1:45 pm Spor

Hadi İtiraf Et, Sen de Zevk Aldın

 Futbolun ne kadar büyük bir siyasi aksiyon yaratıcısı olduğu gerçeği 1969 yılında oynanan El Salvador-Honduras maçıyla tescillenmiş olup El Salvador’un 1-0 üstünlüğüyle tamamlanan maç sonucunda iki ülke arasında 100 saat süren bir savaş başlamıştır. Elbette bu savaşta Güney Amerika halklarının futbola yükledikleri anlam ve coşkulu mizaçlarının kolay öfkeye dönüşebilmesinin de büyük bir etkisi bulunmakta. Ancak bu durum bile futbolu sadece futbol olmadığı gerçeğini ortaya koyması açısından değerli bir örnek.          
 

Şüphesiz ki dünya tarihinin en popüler sporu futbol. Bu sporun ikonlaşmış simaları, finans kapitali ve müthiş bir seyirci kitlesi var. Özel anlamda futbolu genel anlamda da sporu bu kadar değerli bir vitrin kılan şeyse kapitalizmin güncel tercihlerinin değişmesi. Büyük sermaye ile sömürgelere sahip olup diğer devletlere karşı bir üstünlük kurmanın en kestirme yolu geçmişte savaşlarken günümüzde kültür ve spor endüstrisidir. Savaşların hem maddi hem de manevi maliyetlerinin çok fazla olması, kısa vadeli getirilerinin uzun vadede psikolojik yıkımına göre düşük yoğunlukta kalması bir strateji değişikliği ihtiyacını da beraberinde getirmiştir. Bu nedenle savaşlar kültür sanat ve sportif faaliyetlere tahvil edilmiştir. Kapitalizmin başat ülkeleri; televizyon, sinema, edebiyat ve müzik gibi farklı disiplinlerle üstünlüklerini diğer ülkelere kabul ettirmekte ve bu enstrümanları kendilerine pazar yaratmada işlevsel birer araç olarak kullanmaya başlamışlardır. Günümüzde sinema endüstrisinin yarattığı illüzyon ve bilinçaltı yönetimi Amerika Birleşik Devletleri’nin yenilmez bir ülke olduğu algısını tüm dünya milletlerinin zihnine yerleştirmiştir. Oysa ABD’nin Vietnam karşısında aldığı yenilgi bu sinema salonlarında ve film stüdyolarında yaratılan “Yenilmez Amerika” imajına zarar vermiş ancak bu büyük yenilgi dahi Amerikan milliyetçiliğinin en önemli temsilcilerinden olan Sylvester Gardenzio Stallone’nin ünlü film serisi Rambo ile ters yüz edilmiştir.          
 

Kapitalizm; Olimpiyatlar, Amerikan Basketbol Ligi, Şampiyonlar Ligi, Dünya ve Avrupa Şampiyonaları gibi organizasyonlarla ulusların zafer duygusunu tatmin etmeye çalışıp burada büyük bir pazar yaratmayı başarmıştır. Kapitalizmle bütünleşmiş hatta kendini kapitalizmin karşısında konumlandırmış ülkeler dahi kapitalizmin bu pazarlarına dahil olmaya başlamışlardır.
 

Körfez ülkeleri sahip oldukları maddi güce rağmen spor kültürünü yaratan disiplin, altyapı, şov, spor yönetimi ve strateji gibi faktörleri bir araya getiremedikleri için bu endüstride geri planda kalmışlardır. Kendi üretemediği teknolojik ürünleri ithal ederek halkının kullanımına sunan gelişmekte olan ülkeler gibi Körfez ülkeleri de dünyanın önemli futbol yıldızlarını liglerine katıp dünyanın en prestijli spor organizasyonlarını ülkelerine getirmeye çalışarak bu pazarın birer parçası haline gelmeye çalışmışlardır. Bu pazara dahil olma istencinden Türkiye Süper Kupası da nasibini almıştır. Suudi Arabistan, Türkiye Futbol Federasyonu’na yüklü bir meblağ teklif ederek Türkiye Süper Kupası organizasyonunun ülkelerinde yapılmasını talep etmiş ve bu talepleri kabul görmüştür. Buraya kadar her şey normal görülürken Suudi Arabistan’ın antidemokrat tavra dayalı siyasi geleneği, cumhuriyet karşıtı tutumu, modern değerlerden uzak kalma çabası gibi siyasi defoları böylesi organizasyonun yapılamamasına neden olacak o skandala giden yolun taşlarını döşemiştir.

Suudi Arabistan’ın siyasi defoları bu krizi yaşanmasında başat faktör olsa da genel olarak dünya kamuoyunda Türk takımlarına ve Türk oyunculara yönelik yürütülen psikolojik harbin de bu krizin yaşanmasında önemli bir etkisi olmuştur. Bundan birkaç hafta önce İngiltere’nin Avrupa kupası maçı olmasına rağmen Bursa Uludağ takımının Türk pasaportlu oyuncularına vize vermeyip ülkelerine sokmaması ve Bursa Uludağ takımının maça üç tane Amerikan iki tane de Alman pasaportuna sahip oyuncu ile çıkmasına sebep olmuş, İngiltere’nin Türkiye’ye karşı olan menfi tutumunun spor organizasyonlarının oynanmasına engel olacak nitelikte olduğu gerçeğini ortaya çıkarmış ve sonuç olarak bu olay büyük bir spor skandalı olarak basketbol tarihine geçmiştir. Euroleague yönetiminin Fenerbahçe Beko basketbol erkek takımının İsrail temsilcisi Maccabi Tel Aviv’le İstanbul’da oynayacağı maçın Litvanya’ya alınması dünya kamuoyuna Türkiye’nin İsrail takımları ve İsrail vatandaşları için güvenli bir yer olmadığı algısının yaratılmasına hizmet etmiş ve bir psikolojik harp mekanizması olarak kullanılmıştır.    

Sporun etkin bir psikolojik harp mekanizması olarak kullanılmasının en kuvvetli örneklerinden biri, Rusya’nın Ukrayna savaşı sonrasından tüm spor organizasyonlarından menedilmesi hadisesinde ortaya çıkmıştı. Türkiye’ye karşı uygulanan psikolojik harpse daha düşük yoğunlukta ve bir güç gösterisi şeklinde tezahür etmekte. Suudi Arabistan genel anlamda sporun özel anlamdaysa futbolun bu psikolojik harp boyutunu siyasi defolarını gizlemek amacıyla pek çok kez kullanmaya çalışmış ancak harcamış oldukları yüklü miktar paraya rağmen dünya kamuoyundaki kötü imajlarını silmeyi başaramamışlardır. İki Türk takımının Suudi Arabistan topraklarında oynayacakları final maçı iki takımın da Atatürkçü ve modern tavrı önceleyen tutumlarıyla adeta cumhuriyetçi bir sivil toplum örgütü görünümünde olmaları Suudi Arabistan’ın parayla elde etmeye çalıştığı psikolojik harp gücünü sınamaya giriştiği bir süreci de beraberinde getirdi. İki takımın da sahaya Atatürk’e ait sözlerle girmek istemesi, taraftarların tribünlerde Atatürk posterleri açmak istemesi Suudi Arabistanlı yetkililerce kabul edilmemiş bu tavırlarını savunmak için de takımların ve taraftarların “spora siyaset karıştırdıkları” iddiasında bulunarak yasakçı anlayışlarını meşru bir zemine oturtmaya çalışmışlardır. Oysa esas olarak Cumhuriyet’in 100. yılında oynanan ve eski adı Cumhurbaşkanlığı Kupası olan bir organizasyonun cumhuriyet rejiminden ve onun yüzüncü yılının sembolik değerinden ayrı tutulamayacağı karşı konulamayacak bir gerçekliktir.

Teryy Eagleton’un da dediği gibi insanların posta kutularının rengi bile ideolojiktir. Eğer bir göz, karşısında ideoloji ararsa onu bulamaması için kör olması gerekir. Fenerbahçe ve Galatasaray spor kulüpleri taraftar ve gelenek olarak değerlendirildikleri vakit Atatürkçü bir siyasi pozisyonun temsiliyetini üstlenmiş organizasyonlardır. Hal böyleyken spora siyaset karıştırılıyor iddiası zaten birbirinden ayrı olmayan iki aksiyonun ayrı olması gerektiği gibi sahte etik bir pozisyonun bahane olarak kullanılmak istenmesinden kaynaklanmaktadır. Esas itibarıyla Suudi Arabistan yönetiminin Atatürk karşıtlığının sebebi Arap halkının Atatürk devrimleri ve Türk modernleşmesiyle tanışmasını istememelerinden kaynaklanmaktadır. Atatürk’ün fikrî pozisyonu Suudi Arabistan krallığının yıkılması gereken köhnemiş yapısını ortaya çıkaran çağdaş bir formu sembolize etmektedir. Antidemokratik yönetimlerini egemen kılmak isteyen Suudi Arabistan yönetiminin Atatürk’ün temsil ettiği değerleri sahte bir tarihsel kalıba döküp buradan savunma pozisyonuna geçmeleri halklarının uyanış emareleri göstermesini istememeleriyle yakından ilişkilidir.            
 

Fenerbahçe ve Galatasaray arasında oynanması planlanan Süper Kupa finali Suudi Arabistan yönetiminin yasakçı tavrı nedeniyle oynanamaması her ne kadar dünya spor tarihine bir skandal olarak geçecek bir hadise olsa da Türk halkının Türk modernleşmesine ve Atatürk devrimlerine bağlılığını tüm dünyaya göstermesi açısından önemli bir mesaj olarak tarih sayfalarındaki yerini almıştır. Bu maç oynansaydı eğer Türk halkı, Türk modernleşmesini ve Atatürk devrimlerini ne kadar benimsediğini dünyaya bu kadar iyi anlatamazdı. Fenerbahçe ve Galatasaray’ın bu tavrı çağdaş Türkiye imajına müthiş bir katkı sunmuş, sivil toplum örgütlerinin yapamadığı ölçüde büyük bir antikapitalist cumhuriyetçi tavrın somutlaştırılmasına vesile olmuştur. Dünya spor tarihinde ilk defa bir müsabakanın yapılmaması, o müsabakanın muhatabı olan taraftarlara o müsabakanın yapılmasından daha büyük bir haz duygusu yaşatmayı başarmıştır.


*Yazılar, yazarlarının sorumluluğundadır, Fikirtepe‘nin kurumsal politikasını yansıtmayabilir.

Visited 70 times, 1 visit(s) today

Close