duran herhangi bir personel ile güvenlik görevlisi arasında görünürde çok az fark olabilir. İkisi de aynı kapının önünde durabilir, öğrencilerin girişini izleyebilir, okul yönetimiyle iletişim kurabilir. Fakat olay başladığında aradaki fark bir anda büyür. Hangi durumda ne yapacağını bilmek, hangi yetkinin kullanılabileceğini ayırt etmek, olayın ilk dakikalarında doğru davranmak, delil niteliği taşıyabilecek durumları korumak, kollukla iletişim kurmak, acil durum zincirini başlatmak ve müdahale sınırını aşmamak, profesyonel güvenlik hizmetinin temel unsurlarıdır. Bu nedenle okul güvenliği bakımından asıl soru, “kapıda biri var mı?” değildir. Asıl soru, “orada bulunan kişinin yapacağı iş açık mı, yetkisi belli mi, eğitimi yeterli mi ve sorumluluğu tanımlı mı?” sorusudur.

Ben özel güvenlik eğitimi sektöründen gelen biri olarak, “özel güvenlik her durumda en doğru çözümdür” gibi bir sonuca da otomatik olarak gitmem. Bu, meslek mensubunun kendi alanını savunması açısından anlaşılabilir; fakat kamu politikası açısından yeterli değildir. Kamu güvenliği sektörün istihdam kapasitesine göre değil, toplumun karşı karşıya olduğu risklere göre tasarlanmalıdır. Bu noktada “%100 güvenlik sağlanamaz” yaklaşımı önem kazanıyor. Gerçekten de hiçbir güvenlik sistemi bir okulu tamamen risksiz hâle getiremez. En deneyimli özel güvenlik görevlisi, en gelişmiş kamera sistemi veya en iyi giriş kontrolü bile bütün tehditleri ortadan kaldıramaz. Fakat buradan güvenlik önlemlerinin gereksiz olduğu sonucu çıkmaz. Güvenlikte temel amaç çoğu zaman riski sıfırlamak değil, azaltmaktır.

Ben bunu özel güvenlik eğitimi açısından da böyle anlatıyorum: güvenlik görevlisinin görevi geleceği garanti etmek değil, riski yönetmektir. Tehdidi mümkün olduğunca erken görmek, caydırıcılık oluşturmak, şüpheli durumu fark etmek, olayın gelişimini yavaşlatmak, müdahale için zaman kazanmak ve gerektiğinde doğru birimlere haber vermek de güvenliktir. Bu açıdan bakıldığında, “özel güvenlik görevlisi de silahı yüzde yüz engelleyemez” gerekçesi tek başına belirleyici olamaz. Aynı mantıkla hiçbir güvenlik tedbirinin hiçbir zaman yüzde yüz sonuç vermediğini söyleyerek bütün tedbirleri reddetmek mümkündür. Oysa risk yönetiminin mantığı mutlak başarı değil, riskin kabul edilebilir düzeye çekilmesidir.

Burada risk analizi kavramı özellikle önem taşıyor. Bir okulun güvenlik ihtiyacını belirlemek için önce okulun tehdidini ve kırılganlığını bilmek gerekir. Okulun bulunduğu çevre, öğrenci ve çalışan sayısı, giriş-çıkış yoğunluğu, fiziksel sınırları, ulaşım biçimi, okul çevresindeki riskler, geçmişte yaşanan olaylar, kamera ve alarm altyapısı, acil durum planları, kollukla ilişkiler ve okul yönetiminin mevcut kapasitesi birlikte değerlendirilmeden “şu kadar personel yeterlidir” demek çok anlamlı değildir. Güvenlik planlaması açısından buna risk temelli yaklaşım diyebiliriz. Aynı üniformayı bütün okullara dağıtmak, bütün okulların aynı riske sahip olduğu anlamına gelmez.

Bir il merkezindeki kalabalık bir lise ile küçük bir ilçedeki düşük yoğunluklu bir okulun güvenlik ihtiyacı aynı olmayabilir. Aynı şekilde bir okulda temel ihtiyaç giriş-çıkış kontrolü ve çevresel gözetim olabilirken, başka bir okulda daha yoğun öğrenci hareketliliği, şiddet riski, yabancı girişleri veya ulaşım kaynaklı güvenlik sorunları öne çıkabilir. Bu nedenle okul güvenliğinde tek tip personel modelinden çok, risk düzeyine göre farklılaşan bir güvenlik mimarisi daha rasyonel görünmektedir. Bu mimarinin içinde özel güvenlik görevlisi de olabilir, yardımcı personel de, genel kolluk da, teknik güvenlik sistemleri de. Burada önemli olan hangi aktörün hangi görevi üstlendiğinin açık olmasıdır.

Örneğin özel güvenlik görevlisi kullanılacaksa 5188 sayılı Kanun çerçevesindeki eğitim, yetki ve denetim sistemi bununla uyumlu biçimde işletilmelidir. EGM’nin açıklamalarında özel güvenlik görevlilerinin temel eğitimlerinin belirli bir saat yapısına sahip olduğu, yenileme eğitimlerinin ise düzenli aralıklarla sürdüğü görülmektedir. Bu ayrıntı aslında bize güvenlik mesleğinin neden sıradan bir “personel ihtiyacı” olarak görülemeyeceğini anlatıyor. Güvenlik görevlisini yalnızca insan gücü olarak değerlendirirsek, eğitimin anlamını kaybederiz. Oysa özel güvenlikte insan kaynağının değeri, fiziksel varlığından çok doğru davranış üretebilmesindedir. Bir güvenlik görevlisi ne zaman müdahale edeceğini de, ne zaman müdahale etmeyeceğini de bilmelidir.

Bu ayrım özellikle okullarda daha hassastır. Çünkü okul güvenliği, yetişkinlerin bulunduğu bir kamu kurumunun güvenliğinden farklı olarak çocukların ve gençlerin bulunduğu bir ortamda yürütülmektedir. Dolayısıyla güvenlik uygulaması güvenlik ile eğitim ortamının doğası arasındaki dengeyi korumalıdır. Sürekli kontrol, aşırı müdahale ve gereksiz güvenlikçi refleks de okul iklimini bozabilir. Benim için iyi okul güvenliği, okulun güvenlik nedeniyle bir cezaevi veya yüksek riskli tesis görüntüsüne bürünmesi değildir. Ama bunun karşıtı da güvenliğin görünmez hâle getirilmesi değildir. Güvenlik görünür olabilir; fakat ölçülü olmalıdır.

Burada “bahçe görevlisi” uygulamasının güçlü ve zayıf taraflarını birbirinden ayırmak gerekir. Güçlü tarafı, okul bahçesi ve giriş-çıkış alanlarında sürekli bir gözetim ve düzen desteği sağlayabilmesidir. İncelenen TYP ilanında görev tanımının da ağırlıklı olarak bu çerçevede kurulmuş olduğu görülüyor. Fakat bu modelin zayıf tarafı, görev sınırlarının uygulamada genişletilmesi ihtimalidir. Kâğıt üzerinde “gözetim” yapan bir personelden sahada “güvenlik” beklemeye başladığınız anda görev tanımı değişmeye başlar. Personelin karşılaşacağı olayların niteliği değişir ama personelin eğitim ve yetkisi aynı kalırsa, burada yapısal bir uyumsuzluk ortaya çıkar. Bence en tehlikeli durum da budur. Çünkü açıkça “güvenlik görevlisi değildir” denilen bir personelden örtülü biçimde güvenlik görevlisi gibi davranmasını beklemek, yalnızca çalışan açısından değil okul açısından da risk doğurur.

Bu noktada emek boyutunu da göz ardı etmemek gerekir. Özel güvenlik mesleğinin uzun yıllar içinde oluşmuş bir mesleki alan olduğu ortada. Eğitim, sınav, kimliklendirme, yenileme eğitimi ve mevzuat bilgisi bu mesleğin kurumsal çerçevesini oluşturuyor. Böyle bir mesleğin yaptığı işe farklı bir unvan verilmesi, eğer işin kendisi de değişiyorsa sorun olmayabilir. Fakat yapılan iş aynı kalırken yalnızca unvan değişiyorsa, bu kez “mesleki değer” sorunu ortaya çıkar. İnsanların yaptığı işin adı önemsiz değildir. Bir kişinin yıllarını verdiği bir meslek, kurum tarafından farklı ve daha düşük nitelikli bir kategori içerisinde tanımlandığında, bunun ekonomik sonuçları kadar sembolik sonuçları da olabilir. Meslek kimliği aşındığında, çalışan yalnızca gelir veya statü kaybı yaşamaz; yaptığı işin toplumsal karşılığının da zayıfladığını hisseder.

Burada geçici çalışma rejiminin ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. İncelenen TYP örneğinde çalışma 172 günle sınırlandırılmış durumda. Bu model istihdam politikası açısından belirli bir ihtiyaca cevap verebilir; ancak güvenlik bakımından süreklilik meselesini gündeme getiriyor. Güvenlik hizmetinin önemli unsurlarından biri kurumsal hafızadır. Görevli, zaman içinde okulun fiziksel özelliklerini, giriş-çıkış yoğunluğunu, öğrencilerin genel davranışlarını, olağandışı durumları ve kurum içindeki iletişim yollarını öğrenir. Personel sık değiştiğinde bu birikim de sürekli yenilenmek zorunda kalır. Dolayısıyla geçici personelin maliyeti yalnızca ücret üzerinden hesaplanmamalıdır. Güvenlik alanında tecrübe kaybının ve sürekli yeniden uyum sürecinin de bir maliyeti vardır.

Bütçe meselesine gelince, burada da tek yönlü düşünmemek gerektiğini düşünüyorum. Elbette devlet sınırsız kaynaklara sahip değildir. Bir özel güvenlik görevlisi istihdam edildiğinde, buna ilişkin eğitim, denetim, idari işlemler ve gerekli görülen teknik sistemler de gündeme gelebilir. Meslek grubundaki tartışmada bu mali ve idari yükler özellikle vurgulanmıştı. Fakat güvenlik politikasında yalnızca “hangi personel daha ucuz?” diye sormak yeterli değildir. Asıl soru “hangi kaynak kullanımı, hangi risk azaltma kapasitesini üretiyor?” olmalıdır. Düşük maliyetli bir model çok daha düşük güvenlik kapasitesi oluşturuyorsa, görünen tasarrufun gerçek bir tasarruf olup olmadığı tartışılır. Buna karşılık daha pahalı bir modelin her zaman daha iyi olduğu da söylenemez. Önemli olan maliyet ile elde edilen güvenlik kapasitesi arasındaki dengedir. Bu nedenle okul güvenliğinde ekonomik değerlendirme, salt personel giderinden ibaret olmamalıdır.

Benim üzerinde özellikle durduğum konu, güvenlik hizmeti ile güvenlik görüntüsü arasındaki farktır.Bir kapının önüne bir personel koyabilirsiniz. Bu, insanlara güvenlik hissi verebilir. Ancak personelin ne yapacağı, tehdit ortaya çıktığında nasıl davranacağı, hangi durumda kimi arayacağı, olayın nasıl raporlanacağı ve teknik sistemlerin nasıl kullanılacağı bilinmiyorsa yalnızca görüntü üretmiş olursunuz. Güvenlik görüntüsü ile güvenlik kapasitesi aynı şey değildir.

Aynı şekilde özel güvenlik görevlisi istihdam etmek de tek başına okul güvenliği sistemini kurmak anlamına gelmez. Güvenlik görevlisinin kamera sisteminden haberdar olmadığı, acil durum prosedürlerini bilmediği, okul yönetimiyle iletişim protokolünün bulunmadığı veya kollukla koordinasyonun tanımlanmadığı bir yerde tek başına personel sayısını artırmak yeterli olmayabilir. Bu nedenle güvenlik görevlisini bir “adam” değil, bir sistemin aktörü olarak görmek gerekir. Okul güvenliği de aynı biçimde tek bir personelin omuzlarına yüklenmemelidir.

Öğrenci davranışlarından psikolojik danışmanlık hizmetlerine, fiziksel güvenlikten kamera sistemlerine, okul yönetiminden aile iletişimine ve gerektiğinde genel kollukla koordinasyona kadar çok daha geniş bir yapıdan söz ediyoruz. Meslek grubundaki tartışmada da okul güvenliğinin yalnızca silah girişini engellemekten ibaret olmadığı, şiddet, madde kullanımı, ziyaretçi yönetimi, erken uyarı, kriz yönetimi ve tahliye gibi birçok boyutu olduğu özellikle vurgulandı. Ben bunu bir güvenlik zinciri olarak görüyorum. Zincirin bir halkası zayıfsa, diğer halkaların gücü de sınırlanır.

Bütün bu tartışmanın bir başka önemli boyutu ise güvenlik anlayışımızın olaydan önce mi, olaydan sonra mı devreye girdiğidir. “Reaktif güvenlik–proaktif güvenlik” ayrımını bu bakımdan oldukça anlamlı buluyorum. Olay gerçekleştikten sonra kapıya personel koymak reaktif bir refleks olabilir. Olay gerçekleşmeden önce riskleri tespit etmek, okulun zayıf noktalarını belirlemek ve önleyici tedbirleri tasarlamak ise proaktif güvenlik yaklaşımıdır. Bence Türkiye’nin okul güvenliği konusunda asıl geliştirmesi gereken alanlardan biri tam olarak budur. Bir okulda ciddi bir olay yaşandığında herkes “neden daha önce önlem alınmadı?” diye soruyor. Oysa bu soruyu olaydan önce sorabilmek gerekir.

Risk analizi bunun için vardır. Risk analizi yalnızca tehlikeleri listelemek değildir. Tehdidin gerçekleşme ihtimalini, gerçekleşmesi hâlinde yaratacağı etkiyi, mevcut güvenlik tedbirlerinin yeterliliğini ve ilave tedbirlerin sağlayacağı faydayı birlikte değerlendirmeyi gerektirir. Dolayısıyla okul güvenliği personelinin belirlenmesinde de “kaç kişi?” sorusundan önce “hangi risk?” sorusunun sorulması gerekir. Buradan hareketle benim vardığım sonuç oldukça açık. Bahçe görevlisi uygulamasını kategorik olarak yanlış bulmak, uygulamanın resmî görev tanımını da göz ardı etmek olur. Nitekim mevcut duyurularda bu personelin görevi ağırlıklı olarak gözetim, yönlendirme ve okul düzenine destek çerçevesinde tanımlanıyor. Fakat aynı şekilde bahçe görevlisini okul güvenliğinin bütün yükünü taşıyabilecek bir güvenlik personeli olarak görmek de doğru değildir.

Özel güvenlik görevlisi modeli de otomatik olarak her okul için en iyi çözüm değildir. Ancak güvenlik görevinin profesyonel nitelikte yürütülmesi gereken yerlerde, 5188 sayılı Kanun’un oluşturduğu eğitim, kimlik, yetki ve denetim sistemi önemli bir kurumsal avantaj sağlar. Burada yapılması gereken, iki unvandan birini ideolojik olarak seçmek değildir. Yapılması gereken okul bazında gerçek bir risk değerlendirmesi yapmak ve buna göre güvenlik mimarisi kurmaktır. Düşük riskli bir okulda bahçe ve gözetim personeli yeterli olabilir. Daha yüksek riskli bir okulda özel güvenlik görevlisinin bulunması gerekebilir. Bazı durumlarda teknik sistemler ön plana çıkabilir. Bazı durumlarda genel kollukla daha güçlü koordinasyon gerekebilir. Bazı okullarda bunların tamamına ihtiyaç duyulabilir.

Bütün bunların ortak noktası ise görevlerin birbirine karıştırılmamasıdır. Bahçe görevlisinden özel güvenlik görevlisi gibi davranmasını beklemek doğru değildir. Özel güvenlik görevlisinden de okul yönetiminin bütün sorunlarını çözmesini beklemek doğru değildir. Genel kolluktan her okulda sürekli güvenlik görevi yürütmesini beklemek de doğru değildir. Her aktör kendi görevini yaptığında ve bu görevler birbiriyle koordineli hâle getirildiğinde güvenlik sistemi oluşur. Benim açımdan bu tartışmanın asıl değeri de burada yatıyor. Bu tartışma, özel güvenlik sektörünün daha fazla iş alıp almaması meselesinden daha önemli bir noktaya işaret ediyor. Kamu yönetimi güvenlik hizmetini nasıl tasarlamalıdır? Bir kamu kurumunda yapılan iş ile o işe verilen unvan arasındaki ilişki ne kadar açık olmalıdır? Geçici istihdam modeli, süreklilik gerektiren güvenlik hizmetleriyle ne ölçüde uyumludur? Güvenlik görevinin yetki ve sorumluluğu hangi eğitimle desteklenmelidir?

Bence bu soruların cevapları, “özel güvenlik mi, bahçe görevlisi mi?” sorusundan çok daha değerlidir. Çünkü okul güvenliğinde asıl mesele kapıda kimin durduğu değildir. Asıl mesele, kapıda duran kişinin neden orada olduğu, ne yapacağını bilip bilmediği, ne yapabileceği ve ne yapamayacağının açık olmasıdır. Güvenlikte belirsizlik risk üretir. Açık görev tanımı, doğru eğitim, uygun yetki, etkili denetim ve düzenli risk analizi ise güvenlik kapasitesi üretir. Bu nedenle ben okul güvenliği tartışmasının unvan üzerinden değil, risk, yetki, yeterlilik, sorumluluk ve kamu yararı üzerinden yürütülmesi gerektiğini düşünüyorum.

“Bahçe görevlisi” gerçekten bahçe ve okul düzenine yardımcı olacaksa, görevini en iyi şekilde yapmasını sağlayacak eğitim ve çalışma koşulları verilmelidir. “Özel güvenlik görevlisi” kullanılacaksa, 5188 sayılı Kanun’un öngördüğü profesyonel çerçeve eksiksiz işletilmelidir. Fakat hangi model seçilirse seçilsin, bunun arkasında bilimsel bir risk analizi, açık bir görev tanımı ve sürdürülebilir bir güvenlik planı bulunmalıdır. Çünkü çocukların bulunduğu bir ortamda güvenlik politikası, personel sayısına veya unvana indirgenemeyecek kadar ciddi bir kamu hizmetidir.

Ve bana göre güvenliğin gerçek ölçüsü, olay olduktan sonra “neden önlenemedi?” sorusuna verilecek cevap değil; olay gerçekleşmeden önce “bunu önlemek için ne yaptık?” sorusuna verilebilecek cevaptır. Bu sürümde özellikle “özel güvenlik = otomatik olarak doğru çözüm” şeklindeki mesleki savunmacılıktan kaçınarak, özel güvenlik uzmanının neden farklı bir profesyonel kategori olduğunu 5188, eğitim, yetki, görev sınırı ve risk yönetimi üzerinden temellendirdim. EGM’nin güncel açıklamalarında özel güvenlik görevlilerinin temel koşulları ile eğitim ve yenileme eğitimi rejimi de açıkça ortaya konuluyor.


* Pamukkale Üniversitesi, Acıpayam Meslek Yüksekokulu, Acıpayam/DENİZLİ, E-posta: ikbalvurucu@gmail.com

[1] https://ardanuc.meb.gov.tr/www/iskur-typ-bahce-gorevlisi-guvenlik-alimi-duyurusu/icerik/1743/ (25.08.2026); https://can.meb.gov.tr/www/toplum-yararina-program-typ-kapsaminda-bahce-gorevlisi-alimi-yapilacak/icerik/1008/ ; https://karesi.meb.gov.tr/www/ilce-milli-egitim-mudurlukleri-ile-toplum-yararina-program-typ-kapsaminda-gecici-sureli-bahce-gorevlisi-alim-ilani/icerik/3437 (26.08.2026).

[2] https://www.egm.gov.tr/ozelguvenlik/ozel-guvenlik-islemleri? (26.08.2026)

Visited 1 times, 1 visit(s) today

Close