4:29 pm Tarih

Bahçeye Saplanan Tırmık ve Cumhuriyet

Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktıktan sonra Anadolu içlerine doğru yola koyuldu.

Havza yakınlarında bir köyde mola verdiler. Paşa soluklanırken köylü bir amcayla hasbihal etmeye başladı.

“Yurdumuz işgal altında, düşman dört koldan saldırıyor. Yeniden örgütleniyoruz. İstiklalimiz ve vatan için savaşacağız” sözleriyle bahçesinde konuk olduğu köylüye izahat verdi.

Paşa’yı dinledikten sonra hışımla ayağa kalkan köylü ise şunları söyledi:

“Bak Paşa’m, ben büyük oğlumu Balkan Harbi’nde, ortanca oğlumu Çanakkale’de kaybettim. Küçüğü vermem, bunu böyle bilesin.”

Kurşun gibi ağızdan çıkan bu sözlerin ardından köylü adam, elindeki tırmığı ayak ucuna saplar ve devam eder.

“Vatan diyorsun ya hani… Benim vatanım işte bu tırmığın saplandığı yerdir. Benim toprağım yurdum burasıdır. Düşman buraya varmadan benden kimse bir şey beklemesin.”

*

1919’un Anadolu coğrafyası işte bu durumdaydı.

İmparatorluğun, savaş zamanı çocuğunu askere götürmek, öküzünü eşeğini hasadını vergisini almak dışında millî bir eğitimden geçirmeyip ihmal ettiği topraklar; yenilgilerin, acıların, yokluğun pençesinde kıvranıyordu.

Ümitsizlik ve bezginlik içinde kaderine razı olan insanlar, artık ellerinde avuçlarında kalan son varlıklarını korumaktan başka bir şey düşünmez olmuştu.

Rumeli kaybedilmiş, elde avuçta Anadolu kalmış, Anadolu da dört bir koldan hücuma uğramıştı.

Mustafa Kemal Paşa, işte bu yılgınlığın karanlığında milleti yeniden ayağa kaldırmayı başardı.

Direniş, Savaş ve Zafer’in ardından ilan edilen Cumhuriyet işte tam olarak bu yüzden kimsesizlerin kimsesiydi.

Yıkılan imparatorluğun kaybedilmiş topraklarından Anadolu’ya gelen, gidecek başka bir yeri olmayan insanlara yeni bir yuva kuruldu bu topraklarda.

Dünyanın en talihsiz coğrafyasında günümüzde dahi tek taş pırlanta gibi parlayan Türkiye Cumhuriyeti, aslında bu hayatta hiçbir zaman ümitsiz olmamak gerektiğinin de en büyük ispatı.

Ağustos 1921’de Ankara önlerine kadar dayanan büyük Yunan orduları, silahlarını ve Batı fabrikalarının çelik zırhlarıyla donatılmış on binlerce kişilik Ordu’yu direnişin son kalesi olan Ankara’ya yürütürken en karanlık günlerde şunları söyledi Mustafa Kemal Paşa:

“Gerekirse bir tepe bulur. O tepeye çıkar ve son nefesimize kadar direniriz”

Sakarya Nehri kıyılarında 22 gün 22 gece Ankara’yı savunan Türkiye Büyük Millet Meclisi orduları, bir yıl sonra hücuma geçerek İzmir’e ulaştı.

Cumhuriyet, asla inanmaktan vazgeçmeyenlerin zaferidir.

*

Mustafa Kemal Paşa, 10. yıl nutkunu şu ifadelerle bitiriyor:

“Ebediyete akıp giden her 10 senede, bu büyük millet bayramını daha büyük şereflerle, saadetlerle kutlamanı gönülden dilerim!”

Gazi’nin bu tarihî cümlelerinde kullandığı “Millet Bayramı” ifadesi ise her nedense bu konuşmayı en ince ayrıntısına kadar irdeleyenlerin dahi pek dikkatini çekmiyor.

Halbuki bu sıfat, kimsesizlerin kimsesi Cumhuriyet’in bizzat milletin kurtarıcısı ve umudu olduğunu sembolize ediyor.

Gazi “Tepeden İnme” olarak kodlanan devrimlerin aslında milletin bayramı olduğunu ifade ediyor.

Zira Cumhuriyet, Türk milletine vatanını ve haysiyetini iade etmiştir.

Cumhuriyet, bu nedenle fazilettir.

*

Türkiye Cumhuriyeti, ikinci yüzyılına adım atarken Cumhuriyet’in yetiştirdiği beşinci hatta altıncı nesiller de dünyaya geliyor.

Türkiye’yi yöneten iktidarların yanlış uygulamalarına, tüm yozlaştırma ve unutturma çabalarına, son on iki yıldır karşı karşıya kaldığımız demografik değişim tehdidine karşın Cumhuriyet’e sahip çıkan nesiller hala ayakta ve güçlü.

Cumhuriyet Bayramı, ümitsizliğin değil yeniden şahlanışın bayramıdır.

Kimsenin umutsuzluk girdabında kahrolma lüksü de yoktur.

Mustafa Kemal Paşa, 10. yıl nutkunun sonuna “bu söylediklerimin gerçek olduğu gün, senden ve beşeriyetten muradım şudur: beni hatırlayınız” yazmış, ardından yakınlarının ısrarı üzerine bu satırları nutkundan çıkarmıştı.

Gazi’nin söylediklerinin günümüzde ne kadarının gerçekleştiği tartışmalı da olsa, bu Cumhuriyet’in ve devrimlerin kazanımlarının farkında olan ve bu toprakların müstesna liderini her zaman hatırlayacak ve anacak nesiller hep var olacak.

Türkiye Cumhuriyeti mesut, muvaffak ve muzaffer olacak.


*Yazılar, yazarlarının sorumluluğundadır, Fikirtepe‘nin kurumsal politikasını yansıtmayabilir.

Visited 86 times, 1 visit(s) today

Close