9:52 am Kadir Kaan Güler, Siyaset

Bozkırda Bir İdiot Tasviri: Atın Bulunuşu

Siyaset nerede başlar ve nerede biter? İnsan, tarih boyunca, siyasetin daima içinde mi yer almıştır? Sözgelimi MÖ 5254 yılında Çeğen Tepesi’nde yiyecek peşine düşmüş bir insan siyasete dahil midir? Ya da Baykal Gölü’nün etrafında iki uruk beğinin buluşmasını tahayyül edin, burada bir siyasal tasvir mevcut mudur? 1920 yılında Bursa’da bir camide İstiklal Savaşı lehine nutuk atan bir imam dine siyaset karıştırmış olur mu? 2024 yılında bir asteğmen bir yeni medya kuruluşunda milliyetçilik teorileri üzerine yazılar yazsa siyasete bulaşmış ve hukuku çiğnemiş olur mu? 2012 yılında lisede bir öğrenci derse elinde gazetelerle girmiş olsa herhangi disiplini işleme maruz kalması haklı olur mu?

Kavramlaşmış her sözcük için buna benzer bir soruşturmaya gidilebilir. Üniversiteler sırf bu kavramların menşeini ve ne’liğini araştırmak üzere kurulmuştur dense hiç de boş bir laf edilmiş olunmaz. Belirli bir entelektüel görüye sahip kişiler siyasetin sınırlarının muğlaklığının farkındadır ancak onun haricinde kalan kesimlerde siyaset, siyasal partilerin uğraşlarına indirgenmiş vaziyettedir. Mevzu siyasal partilerle sınırlı kalsaydı siyaset için sorulacak ne, ne zaman ve nasıl sorularına daha kolay yanıtlar bulunabilirdi; gelgelelim siyasal partilerle konuyu sınırlandırmamak için oldukça geçerli sebeplerimiz mevcut. Bir kere siyaset kelimesinin etimolojisi dahi siyasal partilerden çok daha eskilere uzanmaktadır. Niyetim konuyu akademik bir düzleme çekmek değil, nitekim bu tartışmanın çok daha keyifli bir şekilde yapılmasını sağlayacak başka veriler elimizde mevcut.

2021 yılında hayatımıza girmiş olan Gibi dizisi ışıltılı entelektüel dünyamıza birçok yeni renk kattı. 1. sezonun 12. bölümü tam da yukarıda tartışmasını başlattığım siyasetin neliği üzerine sorusuna birçok sıkıcı makaleden daha geniş bir bakış açısı sunmaktadır. Bu dizi bölümü, belirsiz bir zaman diliminde, bozkırın ortasında 10-15 kişilik küçük bir obada atın keşfedilişini anlatmaktadır. Bana kalırsa (yeniden) keşfedilen attan ziyade siyasal iktidarın ve/veya siyasetin ta kendisidir. İlk paragrafla tartışmayı bütünleştirirsek siyasal partilerden önce siyasetin olduğu konusunda hiçbir şüphem bulunmamaktadır ancak siyasal iktidardan önce siyaset mevcut olabilir mi, bundan pek de emin değilim. Meseleyi daha iyi anlatmak açısından diziden örnek sahnelere giriş yapmak durumundayım, haliyle bu bölümü izlememiş olan arkadaşlar varsa ve izlemeden dizi sahnelerini dinlemek istememe konusunda hassasiyeti mevcutsa bundan sonrasını diziyi izlemeden okumasını tavsiye etmem.

Bölümün başında iki arkadaş o zamana kadar karşılaşılmadığı anlaşılan bir garip hayvanla karşılaşır, bu tesadüfü anlatmak için heyecanla obalarına dönerler. Boyga olarak adlandırdıkları karaktere doğrudan bu olayı anlatmaya çalışırlar ancak Boyga’nın sorduğu soru oldukça manidardır: “Anlatacağınız konu özel mi genel mi?” Gerçekten de siyasetin belirginleşmeye başladığı sınırlardan birisi budur. Bir mesele tek bir kişi değil, o coğrafyada yaşayan herkesi ilgilendiriyorsa yani kamusalsa siyasetin sınırları içerisine girmektedir. Ancak ortaya bir tezat çıkmaktadır, bir mevzunun kamusal olabilmesi için özel sınırların belirgin olması gerekir. Zira eski çağlarda küçük topluluklarda yalnızca bir şahsı ilgilendiren konu bulmak oldukça zordur. Nitekim hemen hemen tüm meseleler; barınma, yemek yeme, giyinme vs. tüm meseleler zaten sadece bir şahsı değil tüm topluluğu ilgilendirir. Birbirinden bağımsız bireyler bulmak oldukça zordur. Kaldı ki hemen hemen tüm çıkarlar zaten ortak olduğu için herhangi bir mesele de şahsi değil kamusaldır.

Burada Antik Yunan’da kavramlaşan bir sözcüğe başvurmak meramımızı çok daha sarih bir şekilde anlatmamıza fayda sağlayacaktır: ἰδιώτης, idiot ya da budala. Bugün çağrıştırdığı mananın aksine idiot kelimesi Antik Yunan’da, kamunun ya da devletin tam zıddı manasında özel’i anlatmak için kullanılmaktaydı. Toplumsal hayata katılmayan, kamusal yaşamdan uzak duran ve yalnızca kendi kişisel çıkarlarıyla ilgilenen bireyler idiot olarak adlandırılmaktaydı. Hatta Platon da “Devlet” adlı eserinde, ideal devletinde kendi sorumluluklarını yerine getirmeyen kişileri nitelendirmek için bu kavrama başvurmuştur. Ona göre yalnızca idiotlar siyasal işlerle uğraşmak istemez yalnızca şahsi çıkarların peşinde koşar. İdiot kelimesinin ayrıntılı bir anlatımını yapmayı bir başka yazıya bırakmakla beraber, Atın Bulunuşu’nu bir idiot övgüsü olarak ele almak istiyorum. Tam burada Boyga’nın sözüne dönmek gerek, demek ki Boyga, şahsi ve kamusal ayrımını yapabilen bir zihniyete sahiptir; siyasal iktidarın oluşumunun nüvelerini gören Yılmaz ise muhalif ve idiot tutumunu bölümün başında göstermeye başlamıştır. Kendisine hakanım diye seslenene karşın o doğrudan ismiyle hitap ederek aradaki siyasal sınırların oluşmasına izin vermemeye çalışmaktadır. Boyga, siyasal bilince sahip biri olarak ritüellerin de farkında olsa gerektir ki kendisini görenlerin “Boyga Hakan” ünlemesiyle karşılamasını diğerlerinin de ayağa kalkmasını istemektedir.

Bir başka sahnede Yılmaz, oluşum halindeki siyasal iktidarı yeniden tartışmaya açar. Boyga’nın kendisini nasıl hakan ilan ettiğini, buna gereksinim olup olmadığını soruşturur. Ona yanıtlar vermeye çalışan Barlıbay iş bölümü gereği bu tip bir siyasal iktidarın oluşumunu gerekli görmektedir. Burada bir başka anahtar kavram karşımıza çıkmaktadır. İş bölümü gereksinimi, işleri bölecek ve organize edecek bir kişiyi dayatmaktadır. Çıkarlar ortak olduğu için ya da çıkarların ortak olması gerektiği için ortak çıkarlara hizmet edebilmenin ancak bu şekilde mümkün olacağı düşünülmektedir. İş bölümü ve çıkarlar ile siyasal iktidar arasında bağdaşım kurma akademik dünyanın oldukça üzerine düştüğü bir mevzudur.

Bunun yanında Yılmaz’ın laf arasında anlattığı bir mevzu benim ilgimi daha çok çekti: Yılmaz, şu anda bulundukları yere kovuldukları için geldiğini söylemektedir. Siyasal iktidar ve göç konuları arasındaki ilişkiyle ben ilk kez Kojin Karatani’nin metinleriyle tanışmıştım. Karatani, İzonomi ve Felsefenin Kökenleri adlı eserinde izonomi olarak ideal bir yönetim biçimi tanımı yapmaktadır. Ona göre felsefenin doğuşu da genelde sanıldığının aksine Atina’da değil, özgür ve hakiki demokrasiye sahip İyonya’da gerçekleşmiştir. Atina sınıflı bir toplumun olduğu despot bir yönetime sahipken İyonya özgür ve hiyerarşinin neredeyse hiç olmadığı bir toplum yapısına sahiptir, bir anlamda idiotlar şehridir. İyonya’da özgür bir ortamın sağlanması da göç vasıtasıyla olmuştur. Ona göre göç, yeni bir mekanda ortak çıkarlara sahip ve aynı seviyedeki insanların esas toplum sözleşmesini oluşturarak özgür bir toplum yaratmalarını sağlar. Gibi dizisine dönüldüğünde, ana kitleden uzaklaşmış küçük bir topluluk vurgusu görmek beni bu yönden heyecanlandırmıştı. Nitekim ben de Karatani’nin metninden hareketle, eski Türk toplumlarının, tarım medeniyetlerinin aksine daha özgür ve eşitlikçi toplumlar oluşturduklarını savunmaktayım. Göç edebilmenin yani hareket edebilme özgürlüğünün bu nedenle özgürlüklerin en önemlisi olduğunu düşünmekteyim çünkü hareket edebilen veya göç edebilen bir toplum/birey ifade özgürlüğüne de, dinî özgürlüğü de diğer başka özgürlüklere de kavuşabilir. “Atın Bulunuşu”na dönecek olursak buradaki küçük topluluğun, her ne kadar sürgün edilmiş olsalar da, göç ettiğini ve siyasal iktidarlardan azade olan idiotlara dönüştüğünü görüyoruz. Elbette bu iktidarı yeniden oluşturmak isteyen ve idiotluğu reddeden birisi de mevcut ancak iktidarını oluşturmasının hiç de kolay olmayacağı aşikar.

Bunlardan başka Yılmaz ile Barlıbay’ın sohbetinde başka ilgi çekici mevzular da mevcut. Barlıbay, her toplulukta bir liderin/hakanın olmasının Tanrı’nın buyruğu olduğunu içtenlikle savunmakta. Ayrıca siyasal iktidar sayesinde birçok kazanımlar elde edebileceğine ve dağların arkasında elde edilecek yeni zenginliklerin bulunduğuna inanmaktadır. İki anlatı da siyasal iktidarın meşruiyet kaynakları olarak göze çarpmaktadır. Yeniden bir iktidarın kurulabilmesi için bu meşruiyet kaynaklarına sahip olmak şarttır. Topluluğun meşruiyetini kazanacak bir siyasal iktidar, çıkarları da ortak çıkara büründüreceği için topluluktan bir toplum da çıkarabilecektir. Zira Yılmaz’ın da dediği gibi, henüz “toplum” dahi ortalıkta yoktur.

İlerleyen sahnede, topluluğu bir çatı altında “meclis” sıfatıyla toplayan Boyga; siyasal iktidar pratiklerini pekiştirmek istemektedir. Kamusal tartışma ortamını, diğerlerinde daha üstte bir pozisyonda oturarak ve kendisini ünleyen aracılar koyarak yürütmeye çalışmaktadır. Bunun yanında yemişlerini kendi elinde toplaması ve istediği yiyecekleri saklama iradesine sahip oluşuyla iktidarını kuvvetlendirmektedir. Siyasal iktidarın en önemli şartlarından biri şüphesiz artı değer üzerinde kurulan hakimiyettir. Ek olarak iktidar sahibinin cömert olması en çok beklenen durumlardan biridir. Siyasal iktidarın oluşum aşamasında iktidar sahibi, aldığından daha çoğunu vermek zorundadır. Ancak bu şekilde otoritesini sağlayabilir. Bunun için olsa gerek Boyga, meclisine yeni bir anlatıyla gelen Yılmaz’a ödül vermekten geri durmamaktadır.

Atın bulunup obaya getirilmesini gösteren son sahne, siyasal iktidarı oluşturmak için Boyga’nın attığı adımları belirginleştirir. Kendisine itiraz eden Yılmaz’ı cezalandırmakla tehdit etmesi ve nihayetinde onu yumruklayarak gücünü göstermesi iktidar yolunda atılmış önemli adımlardır. Tam bu noktada Yılmaz, idiot tanımlaması haklı çıkarır bir tavra bürünmektedir. İstese kendisinin hakan olabileceğini ancak bunu yapmadığını ve istemediğini ayan beyan ortaya koymaktadır. Boyga’nın durumuna gelince yeterince despot bir tutuma sahip olmadığını veya olamadığını göz önünde tutmak gerekir. Bu hususta Pierre Clastres’in görüşleri Boyga’nın tavırlarını açıklar niteliktedir. Clastres “Devlete Karşı Toplum” ve “Vahşi Savaşçının Mutsuzluğu” adlı eserleriyle önce çıkan siyasal antropoloji uzmanı bir isimdir. Clastres’e göre her toplumda iktidar vardır. Ancak bazı toplumlarda iktidar kendisini zorlayıcı ve despot olarak gösterirken bazılarında zorlayıcı olmayan şekilde gösterir. Nitekim siyasal iktidar toplumsal yaşamın özünden kaynaklanır ve fakat her iktidar şiddete dayanmak zorunda değildir. Kaldı ki modernite öncesi eski toplumların birçoğu şiddetsiz, zorunlu olmayan bir siyasal iktidara sahiptir. Bu açıdan bakıldığında siyasetsiz ve iktidarsız bir toplum düşünülemez. Burada esas üzerinde durulması gereken nokta, zorlayıcı olmayan bir iktidardan zorlayıcı iktidara nasıl geçilir sorusuna yanıt aramaktır.  İşte, Gibi dizisinde Atın Bulunuşu bölümünde son sahne bu soruya verilecek yanıtın tam sınırlarında gezmektedir. Siyasal iktidara sahip olmak isteyen Boyga gücünü göstermiş, dinî iktidarı elinde tutan Şaman’ı savunarak onu da yanına çekmiş ve karşısında beliren muhalifi obadan gönderecek konuma gelmiştir. Yılmaz açısından üzülecek bir durum yoktur, zira o Karatani’nin sözünü doğrulayacak şekilde, yeniden hareket edebilme özgürlüğünü kullanarak ve daima özgürlüğü simgeleyen atın sırtına atlayarak obadan uzaklaşır. Yılmaz tam idiota yaraşır bir şekilde hareket etmiştir. Toplumun, dinin ve siyasal iktidarın karşısında yer almıştır; ikinci bir sürgüne at koşturarak idiotluğunu perçinlemiştir. O herhangi bir geleneğe sığamayacağını, herhangi bir iktidarın gölgesinde barınamayacağını çok iyi anlamıştır.

Siyaset felsefesinin meşakkatli bir sorununa ve idiot kavramına, eski Türk toplumunu mercek altına alarak çözümleyen bu nadide sanat eserini en içten duygularımla selamlıyorum. Bu tip sanat eserlerinin ve dahi dijital oyunların akademinin sıkıcı ve boğucu dünyasına bir ışık getirmesini temenni ediyorum. Nitekim eski Türk toplumunda siyasal iktidarın oluşumunu Gibi’den daha iyi anlatacak bir makale bilmediğim gibi Antik Yunan’ı Assassin’s Creed: Odyssey’den daha güzel anlatacak bir eser bilmiyorum.


*Yazılar, yazarlarının sorumluluğundadır, Fikirtepe‘nin kurumsal politikasını yansıtmayabilir.

Visited 113 times, 1 visit(s) today

Close