“Eski dünya ölüyor, yenisi doğmakta zorlanıyor; şimdi canavarların zamanıdır.”¹ Bu cümle, Antonio Gramsci’nin hapishane defterlerinden bugüne uzanan en keskin teşhislerinden biri olarak, içinde bulunduğumuz uluslararası sistemin ruh halini neredeyse eksiksiz biçimde aksettirmektedir. Zira bugün müşahede ettiğimiz dönüşüm, yalnızca güç dengelerinin yer değiştirmesi değil; daha derinde, modern uluslararası nizamın kurucu mantığının çözülmesidir. Tarihin Sonu ve Son İnsan ile sembolleşen liberal teleoloji artık ikna edici olmaktan çıkmış²; Büyük Dönüşüm’ün tasvir ettiği türden bir iktisadî ve siyasî çözülme yeniden zuhur etmiştir³; Fernand Braudel’in uzun dönem yaklaşımıyla ele alındığında ise bu kırılma, yüzeydeki buhranların ötesinde yapısal bir devridaime işaret eder.⁴ Binaenaleyh mesele artık basit bir “çok kutupluluk” meselesi değildir; daha ziyade düzensiz, parçalı ve ihtilaflı bir çok merkezlilik hâlidir.
Tam da bu çerçevede, Alexander Stubb’un Chatham House’da dün gerçekeleştirdiği konuşması, Avrupa’nın bu tarihî eşikte nasıl bir istikamet aradığını gösteren mühim bir entelektüel müdahale olarak okunmalıdır. Stubb’ın yaklaşımı, Avrupa Birliği’ni artık yalnızca normatif bir sulh projesi olarak değil; kırılgan ve rekabetçi bir uluslararası sistem içerisinde mevki arayan stratejik bir yapı olarak ele almaktadır. Onun teklif ettiği kavramsal çerçeve, teknik bir ıslahat dilinin ötesine geçerek Avrupa’nın işleyiş mantığını yeniden tarif eder: esneklik. Mamafih burada zikredilen esneklik, bürokratik bir kolaylaştırma vasıtası değil; Avrupa bütünleşmesinin ontolojisini dönüştüren bir ilkedir. Stubb’a göre Avrupa artık yeknesak, tek süratle ilerleyen bir birlik değil; farklı süratlerde, farklı derinliklerde ve muhtelif koalisyonlarla işleyen modüler bir yapıya inkılâp etmek mecburiyetindedir.⁵
Bu tahavvülün arkasında yatan esas hakikat, karşılıklı bağımlılığın mahiyet değiştirmiş olmasıdır. Bir zamanlar sulhun teminatı addedilen iktisadî bütünleşme, bugün giderek bir kuvvet projeksiyonu aracına dönüşmektedir. Silahlandırılmış karşılıklı bağımlılık olarak adlandırılan bu olgu, mali sistemlerden enerji hatlarına ve teknolojik altyapılara kadar uzanan geniş bir sahada kendini göstermektedir.⁶ Rusya’nın enerji kaynaklarını bir baskı unsuru olarak kullanması, Amerika Birleşik Devletleri’nin dolar sistemi üzerinden tatbik ettiği yaptırımlar yahut Çin’in tedarik zincirleri üzerindeki hâkimiyeti, bu dönüşümün müşahhas tezahürleridir.⁷ Binaenaleyh Stubb’ın tespiti berraktır: Avrupa, bu yeni nizamda ya kendi bağımlılık ilişkilerini idare edebilen bir özne olacaktır ya da başkalarının kurduğu bağımlılık ağları içerisinde sıkışmış bir nesneye tahavvül edecektir.
Bu çerçevenin en dikkat çekici veçhelerinden biri, Stubb’ın Avrupa içi ve Avrupa dışı esneklik arasında tesis ettiği ayrımdır. Avrupa Birliği’nin iç karar alma mekanizmaları uzun süredir oybirliği kaidesinin doğurduğu tıkanıklıkla maluldür. Bilhassa dış siyaset ve savunma sahalarında tek bir üye devletin vetosu, müşterek hareket kabiliyetini felce uğratabilmektedir.⁸ Stubb’ın teklif ettiği çözüm ise mevcut antlaşmaların sunduğu “güçlendirilmiş işbirliği” mekanizmalarının daha faal surette kullanılması ve çekirdek koalisyonlar üzerinden daha süratli karar alma süreçlerinin işletilmesidir.⁹ Bu yaklaşım, Avrupa’nın kendi içinde daha parçalı, lakin daha müessir bir yapıya evrilmesi manasına gelir. Ancak daha mühim olan, bu esneklik ilkesinin Avrupa’nın haricî münasebetlerine de teşmil edilmesidir. Artık üyelik yahut üyelik dışılık gibi ikili tasnifler kifayetsiz kalmakta; Avrupa farklı aktörlerle farklı derinliklerde münasebetler kurmak mecburiyetinde bulunmaktadır.
Tam bu noktada Türkiye meselesi ehemmiyet kesbeder. Stubb’ın konuşmasında açtığı Türkiye parantezi, Avrupa’nın kendi stratejik tenakuzlarıyla yüzleşmesidir. Türkiye, yaklaşık altmış yıldır Avrupa ile kurumsal münasebetler içinde bulunmasına rağmen ne tam manasıyla dâhil edilmiş ne de tamamen hariç bırakılabilmiştir.¹⁰ Bu ara hâl, yalnızca Türkiye açısından değil, Avrupa’nın jeopolitik kudreti açısından da maliyet doğurmaktadır. Zira Türkiye bugün NATO’nun en mühim askerî unsurlarından biri, Avrupa’nın enerji arz güvenliğinde kilit bir geçiş hattı ve göç idaresinde vazgeçilmez bir ortaktır.¹¹ Buna rağmen mevcut Avrupa Birliği çerçevesi, Türkiye’yi bu kapasitesine rağmen sistem dışında tutan katı bir mahiyet arz etmektedir. Stubb’ın ima ettiği esnek bütünleşme modeli, bu çıkmazı aşabilecek nadir yaklaşımlardan biridir. Bu model, gümrük birliğinin derinleştirilmesi, savunma işbirliğinin kurumsallaştırılması ve teknoloji sahasında müşterek projelerin geliştirilmesi gibi adımlarla Türkiye’yi “üyelik haricinde fakat sistem dahilinde” konumlandırabilir.¹²
Benzer bir mantık Birleşik Krallık için de cari görülmektedir. Brexit hadisesini “tıbbi bir zaruret olmaksızın yapılan amputasyon” olarak tavsif eden Stubb, Avrupa’nın İngiltere ile münasebetlerini cezalandırıcı değil, pragmatik bir zeminde yeniden tesis etmesi gerektiğini ifade eder.¹³ Güvenlik, istihbarat ve teknoloji sahalarında derinleştirilmiş bir işbirliği, klasik üyelik-dışılık ayrımını aşan yeni bir bütünleşme modeline işaret etmektedir. Bu noktada Türkiye ve Birleşik Krallık misalleri birleşir: her ikisi de Avrupa’nın katmanlı bütünleşme modelinin numune-i imtisalidir. Avrupa Birliği bu modeli tesis edebildiği ölçüde bir birlikten ziyade bir ağ mahiyetine bürünecek; aksi halde kendi hudutları içine sıkışmış bir blok olarak kalacaktır.
Bu tahavvülün zaruretini tayin eden en mühim unsur ise küresel sistemdeki kırılmadır. Stubb’ın hem Foreign Affairs’te kaleme aldığı yazılarda hem de Hindistan’da gerçekleştirdiği konuşmada vurguladığı üzere, dünya artık basit bir çok kutupluluk düzenine intikal etmemiştir; bilakis düzensiz, parçalı ve rekabetçi bir çok merkezlilik safhasına girmiştir.¹⁴ Bu düzende ABD küresel güvenlik mimarisindeki önceliklerini Asya-Pasifik’e kaydırmakta; Çin iktisadî ve teknolojik sahalarda sistem kurucu bir rakip olarak yükselmekte; Rusya ise revizyonist bir aktör olarak mevcut nizamı zorlamaktadır.¹⁵ Avrupa ise bu üçlü baskı arasında sıkışmış bir vaziyettedir.
Rusya-Ukrayna Savaşı bu sıkışmışlığın en bariz tezahürüdür. Stubb’ın analizinde dikkat çeken husus, bu harbin yalnızca askerî değil, aynı zamanda normatif bir mücadele olarak telakki edilmesidir. Ukrayna’nın fiilî toprak kayıpları yaşaması mümkün olsa dahi, Avrupa’nın bunu hukukî olarak tanımaması gerektiği vurgusu, uluslararası nizamın esaslarına yönelik bir müdafaadır.¹⁶ Bununla birlikte Stubb, Rusya ile temas kanallarının tamamen kapatılmasının sürdürülebilir olmadığını da kabul eder; lakin bu temasların ferdî devletler eliyle değil, müşterek ve koordineli bir Avrupa siyaseti çerçevesinde yürütülmesi icap ettiğini ifade eder.¹⁷
Dahası, Orta Doğu’daki gerilimler ile Ukrayna harbi arasında kurulan rabıta, yeni uluslararası sistemin mahiyetini anlamak bakımından son derece mühimdir. Artan enerji fiyatlarının Rusya’nın harp ekonomisini takviye etmesi, hava savunma sistemlerinin farklı coğrafyalara sevk edilmesi ve küresel siyasî dikkatin dağılması, artık krizlerin yekdiğerinden müstakil olmadığını göstermektedir.¹⁸
Netice itibarıyla Avrupa Birliği, 20. yüzyılın normatif bütünleşme projesi olarak varlığını idame ettiremez. Şayet küresel sistemde müessir bir aktör olmak istiyorsa, esnek, çok katmanlı ve jeopolitik olarak konumlanmış bir yapıya inkılâp etmek mecburiyetindedir. Bu dönüşümün muvaffakiyeti ise büyük ölçüde Türkiye ve Birleşik Krallık ile tesis edilecek yeni münasebet modellerine vabestedir. Avrupa bu iki dosyada cesur ve yaratıcı davranabilirse, yeni dünya nizamında müstakil bir kutup olmasa dahi vazgeçilmez bir düğüm hâline gelebilir. Aksi takdirde, kendi kaderini tayin eden bir özne değil, başkalarının stratejilerine tâbi bir çevre gücü olarak kalacaktır.
Dipnotlar
- Antonio Gramsci, Prison Notebooks, 1930’lar.
- Francis Fukuyama, The End of History and the Last Man, 1992.
- Karl Polanyi, The Great Transformation, 1944.
- Fernand Braudel, On History, 1980.
- Alexander Stubb, Chatham House Speech, 2026.
- Henry Farrell & Abraham Newman, “Weaponized Interdependence,” International Security, 2019.
- Nicholas Mulder, The Economic Weapon, 2022.
- European Council Decision-Making Procedures, 2023.
- Treaty on European Union, Enhanced Cooperation.
- European Commission Reports on EU–Turkey Relations, 2023–2025.
- NATO Strategic Concept, 2022.
- European Parliament Reports on Customs Union Modernisation, 2024.
- Alexander Stubb, Chatham House Q&A, 2026.
- Alexander Stubb, Foreign Affairs, 2025 yazıları.
- Josep Borrell, EU Strategic Compass, 2022.
- John J. Mearsheimer, 2022 analizleri.
- Stubb, Chatham House Speech, 2026.
- IMF World Economic Outlook, 2024–2025.






