Dış Politika

Pentagon: Savunma Bakanlığından Savaş Bakanlığına

Amerikan Devleti’nin savunma bakanlığının yani bilinen haliyle Pentagon’un adı, Başkan Donald Trump tarafından bundan sonrası için savaş bakanlığı olarak değiştirildi.

Yunancada “penta”, beş ve “gon” köşe kelimelerinden müteşekkil Pentagon ismiyle anılan ABD savunma bakanlığı, 5 Eylül’de çıkarılan bir başkanlık kararıyla savaş bakanlığı haline geri dönmüştür. Whitehouse raporlarına göre, bina inşaatının planlandığı arazinin beşgen yapıda olmasından dolayı General Summerver’in teklifiyle binaya Pentagon denilmişti. Söylenişi kısa olduğundan ve hafızalardaki pratikliği nedeni ile zamanla bu isim kalıcı hale gelmiştir.

Donald Trump, bu değişikliğin sebebini açıkladığı konuşmasında, ‘savunma’ kelimesinin, “politik doğruculuk” açısından uluslararası sistemde özellikle küresel güç rolünü üstlenen devletler nezdinde etkisinin düşük kaldığını ifade etmiştir. ABD’nin öncelikle yeni adlandırmadaki ‘savaş’ sözüyle ordunun caydırıcılık gücüne bir vurgu yapmayı amaçladığı açıkça anlaşılmaktadır. Ayrıca yapılan bu düzenlemeyle sembolik bir levha değiştirmekten ziyade gelecek dönemde Amerikan askeri dış politikasında kritik diyebileceğimiz bir misyon değişikliğine gidilebileceği tahmin edilmektedir. The Guardian’ın haberinde, Donald Trump, Amerikan devletinin askeri anlamda gücünü daha fazla göstermesi amacıyla “zaferi vurgulayan” bu değişimi onaylamıştır. Reuters ise değişimin ardından süreçte askeri anlamda Amerikan politikalarının değişeceğini öngörmüştür. Bu sebeple konunun üzerinde durulmaya değer. Ayrıca yapılan düzenleme ile bundan sonraki dönemde ABD dış politikasında takip edilen diplomatik yöntemler başta olmak üzere askeri operasyonlar ve düşman tanımı gibi konularda uygulanacak yeni siyaset ile ilgili önemli ipuçları var diyebiliriz. Zira ordunun idare merkezinin bir nevi kalbi sayılan Pentagon’un (Dod) kuruluşunda ilan edilen temel amaçları arasında savaşları caydırmak ve milli güvenliği sağlayacak askeri tedbirleri alarak gerekli düzenlemeleri yapmak bulunuyor.

Amerikan devletinin İngiltere’ye karşı İspanya ve Fransa’nın desteğiyle verdiği bağımsızlık mücadelesinin ardından bir cumhuriyet olarak kuruluşundan itibaren Pentagon, ABD ordusu üzerinden ulusal güvenlik ile ilgili tedbirleri aklımıza getirmektedir. Burada askeri harekatlarda öncelikle savunma merkezli bir yapılanma dikkat çekiyor. Savunmada “caydırıcı güç” refleksinin geçerli sayıldığı 1949-1991 arasında, Amerikan hükümeti içeride ve dışarıda pek çok zorluklarla karşılaşmıştır. Geçen sürede farklı ülkelerle çatışmalar yaşamıştır. Kore ve Vietnam savaşları, Küba füze krizi gibi. Savunma stratejisiyle oluşan tehlikelere karşı önleyici tedbirler devreye alınmış, ilgili bölgelere askeri güç unsurları gönderilmiştir. Ayrıca kontrol maksadıyla, kritik yerlerde pek çok üsler kurulmuştur.

Savunma refleksini arttıran gelişmelere bakıldığında, NATO ile rekabet ve güvenlik bakımından ABD’nin karşısında yer alarak Doğu Bloğunu temsile soyunan SSCB öncülüğünde kurulan Varşova Paktı gelir. 1955’te SSCB’nin önderliğinde teşekkül eden ve sonrasında SSCB tarafından desteklenen Varşova Paktı’nın, 1991’de Sovyet Rusya’nın dağılması ile pek önemi kalmamıştır. Pakta bağlı ülkelerin pek çoğunun Sovyet Rusya’nın tesir alanından zamanla uzaklaştığı görülmüştür. Berlin Duvarı’nın yıkılıp SSCB’nin dağıldığı bu yıllarda Varşova Paktı aslında eski işlevini tamamen yitirmiştir.

Bütün bu gelişmelerin geldiği noktada, dünyadaki çoklu kutuplaşma çerçevesinden olayları değerlendirdiğimizde, jeopolitika uzmanı analistlerden bazılarının yaşadığımız döneme “ikinci soğuk savaş dönemi” demeleri Trump’ın “savaş bakanlığı” ismini geri getirmesi ile bağlantılı okunabilir.

ABD’nin Pentagon bünyesinde yürüttüğü askeri faaliyetlerle nükleer silah yapımı, istihbarat ve uzay teknolojisi, gelişmiş silah lojistiği gibi çeşitli alanlarda rekabeti arttırarak Sovyet Rusya’yı çembere alacak örgütlenmeleri desteklediği süreçte açıkça görülmüştür. II. Dünya Savaşı’nın bitmesi ile uluslararası sistemde devletlerin rejimlerinde görünür nitelikteki ideolojik ayrımları içeren “iki kutuplu bir yapı” ortaya çıkmıştır. Kısaca Doğu ve Batı olarak adlandırılan bu ayrım, diğer bir deyişle Moskova ve Washington arasında özellikle istihbarat, bilim ve teknoloji gibi sanat ve onun kollarında özellikle sinema ve edebiyatta rekabetin izlerine sıkça rastlanmıştır.

ABD yönetimi de askeri anlamda soğuk savaş dönemine uyum sağlamıştır. İzlediği güvenlik politikalarına entegrasyon sürecinin nasıl yönetileceği, güvenlik riski oluşturan tehditlerin neler olduğu ve hangi tür silahların üretileceği, çıkacak tehditlerin nasıl bertaraf edileceği, savunma odaklı planlamalarda hangi yöntemlerin kullanılacağı, kimlerle iş birliği yapılacağının yanı sıra askeri ekipmanların, lojistik desteklerin nerelerde konuşlandırılacağı gibi pek çok konu bu doğrultuda şekillenmiştir. Böylece ABD’de ordu ile ilgili çeşitli teşkilat birimleri kurulmuştur.

SSCB’ye karşı güvenlik şemsiyesi yaratmak için Atlantik ülkeleri, Amerika ve Kanada öncülüğünde NATO’yu kuracaktır. Ayrıca dikkat edilmesi gereken bir husus NATO içerisinde ABD’nin asker sayısı ve mühimmat bakımından ilk sırada yer almasıdır. Her ne kadar eski işlevi kalmasa da askeri stratejilerin değişimindeki rolü göz önüne alındığında pek çok Balkan ülkesinin de dahil olduğu NATO, bugün 32 üyesi ve 2.1 milyon personeliyle büyük bir askeri güce sahiptir. En son Polonya’da kalıcı bir kolordu, 5. İleri Komuta Karargâhı, için adımların atıldığı bilinmektedir. Mevcut duruma bakıldığında, ABD’nin askeri gücünün dünya devletleri içerisinde ilk sıralarda yer aldığı görülecektir. The White House’un 7 Kasım 2024’te yayınladığı raporlara göre, ABD ordusunun dünyada 80’den fazla yerde 750 askeri üssü bulunmaktadır. Japonya, Almanya ve Güney Kore’de önemli sayıda üsse ev sahipliği yapmaktadır. ABD, NATO içinde de bu bakımdan öncü güç konumunu sürdürmektedir.

Aynı zamanda ABD askeri gücünün “küresel barışın sürdürülebilir yapısına etkisi” oldukça dikkat çekmektedir. Bütüncül açıdan değerlendirdiğimizde ise bu  değişimle “düşmana karşı caydırıcılığı takviye politikası” kastedildiği açıktır. Böylece “güçle barış kurma” gibi realizm ilkesi gereğine uygun askeri stratejiler öncelik kazanmıştır diyebiliriz.

Bugün geldiğimiz noktada önümüzdeki yıllarda ortaya çıkabilecek riskler hesaba katıldığında, ABD ve bağlı olduğu uluslararası yapıların “savaş” vurgusundan etkileneceği söylenebilir. Bununla beraber Pentagon, faaliyetlerini uluslararası ortakları ile iş birliği içinde -İngiliz istihbarat şefleri ile 2025 yılı başındaki görüşmesinde olduğu gibi- açıktan ve gizli olarak devam ettirmiştir. Temelde İngiliz istihbaratıyla dirsek temasında gerçekleştirdiği strateji belirleme çalışmasında ABD, Batı medeniyetinin demokratik değerlerinin korunması, ona ait unsurların savunulması konusunda birlikte hareketi benimsemiştir. Güvenlik raporlarında işaret edilen düşman devlet ve devlet dışı yapıların hangileri olduğu konusu müzakere edilmiştir. Akdeniz güvenliği başta olmak üzere, benzer temel çatışma ve çıkar ilişki alanlarının düzenlenmesi anlamında bu görüşmenin şimdiki isim değişikliğine muhtemel etkisi tartışılabilir.

Diğer bir açıdan konuyu ele aldığımızda, Orta Doğu’da artan gerilim ve devam eden savaşlar ABD hükümetinin bütçe giderlerini olumsuz biçimde etkileyerek özellikle muhalif kanatta protestoların artmasına neden olmaktadır. Bu durum tarife savaşlarında olduğu üzere yeni tedbirleri gündeme getirmiştir. Jeopolitik unsurların içinde askeri ve coğrafi faktörlerin önem kazandığı bugünlerde devletlerin stratejik planlamaları hızla değişmektedir. Bilindiği üzere Amerikan hükümeti her dönemde düşman tanımını günceller, muhtemel tehditlere karşı alınacak tedbirleri içeren raporlar hazırlar. Bugüne kadar gelen süreçte mücadele edilecek ideoloji ve onları temsil eden güç merkezleri dönem dönem farklılaşır. Caydırıcı gücün yöneltileceği, düşman algısının yoğunlaştığı coğrafyalar tarihi hadiselere uygun biçimde dönüşüm arz eder.

Henüz yasalaşmasa da savunma bakanlığının yerini savaş bakanlığına bırakması, Ukrayna- Rusya savaşına da atıf yapmaktadır. Moskova’nın dile getirdiği güvenlik krizi açmazları ve sınırlarında NATO’ya ait askeri birliklerin bulunmasını istemediğini dile getirmesi yönünden ele alındığında, değişikliğin neden şimdi gerçekleştirildiğinin anlaşılması mümkün olacaktır. Zira Rusya tehdidi Avrupa’da giderek artmış durumdadır. Son dönemde pek çok AB ülkesi savunma sistemlerine yönelik askeri hazırlıklarını hızlandırmış durumdadır. Bu tür faaliyetler, Amerikan Başkanı Donald Trump’ın ordu ile ilgili gerçekleştirdiği isim değişikliğiyle beraber okunduğunda, -bölgede ateşkesin bir türlü sağlanamaması ve Rus tehdidinin Avrupa için giderek artıyor olması- gelecek dönemde daha büyük çatışmaların başlayabileceğini işaret etmektedir.

Ayrıca teyakkuz halini anımsatan çalışmaların yoğunlaşmasını kanıtlar nitelikte, pek çok Avrupa ülkesinde, özellikle 2026 ve sonrası için  bölgede ortaya çıkacak askeri bir krizle baş etmek için gerekli tedbirleri alma konusunda harekete geçildiği anlaşılmaktadır. İlaveten sivil savunmanın güçlendirilmesi için gerekli hazırlıkların yapılarak askeri teçhizatın artırılması, askeri bütçenin desteklenmesi gibi ek tedbirler gündeme getirilmiştir.

Kısaca, ABD’nin önemli bir yerde konumlandığı NATO açısından yapılan değişikliğin, gelecek dönemde stratejik kararlar ve ilgili gelişmeleri etkileyeceği tahmin edilebilir. Ancak değişikliğin küresel anlamda diplomatik etkilerinin neler olacağının henüz tartışılmaya açılmadığını ya da yeterince konuşulmadığını söylemeliyiz. İlaveten eleştirmenler, bakanlıktaki savaşı güncelleyen ismin, halihazırda devam eden savaşlarla ilgili diplomasiyi kesintiye uğratacak bir risk taşıdığını savunuyor. En azından “bazı önceliklerin askıya alınacağını” ya da farklı bir yönde ABD’nin baskın bir karakterle ordusunun yeniden şekilleneceğini ifade etmekteler.

Sonuç olarak, ABD’nin askeri gücü ve bunların küresel dağılımı dikkate alındığında, savunma bakanlığı yerine savaş bakanlığı adının geri getirilmesinin, küresel ve bölgesel anlamda özellikle jeopolitik dinamikler bakımından önemli stratejik sonuçları olacağı kestirilebilir. Politico’ya göre, mesele sadece bir isim değişikliği olarak görülmemeli zira savaş bakanlığı adlandırması ile beraber yeni maliyetler ve bunun yanı sıra yeni riskler ortaya çıkması muhtemel görünmektedir. Ancak resmiyette yeni isim kullanılmaya başlanmış olsa da henüz düzenlemeyle ilgili yasal süreç tamamlanmış değil. Bununla beraber resmi web sitesinin ismi war.gov şeklinde değiştirilmiş durumda.

Visited 24 times, 1 visit(s) today

Close