9:59 am Dış Politika

Çıkmaz Sokak: Netanyahu’nun Gazze Savaşı

Uluslararası toplumun şimdiye kadar engellemekte çaresiz kaldığı İsrail’in Gazze soykırımı üçüncü ayını doldurmak üzere. Hamas’ın 7 Ekim’de düzenlediği Aksa Tufanı Operasyonu’nun ardından, İsrail’in Gazze’ye yönelik kara ve hava saldırılarında çoğunluğunu kadınların ve çocukların oluşturduğu ölü sayısı 21 bini, yaralı sayısı ise 55 bini aşmış bulunuyor. Sivil kayıpların korkunç boyutlara ulaşmasının yanı sıra, Gazze’nin üst ve altyapısı İsrail ordusu tarafından neredeyse tamamen imha edilmiş vaziyette. Filistinli Mültecilere Yardım Kuruluşu Başkanı Philippe Lazzarini geçtiğimiz günlerde bir açıklama yaparak Gazze’de yaşananları “yeryüzündeki cehennem” olarak tanımladı ve süregiden insani trajediye dikkat çekti. Ancak İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, artan uluslararası tepkilere ve savaşın insani maliyetine rağmen Gazze’ye yönelik saldırılarını sürdürmekte kararlı görünüyor. İç politikada uzun süredir zor durumda olan ve 7 Ekim’den sonra halk desteğini ciddi manada kaybeden Netanyahu, kararlılık mesajları vererek Gazze’de kazanmayı hedeflediği zafer üzerinden muarızlarının siyasi tazyiklerini azaltmayı hedefliyor.

Netanyahu, 25 Aralık 2023 tarihinde The Wall Street Journal gazetesi için kaleme aldığı makalede Gazze stratejisine değinerek İsrail’in barış için üç ön koşulu olduğunu vurguladı. Netanyahu, bu koşulları Hamas’ın tamamen imha edilmesi, Gazze’nin silahsızlandırılması ve Filistin toplumunun radikallikten arındırılması olarak sıraladı. Netanyahu’nun makalesinin zamanlaması oldukça manidardı zira Mısır’ın İsrail ile Hamas arasında kalıcı ateşkes planı üzerinde çalıştığı iddialarına ve ABD’nin Tel Aviv yönetimine Gazze’ye yönelik saldırılarının yoğunluğunu azaltma çağrılarına dair haberler uluslararası medya kanallarında iyice yoğunlaşmıştı.

Hamas’ı tamamen yok etmeyi öncelikli stratejik hedef olarak belirleyen Netanyahu’ya göre, bunun yolu Hamas’ın askerî kapasitesinin imha edilmesinden ve Gazze’deki siyasi hegemonyasının ortadan kaldırılmasından geçiyor. Netanyahu, bu hedefi gerçekleştirebilmek için Batılı devletlerin desteğini arkasına almak zorunda olduğunun farkında. Bu nedenle, Netanyahu’nun Batı kamuoyunun güvenlik hassasiyetlerini manipüle eden bir dil kullandığı dikkatlerden kaçmıyor. Netanyahu, Hamas’ı İslami bir terör örgütü olarak tanımlıyor ve Hamas’ın İran’ın Ortadoğu’daki en önemli vekillerinden biri olduğunu ısrarla dile getiriyor. Netanyahu ayrıca, ABD, İngiltere, Fransa, Almanya ve birçok Avrupa ülkesinin Hamas’ın ortadan kaldırılması için İsrail’in yanında durduğunu ifade ederek sivillere yönelik katliamlarına meşruiyet kazandırmaya gayret ediyor.

İsrail’in barış için ikinci şartı olan Gazze’nin tamamen silahsızlandırılması konusunda Netanyahu, Gazze’nin İsrail’e saldırmak için bir üs olmaktan kati surette çıkarılması gerektiğinin altını çiziyor. Netanyahu ayrıca, Gazze’nin çevresinde bir tampon bölge kurulması noktasında açık ve net bir tutum takınıyor. Netanyahu’nun Gazze’nin silahsızlandırılması hususunda üzerinde durduğu bir diğer nokta, Gazze-Mısır sınırında silah kaçakçılığının önüne geçecek ve İsrail’in güvenlik ihtiyaçlarını karşılayacak bir güvenlik mekanizması kurmak. Netanyahu, Gazze’nin silahsızlandırılması konusunda Mahmud Abbas yönetiminden herhangi bir beklenti içerisinde bulunmuyor. Netanyahu’ya göre, Abbas yönetimi Gazze’yi silahsızlandırma kapasitesine ve iradesine sahip bir aktör konumunda değil. Bu bağlamda, Abbas yönetiminin 2007 yılında Hamas tarafından Gazze’den çıkartılması ve Filistin sathında radikalizmi engelleme hususunda başarısız olması İsrail nezdindeki güvenirliğine büyük darbe vurmuş görünüyor. Abbas yönetiminin 7 Ekim saldırılarını kınamaması da Netanyahu’nun tepkisini çeken bir diğer konu olarak belirtiliyor. Dolayısıyla Netanyahu, savaş sonrasında Gazze’nin yönetiminin Abbas’ın liderliğindeki el-Fetih’e bırakılması noktasında irade beyan eden Biden yönetiminden ayrışıyor ve İsrail’in Gazze’de güvenliği sağlama sorumluluğunu eninde sonunda üstlenmek zorunda kalacağını düşünüyor.

Netanyahu’nun üzerinde durduğu üçüncü nokta, Gazze’deki radikalleşmenin engellenmesi meselesi. Netanyahu, Filistin okullarında çocuklara ölüm teması yerine yaşam arzusunun aşılanması ve Filistinli vaizlerin Yahudilerin öldürülmesi konusunda vaaz vermelerine engel olunması gibi hususların üzerinde duruyor. Netanyahu’nun zihninde tebellür eden radikalizmden arındırılmış Gazze’nin en önemli unsurlarından birini sivil toplumun yeniden dizayn edilmesi ve halkın terörle mücadelesini desteklemesi için dönüştürülmesi oluşturuyor. Netanyahu, makalesinde belirttiği bütün bu kriterleri sağladıktan sonra Gazze’nin yeniden inşa edilebileceğini ve Ortadoğu’da kalıcı ve kapsayıcı bir barış için kapının aralanabileceğini düşünüyor.

Netanyahu’nun üç koşuluna bakarak İsrail’in Gazze’de yürüttüğü savaşın çıkmaz sokak olduğu ifade edilebilir. Zira Netanyahu’nun kökünü kazımayı planladığı Hamas’ın Gazze’de güçlü bir toplumsal tabanı bulunuyor. Dolayısıyla Hamas’ı Gazze’den söküp atmanın bahsedildiği kadar kolay olmadığı aşikar. Hamas’ın Gazze’nin yanı sıra Batı Şeria’da da son dönemde toplumsal desteğini artırdığını söylemek mümkün. Batı Şeria’da faaliyet gösteren Filistinli araştırma şirketlerinin yaptıkları anketler, 7 Ekim’den bugüne kadar geçen süreçte Hamas’a ve silahlı direnişe verilen desteğin üç kattan fazla arttığını, buna mukabil Batı Şeria’yı kontrol eden el-Fetih’e verilen desteğin ciddi manada azaldığını gösteriyor.

İsrail’in işgal politikalarına karşı silahlı direnişe yönelik artan desteğin arkasında önemli sebepler yatıyor. İsrail’in yerleşimciler (işgalciler) marifetiyle Batı Şeria’yı adım adım yutması, el-Fetih yönetiminin ise Yahudi işgalcilerin Batı Şeria’da yürüttükleri terörizme mukavemet göstermekten uzak bir tablo çizmesi Hamas’a yönelik sempatiyi besliyor. İsrail’in artık rutin hale gelen katliamları da Gazze dışındaki Filistin topraklarında Hamas’a yönelik bakışı değiştirmiş görünüyor. 7 Ekim’den bugüne kadar İsrail ordusunun Batı Şeria’da aralarında çocukların da bulunduğu 300’e yakın Filistinliyi katlettiği kaydediliyor. Batı Şeria’da tüm bunlar olurken el-Fetih lideri Mahmud Abbas, kontrol ettiği bölgelerde silahlı unsurları kontrol etmek için İsrail güçleriyle iş birliği yapmaktan geri durmuyor. Dolayısıyla Batı Şeria pek çok gözlemci tarafından saatli bombaya benzetiliyor ve Gazze’de yaşanan çatışmaların Batı Şeria’da yeni bir intifadanın fitilini ateşleme ihtimalinden bahsediliyor. Bu senaryonun gerçekleşmesi durumunda, Netanyahu’nun oldukça zor durumda kalacağını ve Gazze Savaşı çerçevesinde belirlediği stratejik hedeflerinin tamamen çıkmaza gireceğini kestirmek zor değil.

Altı çizilmesi gereken bir diğer nokta, Netanyahu’nun Aksa Tufanı Operasyonu’nun akabinde yakaladığı rüzgarı artık kaybettiği. Zira Batılı devletler çatışmaların ilk günlerinde İsrail’in kendini savunma hakkına kayıtsız şartsız destek verirken Gazze’deki sivil kayıpların artması bu devletlerin tutumunda tedricî bir değişikliğe yol açmış görünüyor. ABD Başkanı Joe Biden, İsrail’in Hamas’ı yok etme politikasını askerî ve diplomatik olarak desteklerken, Gazze’nin ayrım gözetmeksizin bombalanmasını tasvip etmediğini söylemekten geri durmuyor. Biden, İsrail’e verdiği desteğin temel nedeni olarak bağımsız bir Filistin devletinin kurulması için barış görüşmelerinin yeniden canlandırılmasını gösteriyor. Son günlerde, Avrupa’dan da kalıcı ateşkese yönelik net mesajlar geliyor. İngiltere, Almanya ve Fransa, Gazze’de “sürdürülebilir ateşkes” çağrılarını yineliyor. Sunday Times gazetesinde ortak bir makale kaleme alan İngiltere Dışişleri Bakanı David Cameron ve Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, Gazze’de yaşanan sivil kayıplara dikkat çekerek Filistin’de geleceği kuşatan kalıcı bir barışa duyulan ihtiyaca vurgu yaptılar. Fransa da benzer şekilde Gazze’de yaşanan sivil kayıplarından duyduğu rahatsızlığı açık bir biçimde dile getiriyor. Bu kapsamda Fransa, geçtiğimiz günlerde BM’de acil insani ateşkes isteyen önergeye destek veren 153 ülke arasında yer aldı.

Sonuç olarak, Netanyahu’nun Gazze Savaşı’nın İsrail için çıkmaz sokak olduğu net bir biçimde görülüyor. Gerek çatışmaların Gazze’den Batı Şeria’ya yayılma ve yeni bir intifadayı tetikleme ihtimali, gerekse uluslararası kamuoyundan Netanyahu’ya yönelik artan tepkiler yakın zamanda kalıcı ateşkesin ciddi bir ihtimal olarak gündeme geleceğini gösteriyor.


*Yazılar, yazarlarının sorumluluğundadır, Fikirtepe‘nin kurumsal politikasını yansıtmayabilir.

Visited 67 times, 1 visit(s) today

Close