1:58 pm Edebiyat

Cumhuriyet’in Edebiyatı, Edebiyatın Cumhuriyeti

Türk edebiyatında cumhuriyet fikrinin tematik bir unsur olarak kullanılması, 1920’li yıllara denk düşmektedir. Cumhuriyet fikri; edebiyat kamuoyu için yeni insan idealinin ortaya çıkması, ümmetten millete geçiş sürecinin tamamlanması ve ulus devlet projesinin kültür yoluyla halka benimsetilmesi olarak görülmektedir. Bu yüzden mevcut döneme ilk başlarda cumhuriyet edebiyatı yerine inkılap edebiyatı denmiş ancak bu tanımlama kısa süre sonra yerini cumhuriyet edebiyatı ifadesine bırakmıştır. İnkılap fikrinin terminolojik üstünlük kurma adına her alanda kullanılmaya çalışılması fikri, Türk edebiyatının kategorizasyonu sürecinde cumhuriyet ifadesinin daha geniş bir kapsayıcılığa sahip olması nedeniyle başarısızlığa uğramıştır.

Bu dönemin önemli edebiyatçıları olan Ziya Gökalp, Yahya Kemal Beyatlı, Falih Rıfkı Atay, Reşat Nuri Güntekin, Halid Ziya Uşaklıgil, Ruşen Eşref Ünaydın, Mehmet Fuat Köprülü, Halide Edip Adıvar, Ahmet Ağaoğlu, Aka Gündüz, Behçet Kemal Çağlar, Faruk Nafiz Çamlıbel, İbrahim Necmi Dilmen, Ahmet Cevat Emre, Celal Sahir Erozan, Esat Mahmut Karakurt, Mithat Cemal Kuntay, Burhan Cahit Morkaya, Halit Fahri Ozansoy, Saffeti Ziya, Samih Rifat, Besim Atalay, İskender Fahreddin Sertelli, Eflatun Cem Güney, İsmail Habib Sevük, Ercüment Ekrem Talu, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Abdülhak Hâmid Tarhan, Vâlâ Nureddin, Ali Canip Yöntem ve Hasan Ali Yücel gibi isimler cumhuriyet devrimini yücelten ve eskinin aksak yönlerini teşhir eden bir edebiyatın kültürel iktidar olması düşüncesine uygun olarak edebî eserler vermişler ya da böylesi edebî eserlerin yayımlanabilmesi için imkan yaratmışlardır.

Şiir, öykü, roman ve benzeri türlerde genel itibarıyla Atatürk’ün siyasi ve askerî dehası; birey olmanın erdemleri, cumhuriyetin kazanımlarının halk üzerindeki etkileri, modern çağın değerlerinin halka olan faydaları temel izlekler olarak kullanılmışlardır. Hasan Ali Yücel dönem edebiyatının belirli bir teze dayalı olmasını doğru bir yaklaşım olarak değerlendirmiş, sanatçıyı edilgen bir özne olarak değil etken bir özne olarak görmüş ve edebiyatın bir farkındalık yaratma aracı olarak kullanılabileceği, romancının gerçeklikle ilişkisinin kopmaması ve rasyonel doğruları terk etmemesi şartıyla cumhuriyet idealinin sanat yoluyla zihinlere inşa edilebileceği gerçeğini şu şekilde dile getirmiştir:

“Sanatkâr pasif değildir. O hâlde içinde bulunduğu cemiyetin geçirdiği değişiklikleri ya iyi bulacaktır, sevgilerini söyleyecektir; ya fena bulacaktır, isyanlarını yapacaktır. Ve bunları yaparken mutlaka o değişmelerin resmi adlarını kullanmaya ihtiyaç yoktur. Meselâ bizde klerikan düşmanlığı ve laisizm aşkını duymuş bir sanatkâr öyle bir roman yazabilir ki: Softanın fikirlerindeki gerilikle okuyanı ondan iğrendirir, bu, tam bir inkılâpçı eserdir. Mutlaka onun içerisinde feryat ve figanlı hitabelere, sokak hatipliğine ihtiyaç yoktur. Yeter ki realist bir gözle romanının kahramanını bizim gözlerimizle yaşatabilmiş olsun.”

Geçmişin olumsuz, o günün olumlu imajı, yeni eski çatışması, modern geleneksel ikiliği ve Doğu-Batı kimlik krizi bu dönem edebiyatın çatışmalarının ana eksenini oluşturmuştur. Cumhuriyetin yarattığı modern bireyden çok kimlik bunalımını aşmış ve belirli bir senteze ulaşmış insan tipini inşa etmeye çalışan edebiyatçılarsa Doğu-Batı; yeni-eski, modern-geleneksel çatışması roman kişileri ve roman mekanları üzerinden sembolize etmeye çalışmışlardır. Ahmet Hamdi Tanpınar ve Peyami Safa gibi edebiyatçılar bu yönleriyle cumhuriyet edebiyatının ilk tematik sapmaları olarak değerlendirilebilir. Peyami Safa’nın 1931 yılında yayımlanan Fatih Harbiye adlı romanı bağlam olarak bu çatışması yansıtan ve bu çatışmayı bir kadının tercihine bırakan bir orijinal bir sapma olarak değerlendirilebilir.

Peyami Safa’nın Fatih Harbiye’sine benzer izlekte bir roman olan ve 1950 yılında tefrika edilen Ahmet Hamdi Tanpınar’a ait Sahnenin Dışındakiler romanı da kişiler üzerinden sembolize edilen Doğulu ve Batılı değer çatışmasında seçiciliği bir kadına vermiştir: “O gece erkek ruhunun garip bir tarafını daha öğrendim. Sevdiğimiz kadının sevdiği ve bize tercih ettiği erkeğin ihaneti hepimizi müzdarip ediyordu. Göztepe’de o gece Behçet Beye niçin o kadar acıdığımı şimdi biliyordum. Ben de onun gibi ebediyen kaybedilmiş şeylerin arkasından ağlayacaktım!

Bu seçimlerde kaybeden taraf Doğulu değerleri içselleştiren ve belli bir senteze ulaşamayan kişiler olmuşlardır. Burada önemli olan iki unsur vardır. Birincisi, seçiciliğin kadına verilmesi, diğeri ise kaybedenin Doğu’ya ilişkin değerleri içselleştiren karakterler olmasıdır. Seçiciliğin kadına verilmesi, kadının cumhuriyetle beraber toplumda eşit yurttaş olarak öne çıkmasının bir sonucudur. Cumhuriyet öncesi dönemde edebiyatta kadının edilgen, varlığının gizlenen ve yapıp etmeleri itibarıyla erkek tarafından belirlenen bir role mahkum olduğu pozisyon terk edilmiştir. Kadın, erkekle eşit bir konumda hatta seçicilik vasfıyla pozitif ayrımcılıkla ön plana alınan bir konuma yerleştirilmiştir. Bu veri dahi cumhuriyet felsefesinin edebiyatçılar nezdinde ne ölçüde içselleştirildiğinin bir kanıtıdır.

Dönem romanlarında işlenen çatışma sonucunda Doğu’nun kaybedişinin resmedilmeye çalışılması, mistik felsefenin modern felsefeye karşı aldığı mağlubiyetin gerçekçi bir dille ilanıdır. Doğu’nun mistisizmi kişini çağın şartlarına uyum sağlamasına engel olmuş, özgür iradeyle hareket etme kabiliyetini sınırlamış ve modern çağın “isteyen insanının” karşısına “şükreden insan” motifiyle çıkıp yenilgide dahi bir teselli bulan moral durumuyla ilerlemeyi yapacak atılıma erişeme imkânından mahrum bırakmıştır. Bu mahrumiyet çağın gerisine düşmeyi de beraberinde getirmiştir.  

Esas itibarıyla Cumhuriyet döneminin edebiyatı, edebiyatçıların çağ algısını değiştirmiş, toplumun ve o toplumun taşıyıcısı olarak görülen edebiyatçıların kendilerini bulundukları çağın değerlerine göre ayarlamalarına ve toplumu ileri taşıyacak olan zihinsel devrim sürecine katkı sunmalarına olanak sağlamıştır. Bu olanak ilerleyen dönemlerdeki sapmalarla farklı düşüncelere evrilmiş, ilk başta idealize edilen tam anlamıyla Batılı değerleri benimsemiş modern birey daha sonraları modern senteze ulaşan birey olarak cumhuriyet edebiyatının kuruluş safhasındaki şahıs kadrosunda yerini almıştır.


*Yazılar, yazarlarının sorumluluğundadır, Fikirtepe‘nin kurumsal politikasını yansıtmayabilir.

Visited 50 times, 1 visit(s) today

Close