8:54 pm Dış Politika, Siyaset

2023 Seçimleri ve Türkiye-Batı İlişkilerinin Diyalektiği

Türkiye, Mayıs 2023 seçimlerinin tamamlanmasıyla birlikte yakın tarihinin en kritik dönemeçlerinden birini daha geride bıraktı. Cumhuriyetin 100. yılı hasebiyle sembolik öneme sahip olan seçimlerde Cumhur İttifakı mecliste çoğunluğu elde etmeyi başarırken, Recep Tayyip Erdoğan da rakibi Kemal Kılıçdaroğlu’nu ikinci turda mağlup ederek ipi göğüsledi. Muhalefet, seçimlerin ardından Altılı Masa kurgusuna yönelik hesaplaşma nedeniyle iç tartışmalara gömülürken, iktidar bloku ve tabii ki halk ekonomik kriz ve depremin acı reçetesiyle baş başa kaldı. Seçimin ardından kurulan kabinede Mehmet Şimşek’in Hazine ve Maliye Bakanı olarak yer alması krizin çözümünün ertelenemeyecek bir noktada olduğunu ortaya koydu. Deprem felaketinin ardından bütün cesametiyle karşımızda duran ekonomik enkaz ve Türkiye’nin kronik sıcak para ihtiyacı seçimin ardından Batı’yla olan ilişkilerde yeni bir sayfanın açılıp açılmayacağı sorusunu beraberinde getirdi. 

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti) 21 yıllık devr-i iktidarında Türkiye-Batı ilişkileri inişli çıkışlı bir seyir izledi. Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğinin umut vadeden bir başlangıçtan çıkmaza sürüklenmesi, ABD ile kurulan stratejik ortaklığın Arap Baharının patlak vermesinin ardından giderek uzlaşmazlık ve gerginlik zemininde şekillenmesi acaba Türkiye Batı’dan kopuyor mu sorusunun sıkça sorulmasına yol açtı. Suriye’de ABD’nin YPG terör örgütüne verdiği destek, S-400 meselesi ve CAATSA yaptırımları, Türkiye’nin F-35 projesinden atılması, ABD’nin Yunanistan’a üs kurma politikası ve Güney Kıbrıs’la yakınlaşma adımları, Ankara ile Washington arasındaki ilişkilerin gerilmesine neden oldu. Bütün bu yaşananlar, Güney Kıbrıs’ın AB’ye alınması sonrasında Türkiye’nin üyeliği konusunun çıkmaza girmesi total olarak Türkiye-Batı ilişkilerini tarihin en dip seviyelerine indirdi. 

Türkiye’nin Batı’yla yaşadığı sorunlar, Türk dış politikasının geleneksel sütunlarından biri olan denge politikasını ön plana çıkardı. Bu politikanın en önemli sac ayağını ise Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Rusya lideri Putin arasında kurulan ilişkiler teşkil etti. Öyle ki Türkiye ile Rusya, Suriye krizinden tahıl koridoruna, Libya sahasından enerji arz güvenliğine kadar pek çok konuda ittifak sağladı. Bu ilişkinin somutlaşmasında hiç şüphesiz 15 Temmuz FETÖ darbe girişimi önemli bir rol oynadı. Hain darbe girişiminin vuku bulduğu gece Batı’dan muğlak mesajlar gelirken, Putin Erdoğan’ın arkasında durduğunu açık ve net bir biçimde gösterdi. 

Türkiye’nin Rusya’ya yakınlaşması Batı’dan giderek özerkleşmesini sağlarken Türkiye-Batı ilişkilerinde yeni bir ilişki modelinin kurulmasına zemin hazırlayan bir diyalektik süreci tetikledi. Şöyle ki Ankara’nın Doğu Akdeniz’den Suriye’ye oradan Kafkaslara uzanan pro-aktif dış politikası Ukrayna kriziyle birlikte zirveye ulaştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın lider diplomasisi tahıl koridoru anlaşmasını beraberinde getirirken, Türkiye uluslararası piyasalarda gıda ve enerji arz güvenliğinde yükselen bir aktör konumuna ulaştı. Böylece Türkiye; ABD, AB ve NATO nezdinde daha önemli bir ülke haline geldi. Türkiye’nin NATO’da veto hakkına sahip olması, İsveç ve Finlandiya’nın üyelikleri sürecinde Ankara’nın Batı’ya karşı özerk duruşunu daha da pekiştirdi.  

Türkiye’nin Rusya ile tesis ettiği stratejik ilişkilere rağmen iki ülke arasında birçok sorunlu alanın var olduğu bilinen bir gerçeklik. Bunların başında Suriye meselesi ve Ukrayna Savaşı geliyor. Türkiye, Rusya ve Ukrayna ile konuşabilen ve arabuluculuk faaliyetleriyle ön plana çıkan bir aktör olsa da Moskova’nın güç yoluyla toprak kazanmasından uzun süredir rahatsız. Ankara, bu rahatsızlığını Kırım’ın ilhakından itibaren yüksek sesle dile getiriyor. Dolayısıyla iki ülke arasındaki ilişkilerin süt liman olduğunu ifade etmek gerçekçi bir değerlendirme olmaz. Bu çerçevede, Türkiye’nin Mayıs 2023 seçimlerinden itibaren Rusya’yla artan düzeyde gerginlik yaşadığı gözlerden kaçmamakta.

Ankara’nın Batı’yla yaşadığı uzlaşmazlıkların ve krizlerin Türkiye’yi Rusya’yla yakınlaştırarak stratejik otonomisini artırdığına bu durumun da diyalektik olarak aslında Batı’yla ilişkilerde yeniden normalleşmeyi içinde barındırdığına değinmiştik. Aslında Türkiye’nin Batı ile ilişkilerinde yeni bir tutum benimsemesi Joe Biden’ın Kasım 2020’de ABD Başkanı seçildiği döneme uzanıyor. Biden’ın başkan seçilmesinin ardından Türkiye’nin Ortadoğu’da ABD’nin safında yer alan Mısır, İsrail, Suudi Arabistan ve BAE gibi ülkelerle yakınlaşma politikası izlemesi bize bu konuda ilk sinyalleri vermekteydi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve MİT Başkanı Hakan Fidan’ın yoğun çabalarıyla bu dosyalarda 2021 yılından itibaren önemli aşamalar kat edildi. Özellikle Türkiye-BAE ilişkileri hızla ilerledi ve Ankara ile Abu Dabi arasındaki ekonomik ilişkiler derinleşirken iki ülke arasındaki ilişkilerin 2022 yılından itibaren stratejik iş birliğine evrildiği bir süreci gözlemledik.   

Türkiye’nin ABD’nin müttefiki olan ülkelerle ilişkilerini normalleştirerek bölgesel konumu yeniden tanımlaması Batı ile tesis edilen ilişkilerde önemli bir dönüm noktası oldu. Biden yönetiminde, iki ülke arasında kurulan Stratejik Mekanizma da ilişkilerin sağlıklı bir biçimde ilerlemesine katkı sağlayan kurumsal bir zemin hazırladı. Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesi üzerine Norveç ve Finlandiya’nın üyeliklerinin gündeme gelmesi Türkiye’nin NATO’daki konumunu yeniden gündeme getirdi. Türkiye, NATO’nun genişlemesini her zaman desteklediğini beyan ederek Nisan 2023’te Finlandiya’nın üyeliğini onayladı. 2023 seçimlerinden zaferle çıkan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin Batı bloğuna ait olduğu mesajını veren pek çok adım attı. Bunlardan en önemlisi hiç şüphesiz Temmuz 2023’te Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta düzenlenen NATO zirvesinde İsveç’in NATO üyeliğine onay verilmesiydi. NATO zirvesinde bir araya gelen Erdoğan ve Biden arasında yapılan ikili görüşmenin pozitif geçmesi F-16 meselesinde ilerleme sağlanacağına dair umutları da artırdı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu zirveden birkaç gün önce de Türkiye’yi ziyaret eden Ukrayna lideri Zelensky ile düzenlediği basın toplantısında Ukrayna’nın NATO üyeliğini hak ettiğini ilan etti. Türkiye’nin bu ziyaretin ardından Rusya’nın savaş suçlusu olarak kabul ettiği Azov taburu liderlerini serbest bırakması Moskova’nın tepkisini çekti. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeni kabinede özellikle Batı piyasalarında makbul kabul edilen isimlere yer vermesi Türkiye’nin Batı içindeki yerine yönelik bir diğer önemli mesaj olarak okunabilir. Böylece Erdoğan, Batı merkezli iktisadi sistemin kurallarına uygun olarak oyunu oynayacağını deklare etmiş oldu. Öte yandan, Rusya’nın ağustos ayı içinde Şükrü Okan gemisine baskın yapması iki ülke arasındaki ilişkilerin Karadeniz bağlamında gerilebileceğine dair yorumlara neden oldu. Ayrıca Rusya’nın BOTAŞ’ın doğalgaz borcunu 2024’ten önce ödemesini istediğine dair haberler de sosyal medyada yer aldı.  

Türkiye-Rusya cephesinde bunlar yaşanırken, AB liderlerinin temmuz ayında Türkiye ile diyalog sürecini yeniden başlatılabileceği konusunda verdiği mesajlar olumlu karşılandı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye’nin AB üyeliği konusundaki güçlü iradesine dikkat çekerek AB ülkelerine katılaşmış tutumlarını değiştirme çağrısında bulundu. Fidan ayrıca, Türkiye’nin AB üyeliğinin AB’nin küresel aktör rolünü pekiştireceğinin altını çizdi. Bu mesajların Kıbrıs’ta yol yapımı nedeniyle devam eden kriz sürecinde verilmiş olması ayrıca dikkate değerdir. 

Sonuç olarak, Türkiye’nin hem ABD hem de AB ile ilişkilerinde yeni bir dönemin arifesinde olduğunu söyleyebiliriz. Ankara, yeni dönemde Batı ile ilişkilerinde asimetrik bağımlılık ilişkisinden ziyade ulusal çıkarlarının gözetildiği bir modele sıcak bakacaktır. Bunun en önemli nedeni, Türkiye’nin Rusya ile kurduğu ekonomik ilişkilerin özellikle doğalgaz ve petrol ithalatı nedeniyle ortaya çıkardığı eşitsizlik durumudur. Türkiye, geleneksel denge politikasına başvurmakta, iktisadi ilişkilerini bir odağa bağlamama stratejisini özenle yürütmektedir. Türkiye-Batı ilişkilerinin diyalektiği Ankara’nın bir kez daha yüzünü Batı’ya dönmesine kapı aralamıştır fakat daha özgüvenli bir aktör olarak… 

Bu yazı vesilesiyle, Fikirtepe’nin Türk entelektüel hayatına hayırlı olmasını temenni ediyorum. Vira bismillah…


*Yazılar, yazarlarının sorumluluğundadır, Fikirtepe‘nin kurumsal politikasını yansıtmayabilir.

Visited 485 times, 1 visit(s) today

Close