1:11 pm Dış Politika, Nuri Salık

Antalya Diplomasi Forumu, Batı Narsizmi ve Türkiye

Antalya Diplomasi Forumu, bu yıl 1-3 Mart 2024 tarihleri arasında Antalya’da toplandı. Ben de Dışişleri Bakanlığı Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin davetlisi olarak foruma katılma fırsatı buldum. “Krizler Döneminde Diplomasiyi Öne Çıkarmak” başlıklı bu yılki forum, küresel siyaseti esir alan kriz sarmalına atıf yaparken krizlerin çözümü için diplomasiyi ön plana çıkartan bir temayla katılımcılarıyla buluştu. Foruma 148 ülkeden 4700 kişi katılım sağlarken 19 devlet başkanı ve 73 bakan da foruma iştirak ederek diplomatik temaslarda bulundu. Mart 2022’de Rusya-Ukrayna temaslarına ev sahipliği yaparak adından söz ettiren forumda, bu yıl da birbirinden kritik meseleleri masaya yatıran çeşitli paneller ve toplantılar düzenlendi. Forumda Afrika’dan Balkanlar’a, Avrupa güvenlik mimarisinden Gazze’ye, gıda güvenliğinden diplomaside yapay zekanın yerine kadar pek çok konu ve tema tartışıldı. Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov, KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Güney Afrika Dışişleri Bakanı Naledi Pandor, Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Mısır Dışişleri Bakanı Semih Şükri forum süresince dikkatimi çeken üst düzey katılımcılardı…

Üçüncüsü düzenlenen forumun sürekli ve istikrarlı bir organizasyon haline gelmesi, Münih Güvenlik Konferansı gibi dünyadaki muadilleriyle birlikte anılmasını sağlayan önemli bir husus olarak kaydedilmeli. Türkiye’nin dört bir yanından gelen akademisyenlerin ve üniversite öğrencilerinin foruma katılması, bir yandan foruma bilimsel bir derinlik kazandırırken diğer yandan öğrencilerin böyle bir organizasyona şahitlik ederek Türkiye’nin geleceğine öz güvenle bakmasını sağladığını da vurgulamadan geçemeyeceğim.

Antalya Diplomasi Forumu’nda 2024’e damga vuran en önemli konu hiç şüphesiz Gazze’ydi. Hem Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hem de Dışişleri Bakanı Hakan Fidan forumun açılışında yaptıkları konuşmalarda Gazze hakkında net mesajlar verdi. İsrail’in Gazze soykırımının devam ettiği bir ortamda düzenlenen forumda, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Gazze’yi uluslararası sistemin ve insanlığın iflas ettiği yer olarak tanımlaması oldukça dikkat çekiciydi. Erdoğan ayrıca, uluslararası toplumun Filistin’e bir borcu olduğunu, bu borcun da ancak Filistin’in bağımsızlığının tanınarak ödenebileceğini ifade etti. Dışişleri Bakanı Fidan da konuşmasında Gazze meselesine önemli bir yer ayırdı. Fidan da Gazze Savaşı’nı uluslararası sistemin kriziyle özdeşleştirerek şu ifadeleri kullandı: “Gazze’de yaşananlar, uluslararası sistemin meşruiyet krizinin en açık işaretidir. Gazze’nin fotoğrafı, uluslararası sistemin ikiyüzlülüğünün gizlenemez şekilde ortaya çıktığı bir felaket anıdır. Bugün artık Gazze’deki katliamın suç ortaklığını taşıyamadığı için kendini yakan Amerikalı askerin duruşu, uluslararası sistemin meşruiyet krizinin örtülemez işaretidir.”

Antalya Diplomasi Forumu’nun 2024’ün sadece küresel siyaseti ilgilendiren sorunların konuşulmadığı, bilakis bu sorunlara etkili çözümler üretme noktasında ciddi tartışmalara ev sahipliği yapan bir platform olduğunun altı çizilmeli. Zaten forumun bu yılki başlığında uluslararası sistemin içine girdiği krizler sarmalına vurgu yapılarak bu krizlerden kurtulmanın tek yolunun diplomasiyi etkili bir biçimde kullanmaktan geçtiği ifade edildi. Bu bağlamda, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurgulanan, güç dengesini merkeze alan ve kurallara dayalı uluslararası sistemin artık işlemediği bir vasatta, Antalya Diplomasi Forumu yeni arayışların dile getirildiği önemli bir platform olarak ön plana çıkmış durumda. Gerçekten de uluslararası sistemin mevcut haliyle ürettiği eşitsizliklerin ve adaletsizliklerin artık sürdürülemeyeceği, sadece Gazze özelinde yaşanan trajedi de değil, bugün dünyanın farklı bölgelerinde yükselişe geçen aktörler üzerinden de gözlemlenebilir. Uzun yıllardır ABD’nin ana kaygısının Çin’in yükselişi olduğu, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal ederek Avrupa’nın güvenliğini tehlikeye attığı göz önünde bulundurulduğunda uluslararası sistemin yeni bir kavşakta olduğu rahatlıkla anlaşılabilir.

Daha önce Fikirtepe’de kaleme aldığım bir yazıda, küresel sistemde reform arayışının gücü elinde bulunduran BM Güvenlik Konseyi’nin 5 üyesi tarafından mutlak surette engelleneceğinin altını çizmiştim. Elbette uluslararası sistemin yapısındaki adaletsizlikleri giderecek bir geçişi gerçekleştirmek kısa vadede mümkün görünmüyor. Ancak Türkiye, diğer pek çok bölgesel aktör gibi uluslararası sistemdeki boşlukları diplomasi yoluyla doldurmayı ve krizlere bölgesel aktörlerle iş birliği yaparak çözüm bulmayı önceleyen bir politika hattı takip ediyor. Dışişleri Bakanı Fidan’ın Antalya Diplomasi Forumu 2024’ün kapanış konuşmasında forumu “Bölgesel sahiplenme anlayışıyla, küresel sorunlara dönük farklı yaklaşımların ve tecrübelerin paylaşıldığı, farklı dünya tahayyüllerinin dile getirildiği Forum, diplomaside küresel bir marka ve fikir platformu olarak prestijini her geçen yıl artırmaktadır” sözleriyle tanımlaması önemli mesajlar içeriyor. Burada karşımıza çıkan en dikkat çekici kavramsallaştırma bölgesel sahiplenme. Yani Türkiye, BM Güvenlik Konseyini teşkil eden 5 büyük gücün küresel sorunları çözme hususunda aksiyon alamamasını bölgesel inisiyatiflerle kapatma stratejisi izliyor. Gazze Temas Grubu ve Gazze’ye yönelik garantörlük önerisi tam da bu bağlamda önem kazanıyor…

Yazının başında Antalya Diplomasi Forumu 2024’e 148 ülkeden katılım olduğunu belirtmiştim. Ancak hemen vurgulamak gerekir ki Kıta Avrupası’ndan ve Kuzey Amerika’dan Antalya Diplomasi Forumu 2024’e maalesef yüksek düzeyli bir katılım olmadı. Foruma ağırlıklı olarak Afrika ve Doğu Avrupa ülke temsilcilerinin katıldığı dikkatlerden kaçmadı. Foruma katılan akademisyenler ve gazeteciler Batı’nın ilgisizliğinin nedeni olarak Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov’un katılımını gösterdiler. Zaten Lavrov da konuşmacı olarak yer aldığı panelde Batı merkezli uluslararası sisteme karşı sert ifadeler kullanan ve Ukrayna işgalini meşru gösteren açıklamalar yaptı. Yine de Batılı devletlerin adında “diplomasi” bulunan böyle önemli bir platforma üst düzey katılım sağlamamasını yadırgadığımı söylemeliyim. Diplomasi her şeyden önce konuşmak ve sorunları diyalog yoluyla çözmek olduğuna göre Batılı devletlerin tavrı adeta “küstüm-oynamıyorum” demekten başka bir anlam ifade etmemektedir. Rusya-Ukrayna Savaşı’nda görüşmelerin başlamasına ve daha sonra Tahıl Koridoru Anlaşması’na uzanan sürece vesile olmuş bir platforma Batılı mercilerin kayıtsızlığı anlaşılabilir bir durum değildir.

Batı bugün giderek cazibesini yitiren bir çekim merkezi konumundadır. Türkiye ise dinamik bir ülke olarak, Antalya Diplomasi Forumu 2024 kapsamında da altı çizildiği üzere, bölgesel inisiyatifler geliştirerek çevresini kuşatan kriz alanlarına istikrarlaştırıcı bir güç olarak müdahil olmaktadır. Suriye, Libya, Karabağ, Doğu Akdeniz, Ukrayna, Somali bu alanlardan sadece birkaçıdır. Türkiye ile Somali arasında Şubat ayının sonunda imzalanan Savunma ve Ekonomik İş Birliği Anlaşması ile Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski’nin 8 Mart’ta kalıcı barışı görüşmek için Türkiye’yi ziyaret etmesi son günlerde ön plana çıkan iki gelişme olmuştur. Dolayısıyla Türkiye bölgesel düzlemde etkinliğini arttırmakta ve günden günde derinleştirmektedir. Uluslararası sistemde etkinliği artan Türkiye ile iş birliği yapmak Batılı ülkelerin lehine olacak bir tutumdur. Uluslararası sistemin dönüşümünün bütün hararetiyle hissedildiği bir ortamda Batı’nın narsizmi bırakıp farklı seslere kulaklarını tıkamaması, zaten Gazze Savaşı nedeniyle Batı’nın aşınan imajını kurtaracak yegane yöntem olacaktır. Artık uluslararası sistemde yeni dönemin ayak sesleri duyulmaktadır. Batı’nın karar vermesi gereken husus, bu döneme Türkiye ile birlikte mi, yoksa ayrı mı gireceğidir. Türkiye, zaten kurumsal parçası olduğu Batı’nın küresel etkinliğini arttıracak kapasiteye sahiptir ancak Batı’nın bu durumun ne derece farkında olduğu soru işaretidir…


*Yazılar, yazarlarının sorumluluğundadır, Fikirtepe‘nin kurumsal politikasını yansıtmayabilir.

Visited 62 times, 1 visit(s) today

Close