Kültür-Sanat

Tûtînâme – Arzuyu Oyalayan Hikâyeler

Tûtînâme, Doğu edebiyatında asırlardır elden ele dolaşan, her yeni kültürel uğrakta yeniden yazılarak yaşayan bir hikâye külliyatıdır. Bir papağanın, geceler boyunca anlattığı masallarla bir kadını arzularına yenik düşerek hata yapmaktan alıkoymasını konu alan bu eser, yüzeyde ahlâkî bir ibret kitabı gibi görünür. Esasında metin, daha derinde, insan zihninin arzu ile kural arasındaki gerilimi nasıl yönetebileceğini gösteren bir kurguya sahiptir. Dikkat nereye yönelirse, davranış da çoğu zaman oraya yönelir. Tûtînâme bu basit gerçeği masal tekniğiyle gösterir.

Günümüzde bu eseri okumak, yalnızca eski masallar arasında gezinmek değildir; yakınımızdaki birinin, belki çocuğumuzun, belki bir arkadaşımızın dürtüleri doğrultusunda davranarak yanlış bir yöne gittiğini gördüğümüzde, onu nasıl fevri davranmaktan alıkoyabileceğimize dair bir yöntem öğrenmek demektir.

Bu yazıda Tûtînâme’nin hem tarihini hem de anlattığı psikolojik mekanizmaları inceliyoruz.

Köken ve yolculuk

Tûtînâme, kökleri Hint anlatı geleneğine uzanan, uzun bir kültürel göçün ürünüdür. En eski katmanı, Sanskritçe Sukasaptati (Papağanın Yetmiş Masalı) adıyla bilinen anonim derlemedir. Bu ilk katman, sonraki İslamî versiyonlardan belirgin biçimde farklı bir tona ve üsluba sahiptir. Araştırmalara göre metin, açık cinsel göndermeler ve “dünyevî” hile repertuarı içerir; bunları bir ibret vaazına dönüştürmeden, doğrudan “ayıp” ya da “günah” etiketi yapıştırmadan, anlatının doğal parçası olarak sunar.[1]

Yaklaşık 14. yüzyılda İranlı hekim ve mutasavvıf Ziyâeddin Nahşebî, bu geleneği Farsçaya taşır ve metni yeniden yazar.[2] Hikâye sayısı yetmişten elli ikiye iner. Ton değişir, daha didaktik ve ahlaki bir çerçeve belirginleşir. Nahşebî’nin Tûtînâme’si, Hint masalının serbestliğini İslam dünyasının ahlak diliyle uzlaştırır.

Osmanlı ile buluşma, metnin “çeviri hattı” açısından ilginç bir sapma gösterir. 1538’de Kanunî döneminde yapılan ilk Türkçe tercümenin her zaman Nahşebî üzerinden gitmediği, kimi kayıtlara göre İmâd b. Muhammed’in Cevâhirü’l-Esmâr adlı Farsça versiyonunun kullanıldığı da söylenir.[3] Bu, Osmanlı’nın farklı ara metinlere eriştiğini gösterir. 17. yüzyılda ise metin, saray dilinden halk diline inmeye başlar. Geleneksel kaynaklarda metin çoğu kez Sarı Abdullah Efendi’ye nispet edilir. Bazı araştırmacılar ise, halk arasında yaygınlaşan sade bir hattın Hindistan’da Muhammed Kâdirî’nin kısalttığı versiyonla bağlantılı olabileceğini ileri sürer. Bu bağlantının ne ölçüde doğru olduğu tartışmalıdır.

Cumhuriyet döneminde metin, Latin harfleriyle yeniden yayımlanır; ancak bu, basit bir aktarım değil, dilin, üslubun ve anlatı ritminin modern Türkçeye göre yeniden düzenlenmesi anlamına gelir. Behçet Necatigil’in şair duyarlığıyla aktardığı versiyon, eseri modern Türkçenin klasiklerinden biri haline getirir.[4] Aynı dönemde, Şemsettin Kutlu’nun hazırladığı ve Tercüman 1001 Temel Eser dizisinde yayımlanan Tutiname, metnin geniş bir okur kitlesine ulaşmasında önemli rol oynar; bu baskı, pek çok okur için Tûtînâme ile ilk karşılaşma noktasıdır.[5]

Günümüzde ise belirgin bir ikilik görünür. Bir yanda Farsça-Osmanlı hattından gelen Tûtînâme baskıları, diğer yanda kök metne dönen ve Sanskritçe Sukasaptati’yi doğrudan çeviriyle sunan çalışmalar vardır. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’nın Hasan Âli Yücel Klasikleri dizisinde Korhan Kaya çevirisiyle yayımlanan Papağanın Yetmiş Masalı bu ikinci damarı temsil eder.[6]

Çerçeve hikâye

Tûtînâme’nin kurgusu basittir. Zengin tüccar Meymûn uzun bir yolculuğa çıkar. Karısı evde yalnız kalır. Yalnızlığın da etkisiyle penceresinin önünden geçen yakışıklı bir şehzadeye vurulur; onu yeniden görme, hatta onunla buluşma arzusuna kapılır. Bu arzu onu evden çıkma, bu gençle buluşma planları yapmaya iter. (Kadının adı Türkçe anlatıların bir kısmında Mâhîşeker, bir kısmında Huceste şeklinde verilir; Sanskritçe kök metinde ise Prabhavati’dir.)

Başlangıçta evde biri dişi, biri erkek iki papağan vardır. Kadın niyetini önce dişi kuşa anlatır, ondan akıl ister. Dişi kuş doğrudan kadının niyetinin yanlış olduğunu söyler, sert bir ahlak diliyle “gitme” der. Mâhîşeker öfkeyle bu kuşu öldürür. Bu sahne, yasağın çıplak biçiminin dürtüyle karşı karşıya geldiğinde nasıl bir tepkiyi uyandırabileceğini gösteren bir ders gibi okunabilir.

Diğer kuş, yani erkek papağan (tûti), farklı bir yol seçer. Mâhîşeker’e karşı çıkmaz, hatta onu cesaretlendirir gibi konuşur. Onun duygularını ve arzularını anladığını söyler. Ardından bir hikâye anlatmaya başlar. Hikâye kadının merakını cezbeder; Mâhîşeker hikâyenin sonunu öğrenmek ister. Tûti hikâyeyi uzun uzun anlatır. Derken sabah olur. Mâhîşeker sabah olduğunu fark eder ve o gece dışarı çıkmamış olur. Zaten arzusu da biraz gerilemiştir. Bu döngü elli iki gece sürer; ta ki koca eve dönene kadar…

Ana hikayeler ve bunların içindeki küçük hikayeler insan ilişkilerinde ve hayatın seyrinde karşılaşılan hileler, sadakat, adalet, aşk, aldatma gibi konulardan dem vurur. Her bir hikâye bir bakıma hayat dersidir.

Hikâyelerde sık görülen motif şudur: Kısa yoldan kazanç ya da haz arayan bir karakter, hileye başvurur, sonunda itibarını ya da elindeki asıl imkânı kaybeder. Hikâyelerin bir kısmında, küçük bir aldanma büyük bir kayba dönüşür; bir kısmında ise tam tersine, “kurnazlık” sandığımız şeyin aslında kendi kendini sabote etmek olduğu gösterilir. Örneğin, kadın kurnazlığını gösteren tipik bir hikayede bir kadın kocasını aldatmak için zekâsını kullanır, ama hilesi ortaya çıkınca itibarını kaybeder. Bu, arzunun kısa vadeli kazancının uzun vadeli zararla sonuçlanabileceğini vurgular. Papağan bu motifleri yan yana dizerek, Mâhîşeker’in arzusuna doğrudan set çekmez, ona bir sonuç ufku gösterir.

Papağan bir yandan kadının niyetini, arzusunu anlıyor, onaylıyor ve ona yardım etmeye çalışıyor gibi görünürken diğer yandan bu hikayelerle kadına doğruyu, yanlışı, adaleti, ahlakı, ilişkileri, arzulara yenik düşmenin getireceği riskleri gösterir. Bu hikâye anlatımının gördüğü bir diğer işlev de eylemi ertelemektir. Papağan hikayeleri kullanarak dürtü ile eylem arasına bir zaman koymayı başarır. Bu zaman da arzunun etkisinin ve zorlayıcı gücünün azalmasına neden olur. Papağan arzunun gücünü kırmak için yasak koymak yerine zaman yaratmayı tercih etmekte ve başarılı da olmaktadır.

Bu yapısal düzenleme, zihinsel dinamik bir bakışla okunduğunda daha da anlamlı hale gelir.[7]

Anlatının zihinsel dinamiği

Bu kurguya zihinsel dinamik açıdan baktığımızda şunları fark edebiliriz: Papağan, dışsallaşmış bir üstbenlik gibidir. Fakat klasik, cezalandırıcı bir üstbenlik değildir. Doğrudan “hayır” demez. Sert yasa koyan ilk kuşun akıbeti, bu yöntemin işe yaramadığını göstermiştir. Papağan daha incelikli bir yol izler. Arzuyu bastırmak yerine onu dönüştürür.

Mâhîşeker, benliğinde güçlü bir çatışma yaşamaktadır. Bir yanda haz ilkesinin itişi, diğer yanda toplumsal kuralların ağırlığı vardır. Koca fiziksel olarak yoktur ama kocanın yokluğunda da etkisi devam eden “yasa” vardır. Papağan, bu yasayı temsil eden ses olur. Bunu baskıyla değil, hikâye ile yapar.

Papağanın tekniği, psikolojik açıdan “erteleme”nin inceltilmiş bir biçimi gibi okunabilir. Hikâyenin yarım bırakılması, zihinde tamamlanmamış bir gerginlik yaratır. Modern psikoloji bunu şöyle açıklar: Bitmemiş görevler zihinde tamamlanmışlardan daha çok yer kaplar. Mâhîşeker’in arzu yönelimi, meraka doğru kaydırılır. “Gideyim mi?” sorusu, “sonra ne oldu?” sorusunun gerisine düşer. Arzu, başka bir arzu tarafından tutulur. Bu, kaba bir bastırmadan çok, enerjinin başka bir kanala aktarılmasıdır.

Hikâyeler aynı zamanda bir yansıtma alanıdır; dinleyici, kendi başına gelebilecekleri başkalarının hikâyelerinde görür. Mâhîşeker, masal kahramanlarının hatalarını güvenli bir mesafeden izler. Gerçek hayatta “gitme” emri savunma yaratırken, masal biçimi daha dolaylı çalışır ve itirazı azaltır. Papağan, bir bakıma dolaylı telkin ve temsil yoluyla düzenleme işlevi üstlenir.

Tûtînâme’de hapishane kelimelerden yapılmıştır. Fiziksel zincir yoktur. Mâhîşeker’i evde tutan şey, anlatının ritmi ve merakın sürekliliğidir. Dil, arzunun yönünü değiştirir. Her hikâye yeni bir erteleme üretir; geceyi uzatır, sabaha bir adım daha yaklaşırken davranışı da bir gece daha askıda tutar.

Sonuç

Tûtînâme, masal kılığına bürünmüş bir erteleme düzeni kurar. Dürtünün nasıl yönetildiğini, yasağın nasıl hikâye ve öğüt diliyle yumuşatıldığını, sözün eylemi nasıl durdurabildiğini adım adım izletir. Hint köklerinden Farsçaya, oradan Osmanlı dünyasına ve modern Türkçeye uzanan yolculuğu, metnin her uğrakta yeniden yazılmasının rastlantı olmadığını düşündürür; belli ki bu “erteletme” tekniğine, farklı çağlarda ve farklı dillerde yeniden ihtiyaç duyulmuştur.

Bugün bu anlatıyı iki ayrı hat üzerinden okumak mümkündür. Biri, İslamî filtrelerden geçmiş elli iki gecelik Tûtînâme geleneği; diğeri, Sanskrit köklerine dönen yetmiş masallı Sukasaptati hattıdır. Her ikisi de arzu ile sınır arasındaki aynı gerilimi farklı perdelerle anlatır.

Eserin kalıcılığı büyük ölçüde buradan gelir. İnsan değişse bile, arzu ile sınır arasındaki gerilim değişmez. Bu gerilim çoğu zaman, doğrudan buyruğun değil, hikâyenin devreye girmesiyle yönetilir. Tûtînâme böylece, bin yıl öncesinin bilgeliğini bugünün diline çeviren bir köprü olur.

Notlar

[1] Bu tespit için özellikle şu baskının “Giriş/Önsöz” bölümü temel alınmıştır: A. N. D. Haksar, Suka Saptati: Seventy Tales of the Parrot (New Delhi: HarperCollins India, 2000). Haksar, metnin erken katmanlarında erotik imalar ve dünyevî kurnazlıkların, vaazcı bir dille mahkûm edilmeden, anlatının doğal akışı içinde verildiğini vurgular.

[2] Bu çerçeve için temel başvuru: Encyclopaedia Iranica’daki “NAKSABI, ZIA-AL-DIN” maddesi, Nahşebî’nin Tûtînâme metnini Sukasaptati geleneğinin klasik Farsça yeniden yazımlarından biri olarak ele alır ve Farsça hatlarda “52 hikâye” çekirdeğinin belirleyici olduğunu belirtir.

Ayrıca Osmanlı tercüme hattını inceleyen İbrahim Sona, Nahşebî’nin 1329’da İmâd b. Muhammed’in çeviri/derleme malzemesini Tûtî-nâme adıyla 52 bölüm halinde yeniden kurduğunu kaydeder: Sona, İ. (2012). “1538 Tarihli İlk Türkçe Tûtî-Nâme Çevirisi.” Turkish Studies, 7(3).

[3] Osmanlı hattındaki ilk Türkçe tercüme (1538) ve ara metinler (ör. Cevâhirü’l-Esmâr) üzerine değerlendirmeler için: İbrahim Sona’nın 1538 tercümesine dair makalesi (Turkish Studies) ve ilgili katalog/tez çalışmaları.

[4] Behçet Necatigil’in Can Yayınları’ndaki modern Türkçe aktarımı, metnin çağdaş okurla buluşmasında etkili baskılardan biridir.

[5] Şemsettin Kutlu’nun Tercüman 1001 Temel Eser dizisi için hazırladığı Tutiname baskısında yer alan önsözde eserin kısa bir tarihçesi verilir; metin güncel okurun takip edebileceği bir dile yaklaştırılarak sadeleştirilir ve anlaşılması güç görülen yerlerde dipnotlarla kısa açıklamalar eklenir.

[6] Korhan Kaya, Papağanın Yetmiş Masalı – Şukasaptati (İş Bankası Kültür Yayınları, Hasan Âli Yücel Klasikleri).

[7] Türkçede Tutiname/Tûtînâme adıyla yayımlanan ve çoğunlukla Farsça-Osmanlı hattına dayanan çeşitli popüler baskılar da vardır. Örnek olarak: Palet Yayınları’nda yayına hazırlayan: Doç. Dr. Bekir Direkçi; Kapra Yayıncılık’ta yayına hazırlayan: Davut Yıldız; Kapı Yayınları’nda yayına hazırlayan: Nagihan Gür; Gonca Kitap’ta yayına hazırlayan: Yaşar Beçene; Timaş Yayınları’nda Süleyman Tevfik adıyla yayımlanan baskı; Kurtuba Kitap’ta Esad Sarmusak’ın hazırladığı baskı.

Visited 1 times, 1 visit(s) today

Close