7:43 pm Siyaset

Post-Mortem: Altılı Masa Dış Politikayı Neden Apolitikleştirdi?

Altılı Masa, Mayıs 2023 seçimlerine doğru gidilirken seçimleri kazanacağı ve Türkiye’yi mevcut iktidar blokundan kurtaracağı hususunda oldukça kesin bir dil kullanıyordu. Özellikle CHP’ye müzahir gazeteciler, entelektüeller ve anketçiler, Türkiye’nin en büyük buhranlarından birini yaşadığını, devletin ve bürokrasinin Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçilmesiyle birlikte tarumar olduğunu, halkın enflasyonun ve zamların altında inim inim inlediğini ifade ederek seçimlerin zaten kazanıldığını öne sürüyorlardı. Seçimin kazanıldığına dair bu inanç (ya da manipülasyon), Altılı Masa’nın seçimin nasıl kazanılacağından ziyade milletvekili pazarlıklarına ve seçim sonrası sürecin yönetimine ağırlık vermesine neden oldu. Kemal Kılıçdaroğlu’nun kendi cumhurbaşkanlığı adaylığı ekseninde Altılı Masa’nın önündeki meydan okumaları apolitikleştirme stratejisi, dış politika konusunda da daha ilk günden itibaren maharetle uygulandı ve seçimlerin kaybedilmesinde en önemli faktörlerden biri oldu.

Altılı Masa’nın dış politikaya iç politikaya kıyasla daha yüzeysel ve konjonktürel yaklaşması, ilk toplantıdan itibaren göze çarpan bir husustur. 12 Şubat 2022 tarihinde yapılan ilk toplantının ardından dış politikaya dair net bir mesaj verilmese de Türkiye’nin demokratik düzeninin Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi ilkeleri ekseninde inşa edileceğinin ifade edilmesi Türkiye’nin yerinin Batı olduğuna dair bir imayı içeriyordu. 27 Mart 2022’de yapılan ikinci toplantıda Rusya’nın Ukrayna’yı işgali uluslararası hukuka atıfla eleştirilirken Türkiye’nin dış politikada akılcı yoldan saptığı vurgulandı. Ayrıca AK Parti iktidarının dış politika yaklaşımının ve pratiklerinin devlet ciddiyetiyle bağdaşmadığına işaret edildi. 24 Nisan 2022 tarihli üçüncü toplantıda dış politika konusunda sadece ABD Başkanı Joe Biden’ın Ermeni tehcirine yönelik sözde soykırım ifadesi eleştirilirken iktidarın bu konudaki başarısızlığına dikkat çekilmekle iktifa edildi.

Altılı Masa’nın 30 Mayıs’ta gerçekleştirdiği dördüncü toplantısı, dış politika konusunda net mesajlar verilen mahiyetteydi. Bu kapsamda, öncelikle düzensiz göç meselesine temas edilirken terörle mücadele hususunda NATO müttefikleri dışında uluslararası toplumdan destek alınması gerektiği vurgulandı. En önemlisi de Altılı Masa’nın çok boyutlu dış politikayı benimsediğinin altı net olarak çizildi. Ancak Altılı Masa’nın çok boyutluluk vurgusu daha çok Türkiye ile Rusya arasındaki asimetrik ilişkilere dair eleştirel bir göndermeyi ihtiva ediyordu. Ayrıca hükümet, Doğu Akdeniz ile Ege’de maceracı olmakla ve gerilimi tırmandırmakla itham ediliyordu. Böylece Altılı Masa, Türk dış politikasını Batı ile uyumlulaştırma ve millî çıkarların askerî yöntemlerle savunulmasından vazgeçilebileceği noktasında dolaylı mesajlar vermiş oluyordu.

3 Temmuz 2022 tarihinde düzenlenen beşinci toplantıda, Cumhurbaşkanı Erdoğan İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği üzerinden dış politikayı kişiselleştirmekle suçlandı. 21 Ağustos’ta yapılan altıncı toplantıda güncel iç ve dış politika meselelerinin konuşulduğu ifade edilirken dış politikadaki itibarsızlaşma eleştirildi. 2 Ekim tarihli yedinci toplantıda güçlü dış politikanın güçlü bir ekonomiye bağlı olduğu, bunun yolunun da güçlü demokrasiden geçtiği ifade edildi. Ayrıca iktidarın dış politikayı iç politika malzemesi olarak kullandığı ve kurumsal akıldan yoksun dış politikanın Türkiye’nin güvenliğini tehdit ettiği vurgulandı. Altılı Masa, iktidarı Ege’de Türk-Yunan dengesinin Atina lehine bozulması konusunda da eleştirdi. Ancak bu ifadeler, 30 Mayıs toplantısı sonrasında hükümeti Ege’de gerilimi tırmandırmakla itham eden dil ile taban tabana zıttı. Altılı Masa, hükümeti bir yandan maceracı olmakla suçlarken öbür yandan Ege’deki dengenin Yunanistan lehine dönmesini kabul edilemez bulduğunu ifade ediyordu. Yedinci toplantıda temas edilen bir diğer husus Rusya’nın Ukrayna’nın bazı bölgelerini ilhak etme kararının açık bir dille reddedilmesiydi.

14 Kasım 2022’de yapılan sekizinci toplantıya gelindiğinde dış politikaya dair net bir mesaj verilmezken 28 Kasım’daki dokuzuncu toplantının ardından yapılan yazılı açıklamada, Altılı Masa’nın dış politika önceliğinin sınırların korunması ve ulusal güvenliğin sağlanması olduğu ifade edildi. İktidarın dış politikayı toplumsal kutuplaştırmayı arttırmak için kullandığı dile getirilerek bu yöntem eleştirildi. 5 Ocak 2023’teki onuncu toplantının ardından dış politikaya dair herhangi bir mesaj verilmezken 26 Ocak’taki on birinci toplantıda da dış politikaya dair somut bir açıklama olmadı. Böylece on birinci toplantının ardından iç politika meselelerine ve yavaş yavaş adaylık tartışmalarına gömülen Altılı Masa’nın dış politikada net bir vizyona sahip olmadığı anlaşılıyordu. Dolayısıyla Altılı Masa, kuruluşunun ardından geçen bir yılda suya sabuna dokunmayan bir dış politika anlayışının mümessili olurken pek çok somut meseleye girmekten imtina eden bir tablo çiziyordu.

30 Ocak 2023’te Ankara’da ilan edilen Ortak Politikalar Mutabakat Metni (OPMM), Altılı Masa’nın dış politika vizyonunu ortaya koyan en önemli belge oldu. Ancak dış politika konusunun metnin en son başlığı altında ele alınması ve konuya sadece 3,5 sayfa ayrılması dikkatlerden kaçmadı. Metnin ilk maddesinde yurtta sulh, cihanda sulh ilkesinin dış politikanın merkezine oturtulacağının belirtilmesi Türk dış politikasında fabrika ayarlarına dönüş olarak yorumlanırken iktidar blokunun dış politika yaklaşımı ideolojik, tutarsız, maceracı, realizmden ve stratejiden uzak olarak tanımlandı. Altılı Masa paydaşlarının üzerinde mutabakat sağladığı maddeler dış politikaya dair somut ve kuşatıcı bir paradigma sunmaktan ziyade genel ve muğlak birtakım ifadeleri ihtiva ediyordu. Örneğin ABD ve Rusya ile ilişkiler kurumsal bir temele oturulma ekseninde değerlendirilirken F-35 projesine yeniden dahil olma isteği S-400 meselesinde bir geri adım olarak değerlendirildi.

Metinde, NATO’nun Türkiye’nin ulusal güvenliğini sağlayan kritik bir kuruluş olduğu vurgulanırken Türkiye’nin AB üyeliğine yönelik net bir irade ortaya konuldu. Ancak metinde Türkiye’nin Balkanlar, Ortadoğu, Kafkasya gibi yakın coğrafyasına yönelik politikalarının ne olduğuna dair herhangi bir madde ya da açıklama yoktu. Dahası Rusya-Ukrayna Savaşı’na, Çin ve İran’la ilişkilere hiç değinilmezken Suriye ve Libya gibi sorunlu meselelerle alakalı elle tutulur bir yaklaşım ya da çözüm önerisi de mevcut değildi. ASEAN ve ŞİÖ gibi örgütlerle ilişkilerde realizm vurgusu metnin genel olarak Batı’ya verilen bir uzlaşı mesajı olarak algılanmasına yol açtı. Yine Doğu Akdeniz ve Ege’de diplomasi ve müzakerenin altının çizilmesi ve hükümetin maceracılıkla suçlanması bu kanaati pekiştirdi. Dolayısıyla Altılı Masa, dış politikada net bir pozisyon almaktan ziyade dış politikadaki tutum farklılıklarından doğabilecek sorunları önemsizleştiren ve bunları seçim sonrasına tehir eden apolitik bir yaklaşımı benimsedi.

Altılı Masa’nın OPMM’de dış politikayı apolitikleştirdiğini gösteren bir diğer husus, Dışişleri Bakanlığının kurumsal kapasitesinin ve niteliğinin arttırılması suretiyle yeniden karar alma mekanizmasının merkezine oturtulmasında görülebilir. Böylece Altılı Masa dış politikanın iktidarın iç politika malzemesi olmaktan ve ideolojik tutumundan kurtarılacağı imajını verirken aslında iktidara gelinmesi durumunda gündemi meşgul edecek en önemli politika alanlarından birini önemsizleştirmiş oluyordu. Dışişleri Bakanlığının dış politika yapımında merkezî rol oynaması sayesinde iktidar paydaşları arasındaki çatışmaları dizginlemesi ve dış politikanın teknokrat yönünün ön plana çıkarılması hedeflenmişti. Fakat Dışişleri Bakanlığını uhdesinde bulunduran partinin, bütün iktidarın siyasi hareket alanını etkileyecek olması noktası pas geçilmiş görünüyordu. Burada altı çizilmesi gereken bir diğer husus, Türk dış politikasında yaşanan sorunların Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dış politikayı kişiselleştirdiği, dolayısıyla seçim zaten kazanıldığı için mevcut iktidar blokunun yıkılmasıyla birlikte dış politika sorunlarının otomatik olarak çözüleceği düşüncesiydi. Sorunun kaynağı ortadan kalkacağı için bu süreci siyasi iradeden ziyade Dışişleri Bakanlığının teknokratlarının yönetmesi daha kolay olacaktı. Dolayısıyla Doğu Akdeniz, Suriye ve Libya gibi konularda yaşanan sıkıntılar iktidara bağlanarak bu meselelerin çözümü konusunda bir perspektifin ortaya konulması lüzumsuz görüldü.

Kuruluşundan itibaren Altılı Masa’ya yöneltilen eleştirilerin başında, dış politika konusunda başı sonu belli ve somut bir çerçeve ortaya koyamaması geliyordu. Muhalefete yakın kimi yazarlara göre bu durumun temel nedeni Masa’yı oluşturan partilerin farklı sosyolojilerden beslenmeleriydi. İç politik arenada rekabet halinde olan partilerin ortak bir dış politika dili tutturmaları kolay olmayacaktı. Bunun yanı sıra, dış politikanın “gizlilik(!)” boyutu bulunmaktaydı. Altılı Masa, kritik dış politika meselelerinde dış dünyaya elindeki kartları göstermeyerek doğru bir strateji yürütüyordu. Daha sol muhalif mecralar ise başta CHP olmak üzere Altılı Masa’nın özünde iktidar blokundan ayrı bir dış politika hattını temsil etmediğini ileri sürerek muhalefeti Suriye’de ve Irak’ta PKK’ya karşı yürütülen sınır dışı operasyonlara destek vermekle ve böylece devletin savaş politikalarını sürdürmekle itham ettiler. Bu çevreler, OPMM’yi anti-Avrasyacı ve Batıcı olmakla da suçladılar.

İktidara yakın yazarlara baktığımızda, Altılı Masa’nın dış politika perspektifinin iddiasız, tutarsız, Türkiye’yi uluslararası arenada konumlandırmaktan uzak ve statükocu olarak tanımlandığını gördük. Bu kişilere göre Altılı Masa’nın dış politika perspektifi dış politikayı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderlik diplomasini sindiremeyen bir hazımsızlık ve genel bir stratejisizlikle maluldü. Ayrıca Altılı Masa, Türkiye’nin savunma ve güvenlik ihtiyaçlarını anlamaktan uzak ve Batı’ya şirin görünmek için Türkiye’nin stratejik otonomi arayışından taviz veren bir görüntü vermekteydi. Altılı Masa, Batı ile ilişkileri tamir edebilmek uğruna Türkiye’nin ulusal çıkarlarını tehlikeye atmakta beis görmüyordu.

Gerek sağ cenahtan gerek sol cenahtan olsun, kuruluşundan itibaren Altılı Masa’nın dış politika vizyonuna getirilen eleştiriler Masa’nın neden böyle bir tutum takındığına açıklık getirmekten uzak kalmıştır. Altılı Masa’nın dış politika vizyonunun bu denli genel ifadelerle bezenmesinin ve apolitik-teknokrat bir işleyişe hapsedilmesinin yegane nedeni cumhurbaşkanı adayının açıklanma sürecine girilirken yaşanması muhtemel bir çatışmanın önüne set çekmektir. Burada, doğrudan Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığı meselesini vurgulamak yerinde olacaktır.  Zira Suriye, YPG, Doğu Akdeniz ve Karabağ Sorunu gibi kritik konuların OPMM’de genel ifadelerle geçiştirilmesinin bu konulara hassas yaklaşan İYİ Parti ile yaşanacak erken bir çatışmanın önlenmesi amacına matuf olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla CHP’nin başını çektiği Altılı Masa, dış politikayı apolitik bir zemine taşıyarak Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığı yolunda patlak vermesi muhtemel bir krizi önceden bertaraf etmeyi amaçlamıştır. Kılıçdaroğlu’nun adaylığı meselesinin Altılı Masa içinde bir tahterevalliye dönüşmesi, Masa’nın dış politika gibi asıl konuşulması gereken meseleleri konuşamamasına ve siyasi vizyonunu netleştirememesine sebebiyet vermiştir. Bu durum, seçim sürecinde Altılı Masa’nın Türkiye’nin sorunlarını çözebileceğine dair güçlü bir irade ortaya koyamamasına neden olarak halk nezdindeki inandırıcılığına büyük bir darbe vurmuştur. 

Sonuç olarak, tıpkı Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylık meselesinin önemsizleştirilmesi gibi dış politikanın apolitikleştirilmesi ve bürokratik süreçlerin bir uzantısı olarak lanse edilmesi muhalefet blokunun dış politikanın iç politikayı kurma potansiyelini ıskalamasına neden olmuştur. Dış politikanın apolitikleştirilmesi, Altılı Masa’nın iç politikadaki zayıf yönetim kabiliyeti görüntüsüyle birleşince muhalefetin seçimleri kaybetmesine sebebiyet vermiştir.


*Yazılar, yazarlarının sorumluluğundadır, Fikirtepe‘nin kurumsal politikasını yansıtmayabilir.

Visited 160 times, 1 visit(s) today

Close