Edebiyat

MÜFETTİŞ

Gogol’ün karakterleri dış dünyadaki bir gerçekliğin yansımasından başka insanın bizzat içindeki şeytanların, zaafların birer izdüşümü gibidir. Onlar insanın içindeki açgözlülüğün, kibrin, yalanın, kendini kandırma eğiliminin ete kemiğe bürünmüş abartılı, başkalaşmış halleri olarak da okunabilir.

Bir düşünelim; bir adam, hiç olmadığı biri zannedilip sırf o andaki şaşkınlığıyla bozuntuya vermediği için bir şehrin, bir kasabanın en güçlü insanı konumuna geliyor. Herkes onun önünde ceketini ilikliyor, ona yaranmak için birbirini eziyor. İşin gerçeği ise o adam aslında sadece oradan tesadüfen geçmekte olan cebi delik, aklı beş karış havada bir yabancı. Omurgasını böyle bir kurgunun oluşturduğu bu hikâye size benzeri Kemal Sunal filmlerini hatırlattı belki. Örneğin,  Bekçiler Kralı ya da Deli Deli Küpeli. Ne var ki, senaryosunu kabaca çıtlattığım bu metin Nikolay Gogol’ün Müfettiş piyesinden başkası değil.

Modern Rus edebiyatının teşekkülünde önemli yazarlardan biri kabul edilen Gogol’ün 1835’te yayınlanan Müfettiş piyesi, sahnelendiği dönemde eleştirmenler tarafından taşrada geçen bir hikâyenin izdüşümünde doğrudan Rus bürokrasisini hedef alan bir değerlendirme bağlamında okununca yazarın Rusya’yı terk etmek zorunda kaldığı nakledilir.

Fakat Viladimir Nobokov eserin oturtulduğu bu bağlam konusunda aynı kanaatte değildir. ‘‘Önce belirteyim ki Müfettiş piyesiyle Ölü Canlar romanı, Gogol’un kendi hayal gücünün ürünleridir, onun emsalsiz gulyabanilerle dolu şahsî kâbuslarıdır. Bu eserler Gogol’un zamanındaki Rusya’nın resimleri değildir ve olamazlar da; çünkü her şey bir yana Gogol Rusya’yı pek tanımıyordu. (…) Gogol’un Rus taşrasıyla ilgili ne tecrübesi vardı, bir bakalım. Podolsk’taki bir handa sekiz saat, Kursk’ta bir hafta ve hareket halindeki at arabasının camından gördükleri; bunlara Ukrayna’da, Çiçikov’un güzergâhından çok uzağa düşen Mirgorod, Nejin ve Poltava’da bulunduğu gençlik yıllarını eklemeli.’’ Bununla beraber Gogol’un da eserin bu bağlamda okunmasından rahatsız olduğuna değinen Nobokov,  piyesin politik bir bağlamdan daha çok dinî-ahlakî bir bağlamı olduğuna dair Müfettiş yazarının da kendini savunmaya koyulduğunu belirtir.

1935 senesinde Nazım Hikmet Şehir Tiyatrolarında seyrettiği Müfettiş piyesinin, bir güldürü mü yoksa bir trajedi mi olarak sahneye konulsa yeridir diye düşünürken o da yaygın görüşe eşlik eder ve eseri politik bir hiciv olarak okur: ‘‘Şehir Tiyatrosu’nda Gogol’un, Müfettiş adıyla çevrilen Revizor‘unu gördüm. Çarlık Rusya’sının en karanlık günlerinde, yanlışlıkla “Müfettiş” sanılan bir delikanlıya karşı valisinden, okul çevirgenine (çevirgen: müdür anlamında kullanılan bir uydurma söz burada) kadar bütün bir memur yığınının takındıkları düzenbazlık, ikiyüzlülük, yalancılık, kepazelikle alay eden bir piyes. Dinleyiciler kahkahalarla güldüler. Ben de güldüm. Adam soyundan bir çeşidinin, bir çeşit yaşayış düzeni içindeki aşağılığına, kepazeliğine, iğrençliğine güldük ve güldüm. Oysaki gülmek değil, ağlamak gerekti.

Müfettiş piyesi bir komedi değil, koskocaman bir trajedidir. Duyduğuma göre Sovyetlerde de bu oyunu Meyerhold Tiyatrosu bugün bir trajedi olarak oynuyormuş. Bence, Meyerhold, işi doğru ve derin yanından kavramış. Biz âdemoğullarının, kötülüklerimizi alaya alan yönümüzün maskesini parçalamış. O da anlamış ki: “Güleriz Ağlanacak Halimize!”

Bu farklı okumalar bize ilk bakışta şunu söylüyor: Ona kim nereden bakarsa baksın adeta o görüldüğü şekle bürünen bir metin var okurun karşısında. Kimilerine göre bir siyasî bir taşlama, kimilerine göre bir güldürü, kimilerine göre ise bir trajedi.

1835 yılında Gogol’ün bu oyunu ilk sahnelendiğinde Rusya’da bir fırtına kopar. Memuriyetin her şey olduğu bir dönemi ve bürokrasi denen o devasa yapının hantallığı hesaba katılarak düşünülünce Müfettiş piyesi ilk kez sahnelendiğinde salondaki seyircilerin yaşadığı şey basit bir tiyatro deneyiminden başka bir şeydi. Seyirciler ve dönemin eleştirmenleri sahnede gördükleri tamamen kurgu olan bu hayalî taşra hikâyesini doğrudan Çarlık rejimine yapılmış bir taşlama olarak okudular. Dönemin en önemli eleştirmenlerden biri olan Vissarion Belinski eseri büyük bir coşkuyla karşılamış ve Gogol’ün bu eserini Çarlık Rusya’sının bürokrasi mekanizmasında baş gösteren ahlakî çözülmeyi gözler önüne serdiğini, bu yönüyle eserin Rus tiyatrosunu yapaylıktan kurtulup gerçekçi bir hüviyet kazanmasında bir aşama olduğunu belirtir. Dahası, ‘‘İşte budur, Gogol bizim çürümüşlüğümüzü ifşa etti.’’ diyerek eseri bayraklaştırır.

Nikolay Gogol’un Müfettiş isimli oyunu adı bildirilmemiş bir taşra kasabasında, merkezden denetleme için gizlice bir müfettişin geleceğinin haber alınmasıyla teyakkuza geçen kasaba bürokratlarının, o sıralarda orada bulunan bir yabancıyı, gelmesi beklenen müfettiş sanmaları sonucu birbiri ardına zuhur eden gülünçlükler içerisinde su yüzüne çıkan çöküntüyü konu edinir. Kasabada, bürokratlar arasında işlerin yürütülmesinde hâkim olan ikiyüzlülük, liyakatsizlik, rüşvet, adaletsizlik diyebileceğimiz hatta gülüncün zaviyesinden bir an çıkıp yaşananların toplamına ciddi bir nazarla bakıldığında apaçık bir zulüm olarak da tebarüz eden bir düzen işlemektedir. O yabancı aslında o günlerde kasabadan geçmekte olan tabir caizse bir serseridir. Müfettiş gelmeden önce bürokratların toplanarak teftiş sırasında takınılacak ortak tavır hakkında ağız birliği etme biçimlerinde ve müfettiş sandıkları kişinin gelişiyle halktan, tüccarlardan, çiftçilerden bir kısım insanların şikâyetlerinin anlatıldığı bölümlerde okur, geniş çaplı bir çürümenin iç yüzüyle karşılaşır. Kasabadaki yabancı, kendisinin önemli bir bürokrat sanıldığını fark eder etmez, merkeze dilek ve şikâyetlerini arz etmeye gelen herkesi bilhassa yöneticileri bir bir dolandırır. Belediye Başkanı’nın eşi ve kızıyla gönül eğlendirir ve zamanı gelince çekip gider. Onun beklenen müfettiş olmadığının anlaşılması ve gerçek müfettişin geliş haberinin şaşkınlığı ortasında her şey sona erer.

Ataol Behramoğlu Rus Edebiyatı Yazıları’nda ‘‘Gogol’un yapıtlarında toplumsal eleştirinin kamçılayan humor ve lirizmin yanı sıra toplumun ve bireyin ahlaksal, felsefî sorunlarına bir çözüm arama yönelişi vardır. Olayların yansız bir tanığı değildir Gogol.’’ der.

Gerek Nobokov gerek Gogol’ün kendisi bu eserin bir siyasî taşlama niyetiyle yazılmadığını bundan daha öte anlamları barındırdığını öne sürmüştü. Bu açıdan bakıldığında Gogol’ün karakterleri dış dünyadaki bir gerçekliğin yansımasından başka insanın bizzat içindeki şeytanların, zaafların birer izdüşümü gibidir. Onlar insanın içindeki açgözlülüğün, kibrin, yalanın, kendini kandırma eğiliminin ete kemiğe bürünmüş abartılı, başkalaşmış halleri olarak da okunabilir.

Müfettiş, yüz doksan yıldır ironinin de gücünü yedeğine alarak evvelen ve bizzat insanda, daha sonra insan birlikteliklerinin meydana getirdiği kurumlarda veya toplumda ortaya çıkması pek muhtemel marazlara karşı bir uyanıklık telkin ediyor. Ne var ki, insan güldüğü bir konuyu çoğu zaman kendine yakıştıramadığı için onu kendinden ayırır ve güldüğü şeyi bir nebze kendisinden uzaklaştırabilir. Bu uzaklaştırmanın da etkisiyle kişi,  izlediği bir gülmeceden sonra hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam eder. Güldürü bağlamında okuduklarımızın, izlediklerimizin ferdî ya da toplumsal yaşayışımıza bir şeyler kattığı, bir şeyleri değiştirdiği, onardığı kısacası bizi bir yerden bir yere taşıdığı vaki değilse ibretsiz bir gülüp geçmekle onlara yalnızca bizi güldüren palyaçolar muamelesi yapmış sayılırız.

Oyunun son sahnesinde Belediye Başkanının seyirciye dönerek söylediği şu cümleler de bizi bu konuda ikaz eder mahiyette:

 ‘‘Neye gülüyorsunuz? Siz kendinize gülüyorsunuz.’’

Visited 1 times, 1 visit(s) today

Close