Laurel Raffington1
Çev. Haluk Doğan
Son dönemde yapılan çalışmalar, doktora yapmanın ruh sağlığını olumsuz etkileyebileceğini ve kariyerinin başındaki pek çok araştırmacının stres ve ruh sağlığına ilişkin kaygılar nedeniyle akademiden ayrılmayı düşündüğünü göstermektedir (bkz. Kaynak 1 ve Kaynak 2). Bilhassa kadınlar akademik sistemin dışına çıkmak zorunda kalmaktadır (bkz. Kaynak 3, 4 ve hakem değerlendirmesinden geçmemiş bir ön baskıya göre Kaynak 5). Tarihsel olarak yeterince temsil edilmeyen gruplarda görülen psikolojik sıkıntı ve düşük istihdam oranları; bireysel refah, çalışma koşulları, akademinin yapısı ve nihayetinde bilimin niteliği bakımından da ciddi bir endişe kaynağıdır. Bilimsel yeniliğin temel unsurlarından biri olan yaratıcılık, “eğlenen bir zekâ” olarak düşünülebilir. Lâkin stres eğlenceli değildir; bilişsel performansı ve yaratıcılığı azaltır (bkz. Kaynak 6). Bu nedenle, bilim insanlarının refahını destekleyen yapılara ve stratejilere ihtiyacımız vardır.
Çocukluğumdan beri bilim insanı olmak istiyordum. Doktora öncesinde, kendi alanımı bulabilmek için beş şehirde dokuz laboratuvarda çalıştım. Bugün, genetik ve toplumsal eşitsizliğin insan gelişimini nasıl şekillendirdiğini ve bu süreçleri DNA kullanarak ölçüp ölçemeyeceğimizi araştırıyorum. Bilimi seviyorum. Buna rağmen, mesleğimi iki kez değiştirme noktasına geldim. Belirsiz kariyer yolları, yurtdışına taşınmalar, düşük maaşlar ve yüksek performans baskısı—bunlara doğurganlık sorunları, düşükler ve çocuk sahibi olma deneyimleri de eklenince—son derece yıpratıcı oluyordu. ABD’deki doktora sonrası araştırma sürecimden sonra, pandemi esnasında çocuk sahibi olmaya ve onları büyütmeye çalışırken güvenilir bir sağlık sistemine, istikrara ve ailemin desteğine ihtiyacım vardı. Kendime bir kural koydum: Almanya’da en az beş yıllık bir sözleşme olmaksızın akademide kalmayacaktım. Şanslıydım ve şu anda Max Planck Topluluğu bünyesinde gelecek nesil bilim insanlarına danışmanlık yapıyorum.
Benim için temel bir hayatta kalma stratejisi, akademinin sorunlarını bilimin kendisinden ayırmak oldu. Akademi; kalıcı pozisyonların kıtlığı, aşırı hareketlilik, çeşitlilik eksikliği ve ekip yerine bireylere odaklanan ödül sistemleri gibi sorunlarla maluldür. Akademinin “toksik sevgi dili”, çoğu zaman “ulaşılması zor olma” stratejisine dayanır; bu da normal çalışma koşulları olmadığınıı ıspatlamak için “nihayetinde bu sadece bir iş” anlayışını bilinçli şekilde bastırır. Oysa bir işi sevmek; günde 12 saat çalışmak, sürekli ulaşılabilir olmak ya da yaşanan yere kayıtsız kalmak anlamına gelmez. Buna karşılık bilim, bilgi inşa etmeye dair güzel bir arayıştır. Mutlu olduğunuzda, düşünmeye zaman bulduğunuzda; risk almaya, hata yapmaya ve başkalarıyla birlikte çalışmak için alanınız olduğunda büyütüp serpilir. Suçu ait olduğu yere, yani akademiye yerleştirdiğinizde, bilimde daha fazla huzur bulabilirsiniz.
Akademi ile yüksek kaliteli bilimi uzlaştırmaya yönelik umut verici çabalar arasında şeffaf kariyer yolları, daha kalıcı pozisyonlar, daha uzun süreli doktora sonrası sözleşmeler, yeterli maaşlar, ebeveyn izni ve hastalık izni sürelerinin uzatılması, kaliteli danışmanlık ve normal günlük çalışma süreleri sayılabilir. Ancak bunlar yeterli değildir.
“Nihayetinde bu sadece bir iş” şeklindeki düşüncem hem hayat kalitemi arttırdı hem de ekibimi, onların stresini azaltacak bir biçimde yönetmeme vesile oldu. Kariyerlerimizi aile hayatını göz önünde bulundurarak planlıyor, tatillerde ve hafta sonlarınında iletişim kurmamaya özen gösteriyor, hastalık ya da doğumda gerekli izinleri alıyor ve öncelikli projelerimizi akamete uğratmamak için ilginç tekliflere “hayır” demeyi öğreniyoruz. Ayrıca bilgi toplamak, tez yazımını tamamlamak veya bir konferansa katılmak için kısa, planlı yoğunlaşma dönemlerimiz (push phases) var. Ancak bunlar yıllar süren ya da süreklilik arz eden durumlar değil. Bilimsel çalışmalarımızın pek çok evresi son derece esnek ve çocukların bakımı ya da yaşamın diğer gereksinimleriyle uyumlu biçimde yürütülüyor.
Bununla birlikte, akademik çalışmanın son derece stresli olabileceği inkâr edilemez bir hakikattir. Dolayısıyla stres yönetimi temel bir beceridir ve kurumlar stresin yönetilmesinde önemli bir role sahiptir. Doktoranın ya da doktora sonrası araştırmacılık sürecinin erken aşamalarında verilen stres yönetimi eğitimleri, “nihayetinde bu sadece bir iş” anlayışının oluşmasına yardımcı olabilir. Birçok doktora adayı hızlıca ilerlemeye heveslidir. Fakat aslolan hızlı bir başlangıca değil, uzun soluklu bir maratona hazırlanmaktır. Tecrübeli bilim insanları, kendi alanlarında yüksek performansın gerçekte ne anlama geldiğini açık biçimde tanımlayarak ve bunu her bir araştırmacının güçlü yönleri ile hedeflerine göre uyarlanmış yıllık bireysel gelişim planlarına dönüştürerek stresi azaltmaya katkıda bulunabilirler. Ayrıca kurumlar, stres düzeyleri yükseldiğinde müdahale edebilmek için çalışan anketleri aracılığıyla stres seviyelerini takip edebilir.
Ancak, “nihayetinde bu sadece bir iş” anlayışının kalıcı bir akademik pozisyonu garantilemeyeceğini de kabul etmek gerekir. Bilimsel sonuçların çoğu kontrolümüz dışındadır. Bu da gayet normaldir. Doktora derecesi, çeşitli kariyer kapılarını aralar ve kurumlar, akademi dışı eğitimler ve network yoluyla bu fırsatları genişletebilir.
Sosyal destek grupları da stresi hafifletmeye yardımcı olabilir. Bu gruplar psikolojik olarak güvenli danışmanlık ilişkileri ve akran toplulukları aracılığıyla, resmî programlar, takım gezileri ve sosyal etkinliklerle desteklenerek güçlendirilebilir. Doğum günü kutlamaları ve çay saatleri düzenlemenin bir tür “akademik ev içi emek” olduğunu da not etmek gerekir. Grubumuzda bu tür katkıları takip ediyor ve adil biçimde paylaşmak için tartışıyoruz.
Akademinin tüm zorluklarını ortadan kaldıramasak da, çalışma kültürümüzün sağlığımızı ve mutluluğumuzu güçlendirdiğine yürekten inanıyorum. Ve bunun, bilimimizin yaratıcı ve etkili olmasına yardımcı olduğunu da düşünüyorum. Aldığımız akademik hibeler, ödüller, önde gelen dergilerde yayımlanan makaleler ve müze sergimiz bunun somut kanıtıdır. Bilim, nihayetinde, gerçekten de çok iyi bir iş olabilir.
- Academia is just a job”, Nature Human Behavior, 5 Aralık 2025, https://doi.org/10.1038/s41562-025-02376- ↩︎
Kaynaklar
1. Bergvall, S., Fernström, C., Ranehill, E. & Sandberg, A. J. Health Econ. 104, 103070 (2025).
2. Nature Research. Nature Post-Doctoral Survey 2023. Figshare (2023). Figshare https://figshare.com/articles/dataset/Nature_ Post-Doctoral_Survey_2023/24236875 (2023).
3. European Commission, Directorate General for Research and Innovation. She Figures 2021: The Path Towards Gender Equality in Research and Innovation (R&I) (2021).
4. Elsevier. Gender in the Global Research Landscape (Elsevier, 2017).
5. Zhao, X., Thoma, A. I., Hertwig, R. & Wulff, D. U. Preprint at https://doi.org/10.48550/arXiv.2510.13273 (2025). (2025).
6. Nieuwenhuis, S. Trends Cogn. Sci. 28, 394–396 (2024).
7. Lidskog, R. & Standring, A. Clim. Change 177, 151 (2024).






