10:34 am Dış Politika

İsrail-Filistin Çatışmasında Yeni Perde: Aksa Tufanı Operasyonu ve Bölgesel Sonuçları

Filistin Meselesi, Arap Baharı’nın patlak vermesinin ardından yaşanan sistemik depremin etkisiyle uzun süredir Ortadoğu’da gündemi meşgul eden birincil konu olmaktan çıkmıştı. Ortadoğu’da yaşanan kaosun Suriye ve Libya gibi bir dönem Filistin davasının bayraktarlığını yapan ülkeleri zayıflatması ve Körfez ülkelerinin İran’ı dengelemek için İsrail’le normalleşme politikası izlemesi Filistin meselesinin adeta rafa kaldırılmasına neden olmuştu.

Donald Trump yönetiminin öncülüğünde 2020 yılında imzalanan İbrahim Anlaşmalarıyla birlikte Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn, İsrail’le diplomatik ilişkiler kurmuş ve bu iki Körfez ülkesini Sudan ve Fas takip etmişti. Son dönemde Biden yönetiminin ara buluculuğunda İsrail ile Suudi Arabistan arasında normalleşmenin an meselesi olduğu iddia ediliyordu. Ancak Hamas’ın 7 Ekim 2023 tarihinde İsrail’e karşı başlattığı Aksa Tufanı Operasyonu bir anda bütün bölgesel denklemleri alt üst etti ve Filistin meselesini yeniden uluslararası gündemin en üst sırasına taşıdı. Aksa Tufanı Operasyonu, Arap devletlerinin İsrail’le normalleşmek için sıraya girdiği bir ortamda Filistin meselesinin halen çözülmesi ve asla göz ardı edilmemesi gereken bir sorun olduğunu bütün açıklığıyla gösterdi.

1973 yılında Mısır ve Suriye’nin Yahudiler tarafından kutsal olarak kabul edilen Yom Kippur gününde İsrail’e karşı düzenlediği saldırının 50. yıl dönümünde başlatılan Aksa Tufanı Operasyonu’nun hem İsrail-Filistin ihtilafı bağlamında hem de Ortadoğu bölgesel siyasetinde çok önemli sonuçları olacağını şimdiden söyleyebiliriz. Öncelikle Hamas’ın İsrail’in karadan, havadan ve denizden abluka altında tuttuğu Gazze’den İsrail’e yönelik bu denli kapsamlı bir saldırıya imza atmasının başta Tel Aviv yönetimi olmak üzere uluslararası kamuoyunu büyük bir şaşkınlığa uğrattığı görülmektedir. Hamas’ın askerî kanadı İzzettin el-Kassam Tugayları’nın İsrail’in yüksek teknolojiyle gözetlediği sınırı geçerek binden fazla sivil ve asker İsrailliyi katletmesi İsrail’de büyük bir şok dalgasına yol açmıştır. Netanyahu hükümetinin, operasyonun hemen akabinde Gazze’ye yönelik ağır hava saldırılarına başlamasıyla birlikte İsrail-Filistin çatışması yeniden kızışmıştır.

Aksa Tufanı Operasyonu’nun hem İsrail-Filistin çatışması bağlamında hem de Ortadoğu bölgesel siyaseti bağlamında çok önemli sonuçlara yol açacağını öngörebiliriz. Öncelikle Hamas, bu denli kapsamlı ve organize bir operasyon yaparak İsrail-Filistin ihtilafında kendisinin devre dışı bırakılacağı bir çözümün mümkün olamayacağı mesajını muhataplarına vermiştir. Başta Amerika olmak üzere pek çok Avrupa devleti tarafından terör örgütü olarak kabul edilen Hamas, operasyon vesilesiyle Filistin siyasetini ve Arap kamuoyunu şekillendirme potansiyeline sahip olduğunu açıkça göstermiştir. İsrail’in Hamas’ı Gazze şeridinden tamamen söküp atmasının oldukça zor olduğu ve Filistin Kurtuluş Örgütü’nün süregiden ihtilafta takındığı pasif tavrı düşünüldüğünde, Hamas’ın Aksa Tufanı Operasyonu sonrasında Filistin siyaseti içinde Filistin Kurtuluş Örgütü’ne karşı güç kazanması beklenebilir. Aksa Tufanı Operasyonu bağlamında altı çizilmesi gereken bir diğer husus, Hamas’ın İsrail’in yenilmezlik mitine vurduğu darbedir. Hamas’ın operasyon sırasında İsrail’in yüksek teknolojiyle gözetlediği sınırı geçerek İsrail güçlerine ağır darbe vurması, Hamas Hizbullahlaşıyor mu sorusunu beraberinde getirmiştir. Hamas’ın 2006 yılında vuku bulan 33 Gün Savaşları’nda zafer kazanan Hizbullah gibi İsrail’e karşı etkin bir mücadele verme olasılığı Filistin-İsrail çatışmasındaki yeni perdenin en merak edilen konusu olacaktır. Öte yandan Hamas’ın son operasyonda İsrailli sivilleri öldürmesi ve esir alması, örgütün uluslararası imajını daha da zedelemiştir. Bu durum, önümüzdeki günlerde Batı’nın İsrail’e koşulsuz destek vermesini ve Hamas üzerindeki baskının daha da artmasını beraberinde getirecektir.

Aksa Tufanı Operasyonu, İsrail açısından da önemli sonuçlar doğurmuştur. Öncelikle İsrail’in yenilmezlik miti sarsılırken MOSSAD’ın ne denli muktedir bir istihbarat örgütü olduğu sorgulanmaya başlanmıştır. Hamas’ın ani bir operasyonla İsrail’i gafil avlaması ve sivilleri hedef alması, İsrail toplumunun güvenlik kaygılarını da artırmıştır. Uzun süredir toplumsal muhalefet nedeniyle başı dertte olan Netanyahu hükümetiyse operasyon sonrasında rahat bir nefes almıştır. Netanyahu hükümeti, İsrail halkını bayrak etrafında toplamayı başarmış ve Hamas’ın operasyonunu iç politikada siyasi bir manivela olarak kullanma yoluna gitmiştir. Başbakan Netanyahu, Aksa Tufanı Operasyonu’na oldukça sert bir cevap vermiş ve İsrail’in Ortadoğu’yu tamamen değiştireceğini iddia etmiştir. Operasyonun ardından Gazze’deki sivil yerleşimleri orantısız bir biçimde bombalamaya başlayan İsrail, Gazze’nin kuzeyindeki 1 milyon 100 bin Filistinliye bölgeyi terk etmeleri için 24 saat süre vermiştir. Uluslararası kamuoyunda Gazze’deki Filistinlilerin Sina Yarımadas’ına göç ettirilmesi tartışılırken İsrail’in Gazze’ye yönelik kapsamlı bir kara harekatına girişeceği beklenmektedir. Başbakan Netanyahu’nun Gazze’de imha savaşına başlamasının mevcut krizin derinleşmesine ve savaşın bölgesel bir nitelik kazanmasına yol açacağı öne sürülebilir. Zira İsrail’in Suriye’yi bombalaması ve Hizbullah’a karşı Lübnan sınırına yığınak yapması, Tel Aviv yönetiminin bölgesel bir savaşı göze aldığını göstermektedir. Bu durum, İran’ın ve Ortadoğu’da faaliyet gösteren İsrail karşıtı devlet dışı aktörlerin müdahil olmasıyla birlikte bölgede kıyamet senaryosunun yaşanmasına yol açabilir.

Arap ülkelerine bakıldığında, Aksa Tufanı Operasyonunun İsrail’le süregiden normalleşme dalgasını sekteye uğratacağı ya da en azından bir müddet erteleyeceği söylenebilir. Bu bağlamda, operasyonun en önemli sonucunun İsrail-Suudi Arabistan normalleşmesini rafa kaldırması olduğu görülmektedir. Riyad yönetimi, İsrail’in orantısız saldırılarına tepki göstermiş ve Filistinlilerin gasbedilen haklarına işaret etmiştir. İbrahim Anlaşmaları sonrasında İsrail’le ilişkilerini normalleştiren Körfez ülkeleri ise krizin bir an önce sonlandırılması çağrısında bulunmuştur. Aksa Tufanı Operasyonu ve takip eden İsrail saldırıları uzun bir süre devam ederse Körfez ülkeleri İsrail’e yönelik tutumlarını sertleştirmek durumunda kalabilir. Bu durum, Körfez ülkelerinin İsrail üzerinden İran’ı dengeleme arayışlarına engel olabilir. İran’ın etkin bir biçimde Filistin direnişinin yanında yer alması durumundaysa Tahran yönetiminin bölgesel etkinliği artacaktır. Her ne kadar Tahran yönetimi Aksa Tufanı Operasyonu’na doğrudan müdahil olmadığını söylese de Hamas’ın mücadelesine açık destek vermektedir.  İran’ın bölgesel bir savaş senaryosunda Hamas’a ve Hizbullah’a açık destek verip vermeyeceğini zaman gösterecektir. İsrail, Batı kamuoyunda konuşulan İran’a yönelik olası operasyon için uzun süredir fırsat kollamaktadır. İran’ın bölgesel çatışmalara doğrudan müdahalesiyle İsrail beklediği bahaneyi bulabilir ve bölgedeki baş düşmanına doğrudan saldırabilir.

Aksa Tufanı Operasyonunun Türkiye açısından da önemli sonuçlar doğuracağı söylenebilir. Öncelikle Türkiye, 7 Ekim’den itibaren krize yönelik mutedil bir dil kullanmış ve geçmiş yıllardaki popülist söylemlerden mümkün mertebe uzak durmuştur. Cumhurbaşkanı Erdoğan, hem İsrail hem de Filistin’deki sivil kayıpları tasvip etmediğini açıkça ifade etmiştir. Erdoğan, İsrail’in orantısız şiddetini kınarken diplomatik yollardan krizin yatıştırılması için gayret göstereceğinin altını çizmiştir. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da Batılı mevkidaşlarıyla bir dizi görüşme gerçekleştirmiş, aynı zamanda Mısır’ı ziyaret ederek krizin yatışması için aktif rol üstlenmiştir. Dolayısıyla Türkiye’nin Filistin meselesinde artık reelpolitik zeminde hareket ettiğini ve fevri davranmaktan kaçındığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Dolayısıyla Erdoğan hükümetinin dış politikadaki pragmatik yaklaşımı Ortadoğu’ya yönelik eski iddialı söylemlerin geride bırakılması anlamına gelmektedir. Bu durum, Türkiye’nin bölgedeki imajını doğrudan etkileyecektir. Filistin meselesinde bir dönem Mısır’ın pozisyonuna soyunan Türkiye, artık bu rolden vazgeçmiştir. Bölgesel liderlik iddiasından rücu etme, iç politikada AK Parti ve Erdoğan’a destek veren muhafazakar kitlelerde kısmi kopuşlara yol açma potansiyeline sahiptir.

Sonuç olarak, Aksa Tufanı Operasyonu Filistin Meselesi’nin tam da bitti denilen günlerde yeniden gündeme oturmasını sağlamış ve 100 yıllık sorunun bütün sıcaklığıyla çözüm beklediğini göstermiştir. Bölgesel dinamikleri yeniden şekillendirme potansiyeline sahip olan krizin ne zaman sona ereceğini kestirmek oldukça zor görünmektedir. Krizin yatışması için uluslararası kurumların devreye girmesi, özellikle Türkiye ve Mısır’ın ara buluculuk faaliyetlerinde bulunması oldukça önemlidir. Temennim, krizin daha fazla masum insanın hayatını kaybetmeden bir an önce son bulmasıdır.


*Yazılar, yazarlarının sorumluluğundadır, Fikirtepe‘nin kurumsal politikasını yansıtmayabilir.

Visited 220 times, 1 visit(s) today

Close