7 Ocak 1946 tarihinde Demokrat Parti’nin kurulmasıyla Türkiye üçüncü ve kesin olarak çok partili hayata geçti. DP’nin kurucu genel başkanı payesinde olan Celal Bayar, 14 Mayıs 1950 seçimlerinde “Demirkırat”ın süvarisiydi. 1946-1950 yılları arasında DP’nin muhalefet görevini sürdürdüğü süreçte Bayar, partisinin dinamiklerine tamamen hâkim olan bir genel başkan görüntüsü vermiş, parti içerisinde DP’nin muvazaa partisi olduğu iddiasında olan muhalif kesimi tasfiye etmiş, ayrılanlar 1948 tarihinde Millet Partisi’ni kurmuşlardı. Birçok kesimin Cumhuriyet Halk Partisi’ne muhalif tutumunu DP çatısı altında toplamayı başaran Celal Bayar, 14 Mayıs seçimlerinin tamamlandığı günün ertesinde ilk olarak hükümeti kurma sorunu ile karşılaştı. 16 Mayıs akşamı Cumhurbaşkanı İnönü’nün davetiyle Pembe Köşk’te gerçekleşen İnönü-Bayar görüşmesinde, İnönü hükümeti hemen devretmeyi teklif ederken Bayar, TBMM’nin açılışına kadar süre istedi. Tarihçiler bu talebin gerekçesi olarak Bayar’ın seçilen milletvekillerinin tamamı üzerinde malumatının eksik olduğunu ve bu yüzden süre istediği görüşündedir. Aslında bir başka ihtimal de Bayar’ın aklında kabinenin bir numaralı isminin kim olacağı sorusunun henüz netleşmemiş olabileceği de görülmelidir.
1924 Anayasası gereği her yasama döneminde TBMM tarafından cumhurbaşkanlığının tekrar seçilmesi uygulaması sonucunda Mustafa Kemal Atatürk 1923, 1927, 1931 ve 1935 tarihlerinde dört defa; İsmet İnönü, 1938, 1939, 1943 ve 1946 tarihlerinde dört defa cumhurbaşkanı seçilmişlerdi. Kamuoyunda yeni başbakanın kim olacağı sorusundan daha önemlisi yeni cumhurbaşkanının kim olacağı sorusu irdelenirken, DP seçmeninde genel kanı, Bayar’ın Çankaya’ya çıkacağı doğrultusundaydı. 22 Mayıs 1950’de TBMM, dokuzuncu yasama dönemine başlarken bir gün öncesinde DP grup toplantısında cumhurbaşkanlığı adaylığı meselesi grup gündemine geldi. Grubun da yaklaşımı seçmen tabanıyla aynı doğrultuda olunca Bayar, müzakereleri sona erdirdi ve görüşmelerin doğrudan şahsını ilgilendirdiği için grubun görüşünü adaylık oylamasıyla tespit etmesini istedi. Herhangi birinin aday gösterilmediği grup oylamasında 379 kişinin 345’i Bayar’a oy verirken, 36 oy Halil Özyörük’e çıktı. Bayar’ın torunu Prof. Dr. Emine Gürsoy Naskali tarafından hazırlanan ve Türk Tarih Kurumu tarafından neşredilen DP Grup Toplantısı (1946-1950) tutanaklarında net olarak tespit edilememekle beraber oylama öncesinde grupta Ali Fuat Cebesoy’un isminin de tartışıldığı iddialar arasındadır.
Grubun içerisinde kendisine teveccüh gösterişen Halil Özyörük Yargıtay Birinci Başkanlığı yapmış, 1947 yılında Yüce Divan Başkanlığı’na yükselmiş bir hukuk insanıydı. 1950 seçimlerinde görevinden ayrılarak İzmir’den DP vekili seçildiğinde onun cumhurbaşkanlığı adaylığının gündeme gelmesi, DP’nin muhalefet dönemindeki tarafsız cumhurbaşkanı söyleminden kaynaklanmaktaydı. 1946-1950 yılları arası İnönü’nün hem CHP Genel Başkanı hem Cumhurbaşkanı olmasına karşılık DP grubu partili cumhurbaşkanı olmayacağı savını geliştirmişti. Şimdi bu otuz altı milletvekili, Bayar’ın kabinenin kaptan dümeninde olmasını istiyor, tarafsız cumhurbaşkanı politikası gereği Çankaya’ya bir hukuk insanının çıkmasını savunuyordu. Bu görüşün grupta ağır basmamasıyla Bayar, DP’nin cumhurbaşkanı adayı olurken 22 Mayıs günü cumhurbaşkanlığı seçimlerinde 387 oyla Türkiye Cumhuriyeti’nin üçüncü cumhurbaşkanı seçildi. İnönü 64 oy alırken 1 oy da Halil Özyörük’e çıktı. Bayar Çankaya’ya çıkarken kamuoyu artık başbakanın kim olacağı sorusuna yöneldi. Ancak bu sefer genel kanının aksi oldu. Partide hoca lakabıyla bilinen Fuat Köprülü’nün başbakan olacağına dönük öyle kesin bir kanı vardı ki Menderes, Bayar’a kabine kuruluşu için adayımız Köprülü ismini iletmek için geldim sözüne, Bayar’ın cevabı hayır başvekilim siz olacaksınız cevabını verdi.
Bayar’ın neden Menderes’i tercih ettiğine dair bilinmeyen bir nokta bulunmamaktadır. Çünkü 27 Mayıs’tan yıllar sonra kaleme aldığı ve Tercüman Yayınları tarafından neşredilen Başvekilim Menderes kitabında bunun yanıtını bizzat kendisi vermektedir. Bayar, elbette DP’nin kuruluşu aşamasında genel başkan kim olacak müzakeresinde kendisiyle sert bir tartışmaya giren Köprülü’yle yakın bir çalışma olanağının olmayacağının farkındaydı. Halkta Menderes’e yönelik ilgiyi de görebiliyordu. Bayar, Menderes’i başbakanlık görevini vermekle kalmadı. Anayasal bir zorunluluk bulunmamasına rağmen partisinin tarafsız cumhurbaşkanı söylemini kısmen gerçekleştirmek için DP Genel Başkanlığından ayrıldı ve başbakanlıktan sonra DP’nin süvarisi de Menderes oldu. Bayar, sadece DP üyesi olarak kaldı. Bu karar tarafsız-partisiz cumhurbaşkanı noktasına taşımasa da hem genel başkan hem cumhurbaşkanı hal tarzına karşı uygun bir duruştu. Peki grup o döneme kadar en fazla devlet tecrübesi bulunan, Atatürk’ün başbakanlığını yapmış Bayar’ı Çankaya’ya göndermeseydi, kabinenin başına geçmesinde diretseydi nasıl bir tablo ortaya çıkardı bunu yorumlamak oldukça zor.
Öncelikle Bayar-Menderes arasındaki ilk fikir ayrılığının çıktığı Türkçe Ezan meselesi bir ipucu verebilir. Menderes yaklaşmakta olan Ramazan ayına Arapça ezanın serbest bırakılmasını yetiştirmek için 16 Haziran 1950 tarihinde TBMM’de gerekli yasa değişikliğini çıkartırken Bayar, yasayı onaylamakta bir hafta gecikince Menderes istifa kartını göstermişti. Bayar’ın tek parti dönemi alışkanlıklarına dönük aceleci olmayan tavrına karşılık Menderes’in 29 Mayıs’ta TBMM’de okuduğu hükümet programında “halka mal olan inkılaplar” ifadesi senelerce tartışıldı. Bayar, çok partili hayatın ilk iktidar değişikliğinde hükümet toplantılarına zaman zaman başkanlık yapması, Kore’ye asker gönderilmesi sürecinde öne çıkması, Menderes tarafından rahat karşılanmamıştı; gazeteci Orhan Karaveli’nin aktarımına göre “banka müdürümüz bugün başkanlık yapacak” şeklinde serzenişte bulunmuştu.
Bu ikilinin 27 Mayıs’a giden süreçte de Menderes’in istifası gündeme geldiğinde, Bayar tarafından istifa talebinin reddedilmesi, on yıllık beraberliğin sona erdiği Yassıada’da birbirleri ile iletişimde bulunmaması ayrıca dikkat çekicidir. Eğer Bayar, başbakan olarak başlasaydı, DP hızlı bir yatırım politikası ile yine başlayabilirdi. Bayar’ın liberal ekonomi politikalarını savunan bir isim olması bu noktada yol göstericidir. Dış politikada Sovyet bloğunun karşısında Türkiye’nin temel tercihini NATO’dan yana koyması da Bayar’ın takip edeceği bir adım olacaktır. Cüneyt Arcayürek ve Metin Toker’in gösterdiği farklılık, şüphesiz DP-CHP ilişkilerinde kendisini gösterecekti. Zira Menderes-İnönü tartışmalarının bazı dönemlerde çok sertleştiği noktada Bayar-İnönü demagojilerinin aynı sertliği taşımayacağı da kesindir. Bununla beraber böyle bir hal ortaya çıksaydı belki Bayar’ın ikinci dönemde artık Çankaya’ya çıkması beklenebilirdi. Bu DP’nin iktidarında izlediği karakteristik tavır ve belirleyici motiflerin dört sene ertelenmesi anlamına gelebilirdi.






