10:55 am Dış Politika, Nuri Salık

Bölgesel Rekabetten Normalleşmeye: Türkiye-Mısır İlişkilerinin Dönüşümü

Bölgesel Rekabetten Normalleşmeye: Türkiye-Mısır İlişkilerinin Dönüşümü

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi’nin daveti üzerine 12 yıl aradan sonra 14 Şubat 2024 tarihinde Mısır’ı ziyaret etmesi yurt içi ve yurt dışında büyük yankı uyandırdı. İsrail’in Gazze’deki katliamlarının devam ettiği bir ortamda gerçekleşen ziyaret, Türkiye ile Mısır arasındaki buzların tamamen erimesine yönelik beklentileri arttırırken geçmişe yönelik bir dış politika muhasebesini de beraberinde getirmiştir. Muhalifler, Erdoğan’ın Muhammed Mursi’ye karşı kanlı bir darbe yaptıktan sonra iktidarı tekeline alan Sisi’ye karşı geçmişte kullandığı sert ifadeleri arşivden çıkartıp iktidarın dış politika zikzaklarını yerden yere vururken iktidar çevreleri Erdoğan’ın ziyaretinin gayet doğal ve yerinde bir adım olduğunu ve Türkiye’nin âli menfaatlerinin bunu gerektirdiğini iddia etmişlerdir.

İktidar ile muhalefet arasında dış politika ekseninde yaşanan kavgayı bir kenara koyup olaya serinkanlı bir biçimde yaklaşırsak Erdoğan’ın Mısır ziyaretinin önemli bir kırılma olduğunu söyleyebiliriz. Zira Türkiye-Mısır ilişkilerinin mahiyetinin Soğuk Savaş döneminden itibaren sadece iki ülkeyi değil, aynı zamanda Ortadoğu bölgesel sisteminin de dinamiklerini doğrudan etkilediği bilinen bir gerçekliktir. Dolayısıyla uzun bir bunalım döneminin ardından Türkiye-Mısır normalleşmesi için kapıların aralanmasının iki ülkeyi aşan birtakım bölgesel etkilerinin olacağı muhakkaktır. Gazze Savaşı’nın devam ettiği bir ortamda normalleşme adımının atılması Ortadoğu siyaseti bağlamında kayda değer bir gelişme olarak not edilmelidir. Ayrıca Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçmişe sünger çekerek Sisi’yle samimi pozlar vermesinin seçim sath-ı mailine girdiğimiz bir ortamda iç politika üzerinde de etkilerinin olması kuvvetle muhtemeldir.

Peki, Türkiye ile Mısır ilişkileri neden uzun bir süre krizden çıkamadı? İki ülke arasındaki yumuşama süreci nasıl başladı, bugüne nasıl gelindi? Erdoğan’ın ziyaretinden sonra Ankara-Kahire hattında neler olabilir? Bu ziyaretin dış politikaya ve iç politikaya bakan boyutları nelerdir? Bu yazıda, bu sorulara cevap vermeye çalışacağım.

Öncelikle Türkiye-Mısır ilişkilerinin mahiyetini anlamak için tarihsel perspektifi dayanak noktası yapmak elzemdir. Ortadoğu’da Türkiye-Mısır rekabetinin kökenleri Soğuk Savaş yıllarına kadar uzanmaktadır. Türkiye, 1950’li yıllarda Demokrat Parti yönetiminde NATO’ya girmesinin hemen ardından dış politikasını ABD ile eş güdümlü hale getirmiş ve Ortadoğu’ya yönelik ağabey politikası izlemeye başlamıştı. Bu dönemde Ortadoğu’da radikal Arap ülkeleri arasında anti-emperyalizm ve pan-Arabizm rüzgarı esiyordu. Bu dalganın en güçlü temsilcisi ise Mısır lideri Cemal Abdünnâsır’dı. Adnan Menderes liderliğindeki Demokrat Parti’nin bölge devletlerinin emperyalizme yönelik kötü hafızalarını görmezden gelmesi, Mısır’ın Türkiye’yi Batı’nın bölgedeki jandarması olarak görmesine neden oldu. Bu dönemde Bağdat Paktı’nın kurulması bölgesel hegemonya arayışındaki Menderes ile Nâsır’ı karşı karşıya getiren en önemli dönüm noktası oldu. Nâsırcılığın ulus-ötesi bir güç olarak ortaya çıkması ve Suriye, Ürdün, Lübnan, Yemen gibi ülkelerde etkinlik kazanması Türkiye tarafından ulusal güvenlik tehdidi olarak algılandı. Türkiye-Mısır ilişkileri Soğuk Savaş boyunca iki ülkenin farklı kamplarda konumlanmaları nedeniyle gözle görülür bir biçimde gelişmedi. Türkiye, 1967 ve 1973 Arap-İsrail Savaşlarında Arap ülkelerine yakın bir tutum takınsa da Türkiye-Mısır ilişkilerinde beklenen ivme yakalanamadı. Enver Sedat yönetiminin 1978 yılında Camp David Anlaşmasını, 1979 yılında İsrail-Mısır Barış Anlaşmasını imzalaması ve pan-Arabizm ile Filistin davasının liderliğinden vazgeçmesi, Mısır’ı Sovyetler Birliği’nden uzaklaştırarak ABD yörüngesine oturttu. Bu tarihten sonra, Türkiye’nin Mısır’a yönelik güvenlik endişeleri tamamen ortadan kalkmış oldu.

Türkiye-Mısır ilişkilerinde kayda değer gelişmeler AK Parti’nin 3 Kasım 2002’de iktidara gelmesinin ardından yaşanmıştır. AK Parti iktidarıyla birlikte Türkiye’nin yeni Ortadoğu politikası etkilerini Ankara-Kahire hattında da göstermiş ve ikili ilişkiler karşılıklı üst düzey ziyaretlerle gelişmeye başlamıştır. Ancak Türkiye-Mısır normalleşmesi, ilk ciddi sınamasını Arap Baharı sürecinde yaşamıştır. Komşularla sıfır sorun parolasıyla Arap ülkeleriyle ilişkilerini düzelten AK Parti, iyi ilişkiler geliştirdiği Arap diktatörleri ile onlara karşı sokakları dolduran ve devrilmelerini isteyen demokrasi taraftarı halk kitleleri arasında kalmıştır. AK Parti, kısa bir bocalamanın ardından iç politikadaki konumunu da göz önünde bulundurarak iradesini halklar lehine kullanmıştır. Mısır’da devrim sürecinin Ocak 2011’de başarılı olması ve takip eden süreçte İhvan-ı Müslimin iktidarının tesis edilmesi Türkiye-Mısır ilişkilerini yepyeni bir evreye sokmuştur. Muhammed Mursi’nin Mısır’ın seçilmiş ilk cumhurbaşkanı olarak 2012 yılında iş başına gelmesiyle birlikte Ankara-Kahire hattında ilişkiler zirveye ulaşmıştır.

Ancak tarihler 3 Temmuz 2013’ü gösterdiğinde General Abdülfettah es-Sisi’nin Mursi’ye karşı gerçekleştirdiği askerî darbe ve akabinde Rabia ve Nahda meydanlarındaki sivil protestoların kanlı bir biçimde bastırılması, bölge ülkeleri arasında en çok Türkiye’nin tepkisini çekmiştir. Cumhurbaşkanı Erdoğan, muhtemelen bir dönem mensubu olduğu Refah Partisi’nin 28 Şubat sürecinde başına gelenlerin kötü hatıralarının etkisiyle, Mısır’da yaşanan sürece oldukça sert tepkiler vermiştir. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Mısır’da iktidara el koyan Sisi’yi “darbeci” ve “zalim” olarak telin etmiş ve kendisiyle asla bir araya gelmeyeceğini açıkça pek çok defa deklare etmiştir.  Erdoğan, Sisi rejimine karşı direnen kitlelerin Rabia sembolünü de katıldığı hemen hemen bütün etkinliklerde kullanmıştır. İktidara yakın yazarlar da bu dönemde sık sık demokrasi tecrübelerine dair Türkiye ile Mısır arasında analoji kurmuşlar ve Türkiye’nin Sisi rejimiyle diplomatik ilişki kurmamasını salık vermişlerdir. Sonuç olarak, Türkiye ile Mısır arasındaki diplomatik ilişkiler tamamen kesilmiştir. Mısır’ın Birleşik Arap Emirlikleri ile birlikte 15 Temmuz FETÖ darbe girişiminin arkasındaki karanlık mihraklardan biri olmakla suçlanması ve Muhammed Mursi’nin 17 Haziran 2019’da yargılandığı mahkeme salonunda fenalaşarak hayatını kaybetmesinin yol açtığı tepkiler Türkiye ile Mısır arasındaki gerginliği arttırmıştır.

2019-2020 yıllarına gelindiğinde Ankara ile Kahire arasındaki gerginlik had safhaya ulaşmıştır. Türkiye ve Mısır’ı iki mesele karşı karşıya getirmiştir: Libya ve Doğu Akdeniz. Mısır, Kaddafi’nin devrilmesinin ardından patlak veren Libya İç Savaşı’nda Tobruk merkezli Halife Hafter güçlerini desteklerken Türkiye, Trablus’taki Ulusal Mutabakat Hükümetinin yanında yer almıştır. Böylece Türkiye ile Mısır, Libya sahasında doğrudan karşı karşıya gelmiştir. Libya’daki rakip iki unsuru desteklemek Ankara ile Kahire arasında tansiyonu arttırmıştır. Mısır’ın Doğu Akdeniz’de Kasım 2019’da imzalanan Türkiye-Libya Anlaşması’na karşı Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’yle ilişkilerini geliştirmesi ikili ilişkileri olumsuz etkileyen bir diğer gelişme olmuştur. Mısır, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki etkinliğini kısıtlamak maksadıyla Yunanistan’la Ağustos 2020’de Münhasır Ekonomik Bölge Anlaşması imzalamıştır. Mısır-Yunanistan Anlaşması, Türkiye’nin tepkisini çekmiş ve Ankara anlaşmanın geçersiz olduğu deklare edilmiştir. Dolayısıyla bu dönemde Ortadoğu bölgesel güvenlik kompleksinde, Türkiye ile Katar, Mısır-Suudi Arabistan-Birleşik Arap Emirlikleri blokunun karşısında yer almıştır. Böylece Türkiye ve Mısır bölgesel rekabetin ana aktörleri olarak sivrilmişlerdir.

Joe Biden’ın Kasım 2020’de ABD başkanı seçilmesi Ortadoğu’da etkisini hemen göstermiş ve bölge ülkeleri dış politikalarında gözle görülür değişikliklere gitmişlerdir. Türkiye de bu dönemde dış politikasını yeniden gözden geçirme ihtiyacı hissetmiş ve daha önce Ortadoğu’da ilişkilerinin kötü olduğu ABD yanlısı ülkelerle ilişkilerini normalleştirme arayışına girmiştir. Ankara, bu çerçevede İsrail, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır’la ilişkilerinde yeni bir sayfa açmıştır. Türkiye ile Mısır dışişleri bakan yardımcılarının 2021 Mayıs ayında başlattıkları görüşmeler, Kasım 2022’de Erdoğan ile Sisi’nin Katar’daki Dünya Kupası açılışında tokalaşmasıyla yeni bir evreye girmiştir. Dönemin Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Mart 2023’te Kahire’yi ziyaret etmiş, bu ziyaretin ardından Temmuz 2023’te iki ülke karşılıklı olarak büyükelçilerini yeniden atamıştır. Erdoğan ile Sisi, Kasım 2023’te Gazze krizi etrafında düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı-Arap Birliği Olağanüstü Ortak Zirvesi’nde bir görüşme gerçekleştirmiştir. Erdoğan’ın 14 Şubat 2024 tarihinde gerçekleştirdiği Kahire ziyareti ise süreci tamamlayan son halka olmuştur. Sisi’nin Erdoğan’ı havalimanında karşılaması ve Erdoğan’ın basın toplantısında Sisi’den “kardeşim” sözleriyle bahsetmesi iki lider arasındaki buzların tamamen eridiği şeklinde yorumlanmıştır.

Peki, Türkiye-Mısır ilişkilerinin normalleşmesinin bölgesel etkileri neler olabilir? Öncelikle süregiden Gazze krizine bakacak olursak, Türkiye-Mısır normalleşmesinin Gazze’de yaşanan insani trajediye çare olmasını beklenmemelidir. Zira Mısır, özellikle ekonomik alanda ABD ve İsrail ile yapısal ilişkilere sahiptir. Mısır’ın ulusal çıkarlarını önceleyen Sisi rejiminin Gazze nedeniyle ABD ve İsrail ile ilişkileri bozacak ve Mısır’ı ekonomik olarak yıkıma uğratacak bir adım atması mümkün görünmemektedir. Zaten Mısır makamları İsrail’le 1979 yılında imzalanan barış anlaşmasından çekilmek gibi bir amaçlarının olmadığını açıkça deklare etmektedirler.

Türkiye-Mısır normalleşmesinin en önemli etkileri Doğu Akdeniz’de ve Libya sahasında görülebilir. Mısır’ın Türkiye’yi bertaraf eden bir enerji koridorunun makul olmadığını anlaması, Ankara ile Kahire arasında Doğu Akdeniz’de ortak hareket edilmesini sağlayabilir. Bu durum, Ankara’nın Doğu Akdeniz’de elini güçlendirecek bir gelişme olarak kaydedilmelidir. İkinci husus, Türkiye-Mısır normalleşmesi Libya’da istikrarın sağlanmasına hizmet edebilir. Zira Türkiye ile Mısır, Libya sahasında rakip güçleri destekleyen başat iki aktör olarak ön plana çıkmaktadır. Ankara ile Kahire normalleşmesinin Libya’nın siyasi geleceği üzerinde olumlu etki göstermesi kuvvetle muhtemeldir.

Son olarak, Türkiye-Mısır normalleşmesinin Türkiye’nin iç politikasında da yansımaları olacaktır. Sisi rejimiyle normalleşmenin AK Parti’nin dış politika hanesine eksi yazıldığının altı çizilmelidir. Her ne kadar Türkiye-Mısır normalleşmesi ulusal çıkarlar gereği atılan bir adım olarak lanse edilse de bu değişimin özellikle AK Parti’nin muhafazakar tabanında bir rahatsızlığa yol açtığı gözlemlenmektedir. Bu bağlamda, seçim sath-ı mailine girdiğimiz bir ortamda Sisi yönetimiyle normalleşmenin muhafazakar tabanın bir kısmının yerel seçimlerde Yeniden Refah Partisi’ne yönelmesine yol açması beklenebilir…


*Yazılar, yazarlarının sorumluluğundadır, Fikirtepe‘nin kurumsal politikasını yansıtmayabilir.

Visited 68 times, 1 visit(s) today

Close