10:01 am Emrah Gülsunar, Kültür-Sanat, Siyaset

İslamcı Toplum Mühendisliği ve Televizyon Dizileri

Son günlerde sosyal medyada Türkiye’deki dindarlarla sekülerler arasındaki kültür çatışması ekseninde dönen diziler oldukça tartışılır oldu.

Bu dizilerde en dikkat çeken husus, alttan alta dindar karakterlerin daha “iyi” ve seküler karakterlere göre daha üstün bir şekilde resmediliyor olması. Herhangi bir tanesini biraz izledikten sonra kaçınılmaz olarak dindarlıkla ilgili daha pozitif, sekülerlikle ilgili ise daha negatif düşünceler aklınıza kazınmaya başlıyor.

Medyanın özgür olduğu demokratik bir ülkede yaşıyor olsak, bu durumu senaristlerin kendi özgür tercihleri olarak yorumlayabilirdik. Ancak günümüz Türkiye’sinde bunun böyle olduğunu düşünmek için oldukça saf olmak gerekir.

AKP’nin İslamcı toplum mühendisliği

Bu dizilerin bu şekilde şekillendirilmelerinin ana nedeni, Erdoğan/AKP hükümetlerinin en geç 2007’den beri uygulayageldikleri İslamcı toplum mühendisliğidir.  

2002’de Türkiye’yi demokratikleştirme vaadiyle iktidara gelen AKP, görece demokratik ilk döneminden sonra iktidarda kalıcı olduğunu hissetmeye başladıkça otoriter eğilimler sergilemeye başladı ve bu eğilimler her yıl biraz daha arttı. Bu otoriter eğilimlerin kendisini ilk gösterdiği alanlardan birisi medya oldu.

Türkiye’de demokratik gerilemenin görünürleşmesi daha çok 2010’larda olsa da aslında medya alanındaki otoriterleşme 2007-2008’den beri ayan beyan ortadaydı. 2013-2014 gibi AKP iktidarı medyayı neredeyse tamamen kontrolü altına almıştı. O yıllardan beri de medya üzerinde aynı katılıktaki denetimini sürdürmekte.

Medyanın kontrol altına alınmasıyla beraber ilk yapılan işlerden birisi, Erdoğan ve AKP’nin temel siyasi hedeflerinden birisi olan ve toplumun mümkün olduğunca İslamileştirilmesini amaçlayan toplumsal mühendislikçi projenin hayata geçirilmesi oldu.

Bu projenin hayata geçirilmesinde AKP iktidarı, Türkiye’nin 1925-1945 döneminde gerçekleşen seküler/Batıcı kültür devrimindeki gibi radikal değişiklikleri bilinçli olarak yapmaya kalkmadı. Daha çok toplumu usul usul İslamileştirme yolunu seçti. Böylece seküler kesimden gelebilecek tepkiler ve bunun üzerinden oluşabilecek toplumsal çatışma ortamı engellenmiş oldu.

Ancak radikal bir yol izlenmese de özellikle eğitim, kültür ve medya alanlarında adım adım kararlı bir İslamileştirme hep sürdürüldü. Bugünle bir yıl öncesi arasında büyük bir fark yok gibi gelse de 10-15 yıl öncesi ile bugün arası düşünüldüğünde Türkiye’de İslami yönde nasıl bir dönüşümün yaşandığı anlaşılmış olur.

Kültürel iktidar

2018 Genel Seçimi’nde hemen sonra Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Başkanı Fahrettin Altun’un “siyasi iktidarınız bitti, kültürel iktidarınız da bitecek” şeklindeki intikam kokan tiviti, o güne kadar daha alttan alta yürütülen İslami toplumsal mühendislik projesinin en açık dışa vurumlarından birisiydi.

Bu tivitte “kültürel iktidar”dan kastedilen, seküler/Batıcı kültürün Türkiye’de Tanzimat’tan beri üstün kültür olarak algılanmasıydı. Altun’un belirttiği üzere mevcut iktidarın temel amacı ise bu algıyı değiştirmek, dinî/İslami kültürün daha iyi, üstün ve “cool”, seküler/Batıcı kültürün ise daha aşağı ve kötü olarak algılanmasını toplumun zihnine işlemek.

Televizyon dizileri de işte seküler/Batıcı kesimin kültürel iktidarını bitirmek amacıyla gerçekleştirilen bu İslami toplumsak mühendislik projesinin bir parçası.

Bu televizyon dizileri belki en baştan bu amaçla ortaya çıkmış değiller. İlk etapta yapımcıların motivasyonu muhtemelen toplumdaki dindar-seküler çatışmasına dayanan bir senaryonun ilgi çekeceğini, bu şekilde dizinin reytinglerinin yüksek olacağını düşünmesiydi. Bunu örneğin “Bir Başkadır” dizisinde görmüştük.

Ancak bu diziler yayınlanmaya başladıktan sonra muhtemelen İletişim Başkanlığı veya RTÜK gibi bir kuruluştan bu dizilerin yapımcılarıyla iletişime geçildi ve diziler kendi çizdikleri İslami toplumsal mühendislik projesinin sınırları çerçevesine oturtulmazsa çeşitli yaptırımlar uygulanacağı söylendi ya da ima edildi. Bunun üzerine muhtemelen yapımcılar ve senaristler de dizileri hem reytingleri koruyup hem de kendilerine talimat verenlerin sınırlarını aşmayacak bir formata büründürdüler ya da büründürmek zorunda kaldılar.

Kaçınılmaz kültür savaşı

Bu bir kültür savaşı. Erdoğan rejiminin bunu bu şekilde gördüğü oldukça açık.

Türkiye demokratik bir ülke olmadığı için devlet yönetimini ele geçiren taraf, toplumun tamamına belli kültürel değerleri dayatabiliyor. Bu derece olmasa da bunu 2010 öncesinde Kemalist rejim yapıyordu, şimdi ise daha abartılı bir biçimde muhafazakâr Erdoğan rejimi yapıyor.

Buna dur denebilmesi için ise Türkiye’de demokrasinin restore edilmesi, onun için ise Erdoğan rejiminin sandıkta yenilmesi gerekiyor.


*Yazılar, yazarlarının sorumluluğundadır, Fikirtepe‘nin kurumsal politikasını yansıtmayabilir.

Visited 257 times, 1 visit(s) today

Close